"Taha Akyol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Taha Akyol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Taha Akyol

Kim değil, nasıl?

ADALET heykelinin gözleri neden bağlıdır?

Terazide tarttığı, yargıladığı kişilerin “kim” olduğuna bakmasın diye. “Bizden mi, değil mi?” şeklinde bir duyguya kapılmasın diye.
Sadece fiillerin, davranışların, hareketlerin “nasıl” olduğunu tartsın, ona göre hüküm versin diye.
Yalnız adalette değil, demokraside de temel soru, “Kim?” değil, “Nasıl?” sorusudur: Totaliter, otoriter veya demokratik, “nasıl” bir sistemle yönetileceğiz?
Siyaset felsefesinin temelinde bu sualin bulunduğunu söyleyen ben değilim. Bilim felsefesinin ve hür düşüncenin 20. yüzyıldaki en büyük ismi Karl Popper’dir.
Nazi felaketini yaşayarak, düşünce planında Marksist felsefeyi zihnen tecrübe ederek ve komünizmi de gözlemleyerek felsefesini kuran Karl Popper...


DOKUNULMAZLIK SORUNU


Meselenin ne kadar önemli olduğunu, büyük felsefi boyutlarının bulunduğunu belirtmek için yazıyorum bunları. Halbuki günlük hayatımızda da hayati derecede önemlidir.
Bugün Meclis Soruşturma Komisyonu “nasıl” karar verecek? “Bizden” diye mi hareket edecekler?... Dosyadaki fiillerin “nasıl” olduğuna bakarak mı?
İktidar partisi gerçekten “AK” sıfatına layık bir tüzük ve programla kurulmuştu.
AK Parti Programı’nda açıkça “Milletvekili ve bakanların yargılanmalarının önündeki anayasal engeller kaldırılacak” deniliyor, dokunulmazlıkların “milletvekillerinin Meclis çalışmalarındaki oy ve sözleriyle sınırlı” olması “aziz milletimize” taahhüt ediliyordu. (Madde 2.2)
Bakalım “nasıl” davranacaklar? 2001’de Programlarında yazdıkları gibi mi? Yoksa “Kim?” diye sorup “bizden” diyerek ilkelerini kâğıt üzerinde bırakarak mı?


‘ZAVALLI OBAMA’


Daha genel baktığımızda da “Kim?” ve “Nasıl?” soruları sistem çapında önemlidir. Bizi “Kim yönetsin?” yerine “Nasıl bir yönetim sistemi?” diye sormak...
Karl Popper bu noktada “nasıl bir yönetim” sorusuna şu cevabı verir:
“Halk tarafından seçilmiş” ve de “anayasayla sınırlandırılmış” hükümet...
Yani sandık ve kuvvetler ayrılığı; ikisi birden. Çünkü anayasalar otoriter hatta totaliter rejimlerde bile vardır. Demokrasi teorisinde ise “anayasa” denilince bununla kuvvetler ayrılığı, bağımsız yargı, erklerin bir elde toplanmayıp aksine birbirini denetleyip dengelemesi akla gelir.
ABD “zavallı Obama”lar tarafından yönetildiği için sistemi iyi işleyen bir ülkedir.
Ama hiç de zavallı olmayan, aksine son derece güçlü “Cuadillo” unvanlı şeflerin yönettiği Latin Amerika sistemleri başarısız oldu, acı sonuçlar doğurdu.


GELİŞMİŞ DEMOKRASİLER


İngiltere’de, Almanya veya Fransa’da “kim” başa gelmiş, ne fark eder? Elbette liderin dirayet ve becerisi önemlidir. İşte De Gaulle, Thatcher, Kohl hâlâ hafızalardadır. Ama bu ülkelerde siyasi gücün kullanılması, basının özgürlüğü, otoritenin vatandaş tarafından hissediliş dozu değişmez. Kamu kurumları ve yargı organları başta “kim” olursa olsun normal anayasal işlevini yapar.
“Güven ve istikrar” budur işte.
Gelişmiş demokrasilerde sistemin “nasıl” işleyeceği nettir: Yargının bağımsızlığı, kamu kurumlarının tarafsızlığı, denetim ve denge sağlamdır. “Hukuk devleti” ve “eşit vatandaşlık” siyasi varoluşun temelidir. “Bizden” ayırımcılığı önemli ölçüde Batı tarihindeki ataerkil ya da otoriter dönemlerde kalmıştır.
Ve bu şekilde “Kim?” sorusu hayati olmaktan çıktığı için, siyasi hayat da ölçülü ve normaldir. Bizim demokrasimiz de bu yönde gelişmek zorundadır. Bu siyasi evrimi hızlandırmak için sağda da solda da “Kim değil, nasıl?” kültürünü geliştirmemiz lazım.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI