"Taha Akyol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Taha Akyol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Taha Akyol

Kültür ve medeniyet

CUMHURBAŞKANI Erdoğan tarafından Maryland’de açılışı yapılan cami ve külliye neden sadece “Kültür Merkezi” değil de “Kültür ve Medeniyet Merkezi” olarak adlandırıldı?

Aslında resmi adı “Diyanet Center of America” yani Amerika Diyanet Merkezi...

 

“Kültür ve Medeniyet Merkezi” tanımını Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez yaptı, hemen benimsendi.

 

Bunun Müslümanlardaki derin bir bilinçaltını yansıttığını düşünüyorum.

 

Çok değerli bir eser, emeği geçen herkesi kutluyorum. Mimar Sinan’ın üslubunu ve Osmanlı mimarisini Amerika’ya taşıdığı için de alkışlıyorum.

 

GÖKALP’İN ETKİSİ

 

Bizde “kültür” ve “medeniyet” kavramlarına farklı tanımlar verilmesinin müellifi sosyolog Ziya Gökalp’tir. Etkilendiği sosyolog Durkheim’da böyle bir ayrım olmadığı halde, Gökalp’in bu ayırımı yapması Osmanlı modernleşmesindeki bir ihtiyaca yani sosyolojik bir olguya dayanıyordu: Gökalp’in “hars” dediği “kültür” millidir, dil, edebiyat, inanç, sanat gibi... Bunları korumalıydık.

 

“Medeniyet” ise evrensel “ilim ve fen”dir, bunları Batı’dan almalıydık.

 

Bu ayırımı İslamcılar da hemen benimsedi.

 

Bu iki kavramın iç içe ve ayrı yönleri üzerinde duracak değilim. Sadece Anglosakson sosyolojisinde bu ayırımın bulunmadığını belirteyim. Huntingon “medeniyetler savaşı” diyor; Gökalp olsa “kültürler savaşı” derdi.

 

YÜKSELİŞ VE DÜŞÜŞ

 

Bizde “kültür”le yetinmeyip “kültür ve medeniyet” diye vurgulanmasının sebebi, şüphesiz “medeniyet” denilince akla gelen alanlarda geri kalmış olmamızdır.

 

Prof. Salim Al-Hassani, “1001 İcat” adlı eserinde bilim ve teknoloji tarihinde Müslümanların katkılarını anlatır. Zikrettiği bilgin ve mucitlerin adlarını saydım:

 

Toplam 115 bilgin ve mucitten 88’i İslam medeniyetinin gelişme çağları olan 12. asrın sonuna kadar ortaya çıkmış.

 

Kalan 27’si 13. yüzyıldan sonra... 19. ve 20. yüzyıllarda hiç yok!

 

Temeldeki muazzam ve fevkalade karmaşık problemin özetir bu tablo!

 

12. yüzyıla kadar İslam’da bilim, felsefe ve hukuk Avrupa’nın çok ilerisindeydi...

 

Her türlü fikrin tartışıldığı, felsefi düşüncenin önem kazandığı bir dönemdi 12. yüzyıla kadar...

 

Moğol istilası ve Haçlı Seferleri’nin maddi yıkımı zihinleri daraltırken, istibdat idareleri de hür düşünceyi ortadan kaldırdı.

 

İbni Sina, Farabi, İbn Rüşd gibi isimler sapık sayıldı... Bunlardan Latinceye yapılan tercümeler, Avrupa’daki Rönesans dinamiğini hızlandırdı...

 

Bu zihni daralma ve gerilemenin özeti, “içtihat kapısı kapandı” (Yeni fikirlere yer yok!) söylentisinin asırlarca egemen olmasıdır.

 

ÇAĞIMIZDA MEDENİYET

 

Çağımızda İslam toplumları bu gerileme asırlarının içinden geliyor.

 

Ne kadar sorunlu olduklarını anlatmaya ihtiyaç yok.

 

İslam toplumlarında düzgün bir devlet yönetimi, iyi işleyen kurumlar, hukuk ve demokrasi neden gelişmemişse, bilim de aynı sebepten gelişmemiştir.

 

Tabii ki “bilim”in çeşitli anlamları var.

 

Burada benim kastettiğim, Batı’yı güçlendiren modern bilimdir: Bilginin deney ve gözlemden elde edilmesi ve matematikle ifadesi...

 

Azgelişmiş ya da otoriter bir ülkede üniversite ve enstitülerde bol ödenekle bilimi geliştirmek mümkündür.

 

Fakat toplumsal dinamizmin siyasi çatışmalara değil, bilgide ve ekonomide üretime yönelmesini istiyorsak bunun yolu bilim zihniyetinin kademe kademe topluma yayılmasıdır.

 

Bunun da tek şartı hukuki ve rasyonel ilkelere göre işleyen kamu kurumlarıdır, hukukun üstünlüğüdür, yönetenlerin takdirine değil, çağın ölçülerine göre düşünce ve ifade hürriyetidir...

 

Çağımızda “medeniyet” dediğimiz şey de bütün bunların toplamı değil mi?

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI