"Taha Akyol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Taha Akyol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Taha Akyol

Güven sorunu

ADALET Bakanı Sayın Bekir Bozdağ, “makul şüphe” kavramının hukukumuzda yeni bir şey olmadığını, Avrupa hukukunda da yaygın bir kavram olduğunu söylüyor.

Bu doğrudur. Modern ceza usul hukukunda delil bulmak üzere “arama” yapmak için “makul şüphe” yeterlidir. Şubat 2014’e kadar bizde de “makul şüphe” kavramı geçerliydi.
Fakat iktidar 21 Şubat 2014’te kanunu değiştirdi, savcıların delil aramasını zorlaştırarak “somut delile dayalı kuvvetli şüphe” şartını getirdi! Peki...
Yine fakat, iktidar altı ay sonra Meclis’e bir “paket” daha sevk etti ve 4 Aralık 2014 günü çıkardığı kanunla, delil araması için yeniden “makul şüphe” kavramına döndü!


ARADA NE OLDU?


Her hukukçu bilir ki, temel kanunlar bu kadar sık değiştirilmez. Sayın Bozdağ’ın kendisi de “Yapboz diye eleştirebilirsiniz” demişti zaten.
Niye?... Bakan Bozdağ, “somut delile dayalı kuvvetli şüphe” şartını getirince savcıların delil bulmak için arama kararı veremez hale geldiğini söylüyor. Doğrudur, buna da katılıyorum.
Fakat insanın aklına gelmemesi mümkün mü? Arada ne oldu?
Arada olan, 17 ve 25 Aralık operasyonlarıdır. Savcıların delil aramasının son derece güçleştirildiği bu dönemde 17 ve 25 Aralık dosyalarına ilişkin delil elde etmek için hiçbir “arama” yapılmadı... Dahası, adliyede yıldırım atamalar yaptırıldı ve sonunda da “takipsizlik” kararları çıktı...
Ve şimdi yeniden eski “makul şüphe” kavramına dönülüyor.


KANUN VE UYGULAMA


Söz konusu takipsizlik kararları böyle bir süreçte değil de normal yasalar ve normal adli süreçte verilseydi, kimsenin söyleyeceği söz olmazdı. İster yolsuzluk, ister darbe teşebbüsü olsun, adli süreçte suçluyla suçsuz birbirinden ayrılırdı. Böyle olmadığı için tartışma ve güvensizlik artarak devam ediyor.
Dün kamu kurumlarının ve yargının taraflı olmasından bir kesim haklı endişeler duyuyordu, bugün endişe taraf değiştirdi, öbür kesim endişe duyuyor.
Çıkarılan kanunların Avrupa kanunlarına benzediği hatta “daha ileri (?)” olduğu söyleniyor. Fakat hangi Avrupa ülkesinde siyasi konjonktüre göre kanunlar böyle “yapboz” işlemine tabi tutuluyor? Hangi Avrupa ülkesinde Adalet Bakanlığı yargı yönetiminin bu kadar içindedir?!


UYGULAMA SORUNLARI


Polise ve MİT’e verilen yetkiler konusunda meydana gelen tepkilerin de önemli bir kaynağı, yine bu güven meselesidir. Kanun kitabında yazılanlardan ziyade bunun iktidar tarafından nasıl uygulanacağı endişesi...
Yeni oluşturulan “sulh ceza hâkimleri”ne benzer kurumların Avrupa’da da olması, güven sorununu çözmeye yetmiyor. Bunların kuruluş ve atama biçimleriyle kararları hakkında Ergun Özbudun, Sami Selçuk, İzzet Özgenç gibi her kesimde saygı duyulan hukukçuların eleştirileri gerçek uygulamadaki durumu daha iyi yansıtıyor.
Bu endişeyi muhalefetin abartısı saymak, sorunu görmemek olur. Demokratik dünyanın önemini çok iyi takdir eden Sayın Başbakan da yakinen biliyor ki, 2011 yılına kadar AB İlerleme Raporları’nda hükümet övülürken, artık eleştirilmekte ve vurgulu ifadelerle endişeler belirtilmektedir.


RESTORASYON İHTİYACI


Tabii “muhatap” Sayın Başbakan’dır. Parlamenter sistemde yetkili odur. Prof. Davutoğlu’na kamu kurumlarının tarafsızlığı ilkesinin, “devlet-i muntazama” ya da bugünkü terimle hukuk devleti prensibinin önemini anlatmaya gerek yok. Demokraside kamu kurumlarının güvenilirliği, siyasi iktidarın güvenilirliğinden daha önemlidir. Çünkü iktidarın muhalefeti vardır. Ama kamu kurumları iktidarın da muhalefetin de güvenine sahip olmak zorundadır. Kamu kurumlarının anayasal tarafsızlığı konusunda “restorasyon” gerektiği gün gibi ortada.
Düzeltme: Dünkü yazımda sehven ‘Abdülaziz’ yazılmıştır, doğrusu ‘Abdülmecid’ olacaktır. Düzeltir, özür dilerim.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI