"Taha Akyol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Taha Akyol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Taha Akyol

Batı’nın tepkisi

BATI dünyasından çok yoğun tepkiler geliyor.

Cumhurbaşkanı’nın ve Başbakan’ın da dediği gibi “pazar günü” bile 14 Aralık operasyonunu kınayan açıklamalar yaptılar.
Bu tepkileri dış güçlerin bir saldırısı olarak görmek en büyük hata olur.
Zaman gazetesine ve Samanyolu TV’ye yapılan operasyona bu kadar tepki gösterilmesinin ardında, Türkiye’deki rejimin gidişatı hakkında birikmiş endişeler vardır.


İLGİLİ RAPOR


Türkiye AB ülkelerinden adli bir talepte bulunduğunda, evet, “Biz hukuk devletiyiz” diyorlar, mahkemeleri işaret ediyorlar... Evet, İngiltere’de yasadışı dinlemeden tutuklanan gazeteciler oldu, “hukuk devleti” denildi, normal gördü.
Peki biz hukuk devlet değil miyiz?
İşte sorun burada!
Türkiye’nin hukuk devleti ilkelerinden adım adım uzaklaştığı konusunda ABD Dışişleri Bakanlığı’nın, Freedom House’un ve AB’nin raporlarına bir bakın.
ABD Dışişleri’nin İnsan Hakları konulu 2012 raporunun Türkiye bölümünde “yolsuzluğa” 11 defa atıf yapılırken, 2013 yılını kapsayan son raporda bu sayı 18’e çıktı. Yargıya müdahaleler de eleştirildi.
Freedom House, Mayıs 2014 raporunda, dünya basın özgürlüğü sıralamasında Türkiye’nin yerini 120’den 134. sıraya indirdi.
Bu raporlarda elbette teknik hatalar ve siyasi önyargılar olabilir...


İLERLEME RAPORLARI


Fakat otoriterleşme görüntüsü veriyorsanız, size bakışları daha karamsar oluyor. Bununla birlikte raporların tümüyle kasıtlı olduğu söylenemez. Hele “AB İlerleme Raporları” için önyargılı demek çok daha zordur. Bu raporlar, her konuda Türkiye ile görüşmeler yapılarak hazırlanıyor. AB’nin “2014 İlerleme Raporu” Türkiye’de yargıyı belli bir siyasi çizgiye sokmak için nasıl “yapboz” kanunları çıkarıldığını ve yargıda yıldırım atamalarla nasıl bir baskı kurulduğunu ayrıntılı olarak anlatıyor.
İşte biriken bu raporların etkisiyle, 14 Aralık operasyonuna karşı Batı’dan “pazar günü bile” tepkiler geliyor.
Hükümet bu gidişi düzeltmedikçe, daha çok “ihanet, tuzak, dış güçler” diye propaganda yapmakla kanaatleri değiştiremez, aksine tepkiler artabilir.
Dikkat ederseniz, eleştirilerin konusu sadece evrensel demokrasiye aykırı uygulamalar değil, bu baskıcı söylemdir aynı zamanda.


‘DARBEYE TEŞEBBÜS’


Çarşı iddianamesi siyasi idarenin yargıya etkisi bakımından tipik bir örnektir. Çarşı grubunu “darbeye teşebbüsle” suçlayarak müebbet hapis isteyen iddia makamı, ondan üç ay evvel “Çarşı örgüt değil” diye resmi yazı yazmıştı! (Radikal 10 Kasım 2004)
Fakat iktidarın “Gezi darbedir” kampanyası paralelinde, aynı iddia makamı “darbeye teşebbüs” diye ceza davası açtı! Çarşı iddianamesi hakkında şöyle yazmıştım:
“Mahkeme neye karar verir, ülkedeki adli sorunlardan dolayı kesin bir şey diyemem ama, AYM ve AİHM gibi nihai merciler bunu ‘ölçüsüz’ bulacak, ‘Darbeye teşebbüs değildir’ diyeceklerdir. Böyle demezlerse ben de bu sütunda ‘Hukuk okumamışım’ diye yazarım!” (10 Eylül 2014)
Şimdi de Cemaat hakkında “terör örgütü, darbeye teşebbüs” suçlamasıyla soruşturma yapılıyor. Cemaat’in özeleştiri yaparak tamamen bürokrasiden çekilmesi ve sivil toplum alanıyla kendini sınırlaması gerektiği gün gibi ortada.
Fakat darbe suçlaması siyasi bir söylemdir. Mahkeme neye karar verir, yargı bağımsızlığı alanındaki sorunlar nedeniyle bir şey diyemem. Sonunda, başka suçlardan bazı mahkûmiyetler olabilir, fakat “terör örgütü, darbeye teşebbüs” suçlarından mahkûmiyet kararı verilir de bu AYM ve AİHM’den dönemezse ben de “Hukuk okumamışım” diye yazarım!

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI