Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Rahmetli sizden de çok çekti

SONUNDA gizli tanıklar, rahmetli Turgut Özal’ın eşi Semra Özal ile oğlu Ahmet Özal’ın da başına akla ziyan bir iş açtı.

Meğer ikisi de aylarca, ‘Özal’ın zehirlenmesi iddiasıyla’ sürdürülen soruşturmada şüpheli işlemine muhatap tutulmuşlar.
Tam bir ‘güler misin, ağlar mısın’ durumu.
Ne yazık ki bu ülkenin son 10 yılında gizli tanıklar, imzasız-isimsiz mail ve mektuplar marifetiyle binlerce insanın hayatı zehir edildi; ölenler, öldürülenler oldu; işsiz bırakılan, dört duvar arasında yıllarca zulüm çekenler oldu; aileleri perişan bırakıldı.
Bunları kanıksadığımız için şaşırmıyoruz ama asıl üzeni ders almamak.

TÜRKİYE HİÇ BU KADAR ÇEKMEDİ

Ders almadığımızı, hem Özal ailesi örneğinden hem de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daha geçen gün, imzasız ihbar mektuplarını işleme koymayan yüksek yargının bazı başkanlarını eleştirmesinden anlıyoruz.
Oysa aynı Erdoğan, ‘Masum insanları cezaevlerine koydular’ diye bu yöntemlerin olumsuz sonuçlarından epeydir yakınıyordu.
Yakınmaya rağmen, aynı şeyi istemesi üzerinde yoruma gerek yok, her şey ortada ancak unutmayalım ki, bir devlet ne kadar hukukun dışına çıkar, ‘hainlerin ortaya çıkarma’ iddia ve gerekçesiyle de olsa hukuku katlederse yarayı alan adalet ve vicdan olur.
İşte bu anlayış Özal ailesini de mağdur etti; gizli tanıklar, akıl ve izanın fizana gönderildiğini bir kez daha kanıtladılar.
Böylesi önemli bir konuda dahi somut deliller yerine dedikodular üzerinden hareket ettikleri yönünde izlenim bırakan yargı insanları ise ‘pes’ dedirtti.
Bu ülke, maalesef bazı yargı insanlarının katkısı, iktidarın da yol vermesi sonucu ‘gizli ihbarcı ve tanıklardan’ hiç bu kadar çekmedi.
Bilmem Türkiye, bunu nasıl ve kaç yılda tamir edecek ama ileri demokrasinin bir mirası da bu acımasız, gaddar yol ve yöntem oldu.

SİZ DE DELİRTİYORSUNUZ

İşin yargı insanları ile iktidar tarafı böyle de ya öbür tarafı?
Örneğin, Özal ailesinin ‘şüpheli!’ üyeleri...
Bence de gündemde kalma aşkına, bu iddiayı sürekli sıcak tutan önce Ahmet Özal, sonra da Semra Özal doğru bir yol izlemediler.
Adli Tıp kararına rağmen dahi ‘zehirlenme’ iddiasında ısrar ettiler.
‘Zehirlenme’ iddiası üzerine, son günlerine yakından tanıklık etmiş, Orta Asya cumhuriyetlerine yaptığı geziyi de adım adım izlemiş bir gazeteci olarak rahmetli Özal’ın o günkü sağlık sorunlarını bu köşede yazdım.
Bu nedenlerle Özal ailesinin ‘Zehirlendi’ iddiası bana gerçekçi gelmedi.
Özal’ın mezarının açılma sürecine de bu nedenle üzüldüm.
Bir rastlantı sonucu tam da mezarın açıldığı gün, Ankara’da bir kafede, Ahmet Özal ile burun buruna geldim, yanında arkadaşları da vardı.
Üzüntümü ifade ettim, “Buradan bir şey çıkacağını sanmıyorum” dedim.
Ahmet Özal, “Bunlar devletin iddiaları” diyerek topu Devlet Denetleme Kurulu raporuna atsa da kendisine şunu söyledim:
“Dua edin ki babanızın mezarının açılması, zehir bulgusu ile sonuçlansın. Yoksa rahmetlinin kemikleri çok sızlayacak, siz de çok üzüleceksiniz.”
Şimdi aynı Ahmet Özal, savcılara, “Bunlar bizi delirtecek” diye haykırıyor.
Ama emin olsun ki, babasını sevenler de, “Aylardır, yıllardır siz de bizi delirtiyorsunuz, rahmetli sizden de çok çekti” diye içerleyip duruyorlar.

X