"Taha Akyol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Taha Akyol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Taha Akyol

İşte kutuplaşma

İSMAİL Kahraman’ın TBMM Başkanlığı döneminde Milli Saraylar yönetimi tarafından Dolmabahçe’de uluslararası Abdülhamid Sempozyumu yapılmıştı. Bu sene de 1-4 Kasım tarihlerinde ‘Sultan Reşad ve Dönemi’ konulu uluslararası sempozyum yapıldı.

CHP’li Barış Yarkadaş sempozyum davetiyesini reddetmiş. Gerekçesi Kahraman’ın “29 Ekim Cumhuriyet Bayramı ile ilgilenmek yerine Sultan Reşad’la ilgili program yaparak Cumhuriyet’i unutturmaya çalışması, yasakçı ve baskıcı padişahların izinden gitmesi” imiş.

Kahraman’ın avukatı da “kişilik haklarımızı ihlal etti” diyerek Yarkadaş’ı mahkemeye vermiş. Yarkadaş’ın “Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti devletini, devletin kurum ve organlarını aşağıladığı” iddiasıyla da savcılığa suç duyurusunda bulunmuş.

Kutuplaşmanın trajikomik fotoğrafı...

SEMPOZYUM DAVETİYESİ

İsmail Kahraman’ın tarih romantizmini bu sütunda birkaç defa eleştirdim. Muhafazakârlar Osmanlı modernleşmesine bile tepki duyuyorlar, seçim meydanlarında “ihanet” gibi gösteriyorlar.

Ama aynı madalyonun öbür tarafında bir sempozyum davetiyesini “baskıcı padişahlar” gibi gerekçelerle reddetme ölçüsüzlüğü var.

Hiç olmazsa sempozyum konuşmacılarına bakmak ve bir tarihçiye danışmak gerekmez miydi? Konuşmacıların hepsini tanımıyorum ama tarihe objektif bakan, Abdülhamid’i de İttihatçıları da eleştiren saygın tarihçiler de vardı.

Tarihe duygusal, şabloncu, kutuplaşmacı bakış bizde maalesef çok yaygındır.

Barış Yarkadaş’ın hukuk ve özgürlüklerle ilgili çalışmalarını takdirle izlerim. Fakat bu yaptığı yanlıştır.

İster muhafazakârlar ister inkılapçılar yapsın, tarihi siyah-beyaz diye ikiye bölmek kesin yanlıştır.

TARİHİN RENKLERİ

Üstelik “baskıcı padişahlar” derken Cumhuriyet devrindeki Takrir-i Sükûn baskılarını, susturulan gazetecileri, kovulan akademisyenleri hatırlamak gerekmez miydi?

Elbette “dönemin şartları” diyebilirsiniz.

Padişahlar için “dönemin şartları” yok muydu?

Tarihimizde “otorite” her devirde ağır bastı, toplumsal faktörler zayıf kaldı.

Dünya tarihinde de demokrasi ve özgürlük fikirleri modern çağda ortaya çıktı.

Bizde 1800’lerin başından itibaren otoriteyi hukukla sınırlama, kuvvetler ayrılığı ve nihayet hürriyet arayışları da gelişmeye başladı. Osmanlı modernleşmesinin en önemli bir damarı modern eğitimse, öbür damarı hukuki modernleşmeydi.

Cumhuriyet’in bütün ana kurumlarının altında bu mirastan bir tuğra vardır.

Tarihe muhafazakâr veya inkılapçı şablonla bakarsak bu çeşitliliği, bu dinamikleri göremeyiz. Tarih sizden-bizden kavgasının malzemesine dönüşür. Öyle de oluyor maalesef.

LABORATUVAR GİBİ BAKMAK

1996 yılında yayımlanan “Medine’den Lozan’a” adlı kitabımda metot açısından şöyle yazmıştım:

“Tarih bir laboratuvardır. Tarihe sevda getirmeden ve nefret etmeden ‘uzun zamanlar’ olarak bakıldığında fikirlerin, siyasetlerin ve kurumların nasıl hayat testinden geçtiği görülür.”

Bunu görmek için ideoloji gözlüklerini çıkarmalıyız.

Son olarak, “İttihatçılar sekiz yılda devleti yıktı” diyen Sayın İsmail Kahraman’a, nasıl yanlış düşündüğünü görmesi için, Balkan Harbi hakkında Prof. Mehmet Hacısalioğlu’nu, Birinci Dünya Savaşı’na girişimiz konusunda Prof. Necmettin Alkan’ı okumasını tavsiye ederim. İkisi de sempozyum konuşmacısıydı.

Osmanlı’yı yıkan şunlar bunlar değil, çağın gerisinde kalmasıydı.

Sempozyumun açış konferansını veren Prof. Şükrü Hanioğlu’nun deyişiyle “anakronik” kalması.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI