"Taha Akyol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Taha Akyol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Taha Akyol

Batı’ya yaranmak!

CUMHURBAŞKANI Erdoğan’ın Trump’la görüşmesi bu satırlar yazılırken başlamamıştı.

ABD’nin YPG’ye destek kararından vazgeçmesini beklemek gerçekçi olmazdı.

Ben üç noktayı önemli buluyorum.

- Bu silahların PKK’ya geçmesinin engellenmesi,

- Türkiye’ye karşı kullanılmasının önlenmesi,

- Rakka DAİŞ’in elinden kurtarıldığında yönetiminin PYD'ye değil, Rakka halkına bırakılması.

Bu üç konuda teminat alınır ve denetimde Türkiye’nin de söz sahibi olması sağlanırsa, Fetullah Gülen’in iadesi konusunda idari süreç hızlandırılırsa görüşme iyi geçmiş demektir.

Hamasi duygularla meydan okuma psikolojisine kapılmadan rasyonel düşünmeliyiz.

RASYONEL NE DEMEK?

Türkiye diplomatik gücünü artırmak için imajını düzeltmelidir diye yazıyorum ya, bazen şöyle tepkiler alıyorum: “Şu anda Türkiye’nin imajı tarihinin hiçbir döneminde bu kadar düzgün olmamıştı.”

Bu aşırı bir genellemedir ve siyasi bir iddiadır.

Halbuki rasyonel bir analiz yapmak için elimizde somut veriler olması gerekir.

Mesela “tarihin hiçbir döneminde” diyebilmek için biraz tarih okumak...

Günümüzde “imaj”ın nasıl belirlendiğini araştırmak...

Sevdiğimiz bir liderin dönemini yüceltmek insani bir duygudur; onun için siyasi görüşlerimize göre dönemleri övüyor veya yeriyoruz.

Halbuki rasyonel bir tahlil için objektif verilere bakmalıyız: Dünyada hakkımızdaki yayınların genel havası gibi... Ekonomik, siyasi ve hukuki indekslerdeki grafiğimiz gibi.

2010’a, 2011’e kadar grafiklerimiz iyi gidiyor, ülkeye de iyi para giriyordu.

Mesela “Hukuk Devleti İndeksi”nde, adalete erişim skorumuz 1 tam puan üzerinden 0.59’du fakat  2016’da 0.42’ye indi.

İçeride ve dışarıdaki yargı tartışmalarını hatırlayınız.

‘MODERNLEŞME HAMLESİ’

Bazı okurlarımdan da şöyle mesajlar alıyorum:

“Hâlâ Türkiye ne kadar Batı’ya yaranır/yamanırsa o kadar itibarı artar tezini savunuyorsunuz!”

Burada sorun “yaranma/yamanma” sözcüklerinin objektif bir veri değil, sübjektif tepki kavramları olmasıdır.

Şimdi Başbakan Erdoğan’ın ‘İkinci Hükümet Programı’ndaki şu ifadelere bakalım:

“Ulusal ve uluslararası yatırımcıların Türkiye’yi bir yatırım yeri olarak tercih etmesinde, yatırımların, ekonomik büyümenin ve böylece istihdamın artmasında önemli bir rol oynayan Avrupa Birliği hedefi ekonomimizin geleceğini güçlü bir çerçeveye oturtmaktadır.” (27 Ağustos 2007)

‘Üçüncü Hükümet Programı’nda da Sayın Erdoğan şöyle diyordu:

“Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra en büyük modernleşme hamlesi olan Avrupa Birliği’ne katılım sürecini kararlılıkla yürüttük.” (6 Temmuz 2011)

Ve Türkiye’ye 2000-2014 arasında 600 milyar dolar girdi, çünkü imajımız ve dünyada hukuk düzenimize güven iyiydi.

Şimdi, Türkiye’ye hem itibar hem ekonomi hem güven kazandırmış olan o politikalara “Batı’ya yaranma/yamanma” denilebilir mi?!

BİLİM NİYE VAR?

Bugüne geldiğimizde; Batı ile ilişkilerde böyle çok yarar sağlayacağımız boyutlar var, bunları gözden kaçırmamak lazım... Duygusal değil rasyonel bir politika izlemek gerekir deyince niye “yaranma/yamanma” oluyor?!

Hukuk ve demokrasi imajı bozulan bir Türkiye görüntüsü, terör örgütlerinin eline en tehlikeli propaganda silahını vermek olur.

Duygusal reflekslere değil, bilimsel verilerle rasyonel düşünmeye, diplomatça dış politikaya ihtiyacımız var.

Tarihin değişik iktidarlarını kapsayan uzun dönemlerini okumak bize ana trendler yani dip dalgaları hakkında geniş bir ufuk kazandırır: Tanzimat’tan beri bütün hükümetler Batı standartlarını “medeniyet projesi” olarak gördü, Abdülhamid dahil.

Hem dünyada bu kadar hukuk, siyasal bilgiler, iktisat, uluslararası ilişkiler ve tarih fakülteleri niye var?

Komünist Çin bu alanlarda kapitalist Batı’ya niye öğrenci gönderiyor?

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI