"Taha Akyol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Taha Akyol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Taha Akyol

Hatt-ı müdafaa

TÜRK ordusu Temmuz 1921’deki Kütahya-Eskişehir savaşlarında Yunan ordusu karşısında mağlup olmuş, Afyon, Kütahya ve Eskişehir’i Yunan işgaline bırakarak Sakarya’nın doğusuna çekilmişti.

Milli Mücadele’yi anlamada en önemli olaylardan biri olduğu halde galiba mağlubiyet olduğundan okullarda pek anlatılmaz.

Halbuki çok iyi anlatılmalı.

Düşünün, 30 bin asker elindeki tüfekle ordudan kaçıp köyüne gitmişti.

Türk ordusunun elindeki tüfek sayısı 57 binden 25 bine düşmüştü.

Fevzi Paşa “Meclis’in Kayseri’ye taşınacağını” söylüyordu.

Cepheden dönen milletvekilleri Meclis’e rapor veriyordu: “Askerin çarığı, kaputu, matarası yok, yüzde yirmisinin ayağı çıplak...”

‘YUNAN İMPARATORLUĞU’

28 Temmuz’da Kütahya’da Yunan Kralı Konstantin başkanlığında toplanan harp meclisinde General Xenenophon Stratigos konuşuyor: “Türk ordusu bütün gücünün üçte birini kaybetti, sonu geldi. Yakında tümüyle imha edilecektir.”

Ankara’ya yürümeye karar verdiler. Hatta General Dusmanis “Ankara yetmez, Kızılırmak’a yürümeliyiz” diyordu.

Yunan komutanlar eylül ayı için yabancı diplomat ve gazetecilere Ankara’da randevu veriyorlardı.

İngiltere Başbakanı Lloyd George sevincini dostlarına şöyle ifade ediyordu:

“Yunanlar başarılı olursa Sevr Antlaşması uygulanacak ve yeni bir Yunan imparatorluğu kurulacak.”

Ege ve Marmara’ya hâkim olacak bu Yunan imparatorluğu, Doğu Akdeniz’de İngiliz imparatorluğunun çıkarlarına bekçilik yapacaktı.

BAŞKUMANDANLIK TEKLİFİ

Bu vahim duruma rağmen Mustafa Kemal “vaziyet-i askeriyemiz her surette güven vericidir” diyordu!

Fevzi Paşa, “muzaffer olamadık ama muvaffak olduk” diyordu!

Dalga mı geçiyorlardı?!

Meclis’te yenilgiye karşı haklı bir öfke vardı. Fevzi Paşa “üstü başı toz toprak, günlerdir uykusuz, gözleri halka halka” kürsüye geldi:

“Bütün kusur benim, ne ceza verecekseniz bana verin!”

Askeri tarihçiler Celal Erikan ve Fahri Belen, hiçbir kusuru olmayan Fevzi Paşa’nın bu sözleri üzerine Meclis’in sakinleştiğini yazıyorlar.

Komutanları cezalandırmak gibi yaralı orduyu büsbütün kanatacak bir hatayı önlemişti. Ama Yunan gerçekten Ankara’ya yürüyecekti, bir şeyler yapılmalıydı.

Mersin Mebusu Selahattin Bey “Meclis Reisi Mustafa Kemal, başkumandanlığı üstüne alsın, cepheye gitsin” teklifinde bulundu.

RASYONEL STRATEJİ

Bu ağır sorumluluğu Mustafa Kemal kabul etmeyeceğini açıkladı. Meclis’te uzun, ateşli tartışmalar oldu. Nutuk’ta kendisinin anlattığı gibi, muhalifler bile “başka çare yok” noktasına geldiğinde Mustafa Kemal kürsüye çıktı, özetle: “Sadece başkumandanlık değil, Meclis’in gerekli yetkilerini de verirseniz, bu şartla kabul ederim!”

Üç ay süreyle...

Ağzından çıkan, kanun olacaktı.

Herkes kabul etti.

“Tekâlif-i Milliye” denilen “harp vergileri”ni yayınladı: Her ev orduya bir takım çamaşır, bir çift çarık ve çorap verecek...

Kağnılar, at arabaları orduya çalışacak...

Tüfek sayısı 25 bine düşen ordunun elinde bir buçuk ay sonra 60 bin tüfek vardı.

Başarılı diplomasiyle Fransa ve İtalya’dan da silah alınacaktı.

Sakarya Zaferi’nin muzaffer ordusu bir ayda böyle hazırlanacaktı.

Mustafa Kemal ve Fevzi, mağlubiyet günlerinde iyimser konuşmalar yaparken dalga geçmiyorlardı, uygulamakta oldukları stratejiye güveniyorlardı: “Hatt-ı müdafaa yoktur...”

Kütahya-Eskişehir “hattı”ndan Sakarya’nın doğusuna çekilmek “sathın (vatanın) müdafaası” için rasyonel bir stratejiydi.

Bu akşam CNN Türk’te saat 21.00’de Eğrisi Doğrusu programında buluşalım.

 

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI