"Taha Akyol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Taha Akyol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Taha Akyol

Dış politika?

EVVELA İdlib operasyonunun isabetli olduğunu belirtmeliyim. Türkiye’nin sadece sınır güvenliği değil, güney sınırlarının varlığını tehdit eden olaylar cereyan ediyor Suriye ve Irak’ta...

Hem akıllıca diplomasi yaparak dostlarımızı artırmak hem bu sahada elimizi güçlendirmek lazım.

Musul ve Kerkük’ü Türkiye’nin vilayetleri yapmak şeklindeki içi boş hamaset bir tarafa, hiçbir toprak talebi içermeyen Fırat Kalkanı ve İdlib operasyonlarının nasıl bir diplomatik zemine dayandığını hiç akıldan çıkarmamak lazım.

ULUSLARARASI ZEMİN

Fırat Kalkanı operasyonuna hiçbir ülke itiraz etmedi. Çünkü DAİŞ’e karşı “koalisyon” devletleri tarafından isabetli bulundu. Operasyon da bu çerçevede kaldı, 2000 kilometrekarenin ötesine gidilmedi.

İdlib operasyonunun diplomatik zemini bellidir: Genelkurmay’ın açıklamasında “Türkiye, Rusya, İran garantörlüğünde, Astana sürecinde...” deniliyor.

15 Eylül 2017’de varılan “Astana mutabakatı”na uygun olarak bu operasyonun “Gerginliği Azaltma Kontrol Gücü” sıfatıyla yapıldığı belirtiliyor.

Söz konusu mutabakata göre Türkiye, Rusya ve İran “Çatışmasız Bölgeler”de 500’er kişilik askeri kuvvetle “gözetleme ve keşif timleri” bulunduracaktı.

İdlib operasyonu bunun uygulamasıdır.

Uluslararası zemin ne kadar önemli, görüyor musunuz?

Zaten amaç toprak kazanmak değil, İdlib’de yuvalanan El Kaide ve Nusra bağlantılı teröristlerin tasfiyesidir.

İKİLİ ETKİ

TSK’nın Suriye sahasındaki varlığı, bu örgütlerle mücadelenin yanında iki etki daha yaratır:

- Rusya ve İran’ın müttefiki olan Esad’ın eli güçleniyor, Ankara eskisi gibi Esad’a karşı keskin tavır almakta zorlanacaktır. Keşke bunu daha erken öngörebilseydik. Hamaset, buna engel oldu.

- Fırat Kalkanı operasyonu PYD/PKK’nın kurmak istediği “koridor”u kesmişti, İdlib operasyonu da sahada Türkiye’nin elini güçlendirecektir.

Bütün bunlar bardağın dolu tarafı...

Boş tarafında Batı ile gittikçe tırmanan ciddi sorunlar var.

Türkiye geleceğini Rusya-İran cephesine bağlayamaz. Çok iyi ilişkilerimiz olmalı fakat bu ikili karşısında ”yalnız” kalmamalıyız.

Bu ikili bizi insan hakları falan diye sıkıştırmaz ama bizim ihtiyacımız olan teknolojik ve ekonomik ilişkileri de sağlayamaz.

İÇERİDE VE DIŞARIDA

Rusya ile yaşanan uçak krizinin nelere mal olduğunu biliyoruz.

Almanya ile, Amerika ile, Avrupa ile sorunlarımızın daha fazla tırmanmasının nelere yol açabileceğini de öngörmek gerekir.

Tecrübelerle sabittir; dış politikada doğru dil, diplomasi dilidir, dış politikada “monşer” gibi konuşulur, nasırlara basıp da husumet çekmemek için...

Bir de “diplomatik usuller” vardır: Sorunlar diplomasi koridorlarında tutulmaya çalışılır, kitle psikolojisiyle büyümesin diye.

Tarihimizde imkânlara göre başarılı örnekleri böyle yaptılar: Âli Paşa, Abdülhamid, Atatürk, İkinci Dünya Savaşı’nda İnönü...

Bugün Batı ile yaşanan krizlerde onların vatandaşlarının burada tutuklanması önemli bir faktördür, caydırıcı olmuyor, aksine sorunları tırmandırıyor.

694 Sayılı KHK ile Cumhurbaşkanı’na tutuklu veya hükümlü yabancıları “başka bir ülkeye iade” yetkisi verildi, böylece “adli” olmaktan öteye “siyasi” hale geldi.

Türkiye’nin dış politikasını ve içeride hukuk devleti sorunlarını gözden geçirerek yeniden reform yoluna girmesi lazım; hem iç kamuoyunu rahatlatmak hem dışarıda diplomasi alanımızı yeniden genişletmek için.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI