Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ülkenin kaybedilen 842 bin saniyesi

CUMHURBAŞKANI Erdoğan, Başbakan Davutoğlu’na görevi verdiği günün daha akşamı partilere, ‘Milletin sabrını taşırmayın’ diye seslenmişti.

Cuma günü de Davutoğlu partilere, “Heybenizde ne varsa ortaya koyun. Bu ülkenin kaybedecek bir saniye dahi vakti yok” uyarısı yaptı.
Ama görevi daha erken verebilecekken son saniyeyi bekleyen Erdoğan’dı.
Yayılan havaya inanırsak Davutoğlu ise ‘heybesinde her şeyi hazır’, ekipler kurdurmuş, her parti için en detaylı hazırlıklar yaptırmış, tüzüklerinden girip programlarından çıkılmasını sağlamış bir liderdi.
Yani AKP’nin pozisyon almaya, detay çalışmaya hiç ihtiyacı yoktu; görüşmeleri süratle başlatıp, ‘hazırlıksız diğerlerini’ enselerinden yakalayabilirdi!
Ama, bırakın bir saniyeyi, Davutoğlu görevi alalı tam 864 bin saniye geçti, bunun sadece 18 bin saniyesi üç parti ile görüşme için harcandı.
‘Kaybedilen’ ise tam 842 bin saniye; 259 bin saniyesi Bosna ziyareti, 259 bin saniyesi bayram tatili, 324 bin saniye ise laylaylomla...
Hani, “AKP, her şeyi kendisi yapıp suçu başkasına yüklemede dünyada tek” iddiasını bir kenara koyalım da bu saniye hovardalığının nedeni ne ola ki?


SANKİ 45 GÜN DAVUTOĞLU’NUN


Öncelikle de, AKP ile CHP arasında temas görevi üstlenen Ömer Çelik ve Haluk Koç şu ana dek tek bir görüşme yapmadıysa ve ‘Hadi gel’ diyecek taraf CHP olmayacaksa samimiyet sorgulaması yapılmaz mı?
Belki ‘Koca bakan çooook meşgul’ denebilir, ama bilmeyen yok ki Çelik, bakanlık işlerini pek sevmez, ‘bakanlığa uğradığı saatler sınırlı’ dense yeridir.
Oysa, hele de zıt uçlardaki iki parti, görüşmelerinde ‘güçlü bir hükümet’ kurma iradesinde mutabakat sağlamışsa, olması gereken şudur:
Görüşmeler için geniş zaman yaratıp her konu masaya yatırılır ki yapılacaklar üzerinde sağlıklı bir uzlaşma sağlansın, uzun süreli bir hükümet kurulabilsin.
Bu noktada anımsatmakta yarar var; bu yavaşlık sanki ‘45 günlük süreyi tek başına Davutoğlu kullanacak’ izlenimi de veriyor.
Çünkü Cumhurbaşkanı’nın, Davutoğlu’na bir ‘makul süre’ ile görev vermiş olması gerekir ve teamüllere göre o süre de 15 gün civarıdır.
Bir ilave bilgiyi de söz konusu hazırlıklı olmaksa diye vereyim; biline ki CHP epey ilerleme kat etmiş durumda, yeter ki AKP harekete geçsin.


SARAYIN SEÇİM ISRARI


CHP’nin derdi, ‘hazırlık’ değil, onu kara kara düşündüren derin konular var.
Örneğin, dış politikanın yüzde yüz değişmesi gerekiyor. Peki bu politikanın mimarı Davutoğlu buna nasıl razı olacak?
Milli Eğitim tam anlamı ile çivisi çıkarılmış bir durumdayken CHP, bu alanda sağlıklı bir dönüşüme imza atmayacaksa hükümete niye girmiş olacak?
Yargıdan orduya, polisten istihbarata, TÜBİTAK’tan üniversitelere, ÖSYM’den vergi dairesine, Diyanet’ten tarıma, ülkenin her kurumu allak bullak edilip parti organları haline getirilmişse CHP saçını başını yolmak zorunda kalacak.
Ancak CHP’ye iyi bir haber var; Saray’a sadık medya günlerdir, ‘Bu CHP ile koalisyon kurulamaz’ diye yayın yapıp duruyorsa çıkış mümkün gibi.
Çünkü bunlar, Saray’ın erken seçim ısrarı, işi yavaştan alan AKP’nin de bu yolda ilerlediğinin işaretleri sayılabilir.
Ama bakarsınız CHP’ye gelen, “Davutoğlu, hükümet istiyor” haberi doğru çıkar, bu hafta şaşırtıcı bir trafik yaşanır, kimsenin de lafı kalmaz.
Böyle olmazsa biline ki oynanan bir tiyatrodur, son sahnesi de seçimdir.

X