"Taha Akyol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Taha Akyol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Taha Akyol

Kördüğüm!

BARZANİ geri adım atmıyor, tepkiler artıyor. Bu satırlar yazılırken sorun çok tehlikeli bir kördüğüm halindeydi, çözüm ışığı görünmüyordu.

Amerika’nın baskısıyla Barzani ile Bağdat arasında bir görüşme süreci başlar da yüksek ateş referandumun ertelenmesiyle biraz düşer mi acaba? İnşallah, ama dikkat ettiniz mi, “ateşi düşürmek”ten bahsediyorum, “çözüm”den değil!

‘DÖRT PARÇA’

Çeklerle Slovaklar gibi tokalaşarak ayrılmak veya İsviçreliler gibi birlikte yaşamak Ortadoğu’da mümkün olsaydı bu sorunlar böyle kanlı ve tehlikeli olmazdı zaten.

Ortadoğu bir kan gölüdür, mevcut sınırlardaki bir değişme bütün çevreyi içine alan bir kan deryasına yol açabilir. Kürt milliyetçileri arasında PKK, KDP, KYB gibi ayrı ve ihtilaflı hareketler var ama “dört parça” kavramıyla ifade ettikleri “PanKürdizm”de beraberler.

Referandumun yarattığı endişeler kesinlikle haklıdır. İsrail’den başka doğru bulan yok zaten.

Ama Kürt hareketlerinin 21. yüzyılda siyasi bir aktör olarak giderek etkinleştiği de bir gerçek.

1926 SINIRI

Türkiye-Irak sınırı 5 Haziran 1926’da imzalanan Ankara Antlaşması’yla çizildi, hemen 7 Haziran’da Meclis’te müzakeresiz onaylandı.

Antlaşmaya Irak adına imza atan Nuri Said, Birinci Dünya Savaşı’nda Arap isyanına katılmış eski Osmanlı subayıydı.

Meclis’te Kazım Karabekir’in “Memleketin girdiği derin müşkülat içinde hükümetin muhtaç olduğu yardımı sükûtumuzla veriyoruz” sözü zabıtlara geçti.

Karabekir “İstiklal harbinden daha zayıf durumdayız” diyerek Kürt ve Musul meselelerinde sıkıntıların büyümekte olduğu uyarısını yapmıştı.

Çünkü Milli Mücadele’deki geniş ufuk ve hiçbir ayrıntıyı gözden kaybetmeyen muazzam dikkat içeriye, devrimlere ve Şeyh Sait isyanına odaklanmıştı.

GÜÇLÜ OLMAK

Prof. İhsan Şerif Kaymaz, “Musul Sorunu” adlı eserinde, 1926’da İngiltere’nin vermeye hazır olduğu toprak ve petrol tavizlerini bile almadan imza attığımızı anlatır.

İç gerilimler dışarıda zaaf yaratmıştı.

Bugün, 21. yüzyılda yeni boyutlar kazanacağı belli olan ve dört ülkeyi ilgilendiren Kürt sorunlarında Türkiye’nin uzun vadede doğru sonuçlar alabilmesi, içeride iyi durumda olmasına bağlıdır: Kutuplaşma illetinden çıkabilmek, “ülkeye aidiyet” duygusunu güçlendirecek hukukun üstünlüğüne, adalete, temel hak ve hürriyetlere önem vermek... Türkiye’de vatandaş olarak yaşamayı cazip hale getirmek...

Bu, dışarıda da Türkiye’nin itibarını artırır.

Son yıllara kadar böyleydi.

Abdullah Gül de “Bir zamanlar çok parlayan ışığımız aynı parlaklıkta değil” dememiş miydi?

Hamaset içeride kutuplaşmayı, dışarıda diplomatik sorunları körükledi.

BATI İLE İLİŞKİLER

TV’lerde dinliyorum, 1926 antlaşmasına göre Türkiye’nin Musul’da hakkı varmış! Hayır böyle bir şey yok. Antlaşmanın 5. maddesinde sadece kabul edilen “sınırların dokunulmazlığı”ndan bahsedilir.

Diğer maddelerde, sınırın iki tarafında “75 km derinlikte” tarafların “yağmacı, eşkıya ve haydut” takibine yetkili oldukları belirtilir.

Bugün Kuzey Irak’a yaptığımız operasyonların dayanaklarından biri budur.

Sınır değişirse bu maddenin uygulanması Barzani’ye bağlı olacaktır.

Musul romantizmiyle Türkiye dünyada toprak kazanmak isteyen, Osmanlı coğrafyasına özenen ülke görüntüsü vermekten sakınmalıdır.

Ortadoğu’nun nasıl bir kaos içinde olduğu bellidir.

Türkiye’nin iki yüz yıldan beri olduğu gibi Batı ittifakına ve Avrupa ilişkilerine önem vermesi, bu ilişkilerle kendini Ortadoğu diplomasisinde de güçlendirmesi gerekir.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI