Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

‘Ütopya’nın kralı

KÖŞEMİ bugün, 500 yılı aşkın süre önce ‘Ütopya’yı yazmış olan Thomas More’a bırakıyorum, ülke yönetenlerin kulağına küpe şu ifadeleri için:

“Efendinizin şerefi ve sağlığı kendisinin değil, halkın zengin olmasına bağlıdır. İnsanlar kralları, insanların yararı için başa getirdiler, kralların yararı için değil. Kendilerini rahat yaşatacak, saldırıdan, sövgüden koruyacak güçlü bir dayanak istediler. Kralın en kutsal ödevi, kendisininkinden önce halkın mutluluğunu düşünmektir. Sadık bir çoban gibi kendisini sürüsüne vermeli, onu en besleyici otlaklara sürüklemeli.


ZENGİN OLMAKTANSA ZENGİNE BAŞ OLMAK


Halkın yoksulluğunu krallığın güveni saymak kabaca ve açıkça yanlıştır. Kavgalar, kan dökmeler en çok dilenciler arasında olmuyor mu? Bir devrimi en candan isteyen kimdir? Bugün en yoksul durumda olan değil mi? Devleti yıkmakta en fazla atılganlık gösterecek olan kimdir? Yitirecek bir şeyi olmayıp da sadece kazanç sağlayacak olan değil mi?
Yurttaşların kin bağladığı, hor gördüğü bir kral; halkı ezerek, soyarak, dilenci durumuna düşürerek tahtında tutunabilecekse bıraksın krallığı, insin gitsin tahtından. Bu yollarla belki kral adını elinde tutar; ama ne yiğitliği kalır ne büyüklüğü. Kral yüceliği dilencilerin değil zengin ve mutlu insanların başında kalmakla kazanır.
Büyük yürekli Fabricius bu soylu düşünce ile söylemişti şu sözü:
‘Kendim zengin olmaktansa, zenginlere baş olmak isterim. Bir halkın acıları, iniltileri ortasında keyif sürmek krallık değil, zindan bekçiliği etmektir.’


KÖTÜLÜĞÜ DAHA TOHUMDAYKEN ÖNLEYECEK


Hastasını iyi etmek için ona daha ağır hastalıklar aşılayan bir hekim, bilgisizin, budalanın biri değil de nedir? Eyyy sizler ki insanları ancak hayatları zehir ederek yönetmesini biliyorsunuz, sizler özgür insanlara baş olmaya yeterli değilsiniz, saklamayın bunu! Ya da bilgisiz kalmaktan, kendinizi beğenmişlikten, tembellikten vazgeçin! Halk bu yüzden sevmiyor, saymıyor devleti.
Kendi yurdunuz içinde doğrulukla yaşayın ve yaşatın; devletin giderlerini, gelirleriyle denkleştirin; kötülük kaynaklarını kurutun; saçma ve barbarca bir düzenin öldürmeye ve ölmeye sürüklediği mutsuzlara karşı işkenceler arayacak yerde, kötülüğü daha tohumdayken önleyecek, yok edecek insanca kurumlar yaratın.
Unutulmuş, küflü, paslı yasaları diriltip halkın ayağına çelme takmayın. Bir kusur için alacağınız para cezası hiçbir zaman yargıcın haksız ve ayıp sayacağı kadar ağır olmasın.
(...) Böyle bir kral elbette kötüleri ürkütecek, iyileri kendine bağlayacaktır.
Şimdi söyleyin dostum; çıkarları ve sistemleri gereği tam tersini düşünenlere böylesi öğütler vermek sağırlara masal anlatmak olmaz mı?
‘Öyle olur şüphesiz’ dedim; ‘Ama buna hiç de şaşmam; çünkü bana sorarsanız, kimsenin dinlemeyeceği besbelli öğütler vermek boşunadır. Bugünün bakanları, politikacıları yanlış düşünceler, peşin yargılarla yoğrulmuş insanlardır. Onların inançlarını birden nasıl yok edebilir, kafalarına, yüreklerine en doğru, en haklı ilkeleri bir konuşmayla nasıl sokabilirsiniz?’ ”

X