"Taha Akyol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Taha Akyol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Taha Akyol

Avrupa ve türban

AVRUPA Adalet Divanı’nın işyerlerinde türbanın yasaklanabileceğine dair karar vermesi üzerine Numan Kurtulmuş’un tepkisindeki şu cümlenin altını çiziyorum:

“Bu yüz karası bir karardır. İslam karşıtlığının tezahüründen biridir. Avrupa değerlerinin köküne kibrit suyu döküyor bu kararla...”

Kurtulmuş’un bu haklı tepkisinde özellikle “Avrupa değerleri” vurgusunun üzerinde durmak gerekir. Demek ki faşizm, nazizm, İslamofobi, popülizm gibi negatif cereyanlardan ayrı ve bizim de referans yaptığımız bir “Avrupa değerleri” var.

EŞİTLİK, ÖZGÜRLÜK

Önce Divan kararına bakalım. Divan’a değil de AİHM’ye gidilseydi, karar aynı şekilde mi çıkardı, emin değilim. Çünkü AİHM “kamusal alan” ve “tehlike görülürse” gibi kıstaslarla türbanın yasaklanabileceği kararını vermişti; o zaman çok eleştirmiştim.

Şimdi Divan ise, “Çalışanlarına başörtüsü yasağı koymak şirketlerin yetkisi içindedir” diyerek kestirip attı.

Bazı şirketlerde türbanlı çalışan kadın görmekten diğer çalışanlar ve bazı müşteriler rahatsız olmuş, şirkete şikâyet etmişler. Şirket de türbanı yasaklamış.

Türbanlı ve iyi eğitimli iki kadının açtığı davalar üzerine Divan, şirketlerin “siyasi, felsefi veya dini bir işareti görünür şekilde takmayı yasaklamasının ayırımcılık sayılmayacağına” karar vermiş bulunuyor.

Avrupa’nın “eşitlik” ve “özgürlük” değerlerini çiğneyen bir karardır bu. 

MÜSLÜMAN KADIN

Divan, şirketlerin “kıyafet tarafsızlığı” (dress neutrality) kararı alabileceğini de söylüyor.

Bir şirket başörtüsünü yasakladığı zaman mı “tarafsız” olur? Yoksa sosyal hayatta giyilen kıyafetlerde her türlü insanın çalışmasına izin verdiği zaman mı?

AİHM’nin birçok kararında “tarafsızlığın” ancak “çoğulculukla” sağlanabileceği belirtilir. Bunun bir örneği zorunlu din dersleri hakkında verdiği karardır.

Çok saygın bir hukuk kurumu olan Venedik Komisyonu raporlarında da yargıda bile tarafsızlığın çoğulculukla sağlanabileceği belirtilir. (No: CM/Rec(2010)12)

Bu durumda devletlerin ve adaletin görevi farklı hayat tarzlarına ve siyasi görüşlere sahip insanları bir arada yaşamaya, beraber çalışmaya teşvik olmalıdır değil mi? Ama Divan öyle bir karar verdi ki, İslamofobikler gördükleri her başörtülü çalışanı firmasına şikâyet edebilecek, başörtülü Müslüman kadınların Avrupa’daki hayatı zorlaşacaktır.

KENDİMİZLE YÜZLEŞMEK 

Bu noktada yüzleşmemiz gereken iki husus var:

Biz, kendimiz hoşgörülü müyüz?! Eşitlik ve özgürlük içimize sindirdiğimiz değerler mi? Toplum olarak neden bütün araştırmalarda en hoşgörüsüz toplumlar arasında yer alıyoruz? İktidar, karşıtlarına da eşit ve özgür vatandaşlar olarak davranıyor mu?!

Hollanda’nın Rotterdam şehrinin Belediye Başkanı Ahmet Ebutalip Faslı bir Müslüman’dır. Hollanda seçimlerinde çeşitli partilerden 15 kadar Türk aday yarıştı, bir kısmı Hollanda Parlamentosu’na girecek.

Demek ki, bir popülist Wilders’in Hollanda’sı var, bir de böyle bir Hollanda.

Bütün Batı için söyleyebiliriz bunu.

Bunları “Haçlı Avrupa, bunlar zaten faşist” falan diyerek terazinin aynı kefesine koyabilir miyiz?!

Koyarsak Türkiye’nin düşmanlarını artırmış oluruz. İşte, azgın bir Türk ve İslam düşmanı olan Wilders seçim propagandasında bizden yükselen bu tür suçlamaları kullandı.

Şunu ısrarla yazıyorum:

Popülist otoriter Avrupa ve Amerika karşısında Türkiye demokrat Avrupa ve Amerika ile söylem birliği yapmalı, oralarda dost edinmelidir.

Tabii bunun için kendimiz popülizmden sakınıp itidal, eşitlik, özgürlük, hukuk devleti gibi değerlere sarılmalıyız.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI