"Taha Akyol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Taha Akyol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Taha Akyol

Dip dalgaları

MÜSLÜMANLAR 19. yüzyılda yılgın, miskin, pısırık toplumlardı.

Büyük Mehmet Âkif şöyle tasvir eder:
“His yok, hareket yok, acı yok...
Leş mi kesildin!”
Zamanımızda ise Müslüman kitlenin ezici çoğunluğu sağduyuyu korumakla birlikte İslam dünyasından terör sesleri ve katliam feryatları yükseliyor.
Demek ki miskinlik de eylemcilik de dinin gereği değil, tarihi şartların ürünüdür.
Batı sömürgeciliği, zamanımızda işgaller, işkenceler, aşağılamalar Müslümanlarda derin travmalar yarattı. Üstelik Müslümanlar, artık geçmişteki gibi köyüne, mahallesine kapanmış değildir.
Kabaran öfkeler, “cihat” kavramına tasavvuftaki anlamından çok farklı bir şiddet aşıladı. Fazlur Rahman’ın dediği gibi, faşist ve komünist örgütlerin terör metotlarını cihat diye benimseyen akımlar oluştu.
Fakat Batı faktörü, madalyonun bir yüzüdür. Sadece buna bakmak, Müslümanların kendi sorunlarını görmelerini engelliyor. Hatta çatışma ruhunu besliyor.
İslam dünyasında ayrı bir kulvar olan Türkiye hariç, bir tek başarı örneği var mı? Müslümanların asıl düşünmesi gereken budur.

MESELA İBNİ RÜŞD

Modern bilim zihniyetinin kaynaklarından olan Müslüman âlim ve filozoflar, İbni Sina’lar, Farabi’ler, İbni Rüşd’ler 13. asırdan itibaren Batı’da okundu, İslam dünyasında ise medresenin kapısından içeriye giremediler!
İbni Rüşd’ün felsefeyi savunmak için yazdığı “Tehafüt” adlı eseri 16. yüzyılda Avrupa’da 17 defa matbaada basıldı, okundu, tartışıldı.
Osmanlı kütüphanelerinde ise “Tehafüt”ün sadece dört nüsha el yazması vardır.
Neticede Batı’da modern rasyonalizmin kurucusu Descartes çıkarken, medresede matematik dersleri bile kaldırıldı!
Zaten Osmanlı kurulduğunda, bilim ve felsefe geleneği çoktan sönmüştü.
Selefi-Vahabi akımları bağnazlığı büsbütün artırdı. Bugünkü terör hareketlerinin temelinde bulunan Vahabi-Selefi hareketleri, “Batılıların provokasyonu” olarak ortaya çıkmadı. Vahabi isyanı, köle pazarını kapatan Osmanlı’yı kâfirlikle suçlayarak ortaya çıktı!

‘BİZİM KABİLE’

İslam dünyasındaki bu devasa sorunları görmek için medresenin niye bir Gazali bile çıkarmadığını yazan tarihçi Prof. Ahmet Yaşar Ocak’ı... İbni Sina’ların nasıl tekfir edildiği konusunda hadis bilgini Prof. Mehmet Said Hatiboğlu’nu... Batı’nın İbni Rüşd’ü nasıl okuduğunu, Müslümanların ise nasıl dışladığını görmek için bilim tarihçisi Prof. Bekir Karlığa’yı okumak lazım.
Vahabi-Selefi hareketinin, nasıl bir din yorumuyla Osmanlı modernleşmesine isyan ettiğini anlamak için Cevdet Paşa’yı okumak lazım.
Çağımızdaki sorunların altında bu dip dalgaları vardır. Sırf “Batı’nın provokasyonu” diye nitelemek bu sorunları görmeyi engeller. Bunca vahim hadiseye bir tür “bizim kabile daima haklıdır” zihniyetiyle “provokasyon”a indirgemek, Müslümanların sorunlarını büsbütün çözümsüzlüğe iter.
İslam, Hz. Peygamber’in dediği gibi “korkutan değil müjdeleyen, zorlaştıran değil kolaylaştıran” bir dinse, İslam’ın asıl düşmanları bellidir: İslam’ı bu çağda korku faktörü haline getirenler...
Müslümanlar için doğru yol, siyasi öfke ve çatışma değildir; bilimdir, eğitimdir, hukuktur, demokrasidir.

ALİ BARDAKOĞLU’NU OKUMAK

Saygın din âlimlerimizden Muhterem Hocamız Prof. Ali Bardakoğlu’nun bugün Ahmet Hakan’a verdiği mülakatı okumanızı önemle tavsiye ederim. Müslümanların özeleştiriden kaçınmamasını öneriyor. “Sorun çözmesi gereken ulema sorun kaynağı oldu” diyor.
Muhterem Hocamızın iki ciltlik “21. Yüzyıl’da Türkiye’de Din ve Diyanet” adlı eserini de okumak lazım. Prof. Bardakoğlu’nun “Günümüzde Fıkıh Eğitimi ve Sorunları” konulu bilimsel tebliğinin kitap olarak yayınlanmasını diliyorum.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI