Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

‘Taşın kalbi yok ama oni da yosun sarar’

HER çıkışımda Kaçkarlar’ın insanından florasına, dağından nehirlerine kadar her alanda en az Alpler kadar güzel olduğunu düşünür dururum.

O nedenle Alpler kadar turist çekememesi, Heidi ve Peter gibi Fadime ile Temel’ini dünya markası yapamamasına içerlerim.
Nasıl içerlemeyelim ki, hemen sizi ‘evine buyur eden’ insanlara bugünün dünyasında kaç yerde rastlanır?
Kaçkarlar’da, dağın tepesindeki yayla evlerinde görürsünüz bu insanları.

‘Taşın kalbi yok ama oni da yosun sarar’


İSMET’İN GEZİCİ HES’İ


Mehmet Haberal
’ın, ‘Çobanlık yaptığım diyarlar’ diye tanıttığı Cahperik çevresindeki Çermeşk ve Berçenik yaylaları ile buzul göllerine de çıktık.
Çermeşk yolunda ‘Burada kim yaşar ki’ dediğimiz o iki yayla eviyle karşımıza Fatma-İsmet Salihoğlu ile Ciddiye-Yetişan İnce çifti çıktı.
İsmet, bizi görür görmez mola verip çay içmeye davet etti.
Biz bir an önce dağa çıkma kararlılığı gösterince, “Ama dönüşte mutlaka” dedi.
Akşamüzeri dönüşte ‘çay molası’ derken, Fatma’nın elinden çıkmış yöresel yemeklerle donanmış bir masa etrafında bulduk kendimizi.
İsmet ‘âlem’ denecek bir Karadenizli, “Elektriği nereden alıyorsun” diye sorduk, “Devlete para mı vereceğim, getirdim dinamoyu, aha şu dereye bağladım, ama seneye arkadaki dereye kuracağım” yanıtı alınca şapka çıkardık.
Çıkışta yan evden de Ciddiye kapıda göründü, eşi Yetişan ile keçi besliyorlar 40 yıllık bu yaylalarında ve Yetişan sabah erken keçilerle gitmişti.
İsmet, araya girdi, “Sormayın 1970’li yıllarda burada en az 14 aile keçi sürüsü beslerdi, şimdi sadece iki” diye yakındı.


ÇOBANIN SESİ VAR GÖRÜNTÜSÜ YOK


Ciddiye’ye, “Satılık peynir var mı” diye sorduk, “Peynir bol da siz paradan söz edin” deyince bir şapka da onun ‘emeğine saygısına’ çıkardık.
Sadece onun mu, Çermeşk göllerine çıkarken bir ara insan sesi duyduk.
Kafamızı yukarılara çevirdik, bir dağın zirvesi, tamamen keçilerle kaplıydı.
Belli ki çoban sesini duyurmak istemişti ama biz onu göremedik dahi.
Sorum üzerine rehberimiz Asım Haberal, “Orası en az 2.800 metre” dedi.
“Keçi bu, her yere çıkar” dediğinizi duyuyorum da ben keçilerde değilim çobandayım, yüzlerce keçiyle her gün o zirvelere çıkıp inmesindeyim!
Salihoğlu’nun bahçesinde mola verdiğimizde bu yaşadığımızı anlattık, “Muhtemelen Yetişan’dır, başka kim ola” dediler.
Yetişan ile Ciddiye’nin bu emeklerinin karşılığı hangi piyasa kuralıyla açıklanır bilemem ama soru sadece hayvancılık yapan için değil ki, dağlardan ot indiren kadınlı erkekli ailelerin yoğun emeği ve sabrı da şapka çıkarır cinsten.
Yürekleri de tertemiz bu insanların, hemen açıyorlar sonuna kadar.
O doğada başka türlüsü de düşünülemez sanırım.
Mezovit’te etrafında ve içinde bitki yeşermiş bir kaya görünce fotoğrafını çekmeye başladım, Asım Haberal taşı gediğine koydu:
“Bizim burada bir türkü var, ‘Taşın kalbi yok ama oni da yosun sarar’ diye.”
Şu fotoğrafa bakınca türküye hak vermemek, etrafını pas kaplamış taş kalplilere şaşmamak mümkün mü?

X