Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

O ittifakın zemini yok, olasılığı da

KEMAL Kılıçdaroğlu’nun, hafta sonu Diyarbakır’da HDP ile seçim ittifakı konusundaki bir soruyu yanıtlarken, “Böyle bir düşüncemiz yok” dese de ardından, “Siyasette 24 saat uzun süredir” ifadesini kullanınca ‘acaba’ diye düşünenler oldu.

Konuya herkesin rahatlıkla kabul edeceği bazı gerçeklerle başlayalım.
Evet, bugün HDP’ye oy veren Kürt seçmenin büyük bölümünün geçmişteki adresi, ‘sol’ anlayışları gereği, CHP idi.
Aynı Kürt seçmen, laikliğe ve kadına bakışta da bugünkü CHP seçmen kitlesi ile farklılık taşımıyor.
Malum; iki seçmen kitlesi 1991’de, SHP çatısı altında da buluşmuştu.


DIŞARIDAN ÜÇÜNCÜ GÖZ


Ayrıca, hafta sonu Diyarbakır’da CHP ilk kez yeni bir tablo ile karşılaştı. STK’larla buluşmada, özellikle orta gelir grubu temsilcileri, CHP’yi zorlar bir tutum sergilediler, gerekçeleri de 6-8 Ekim dehşetiydi.
O dehşet günlerini, PKK’nın alan hâkimiyeti peşinde koştuğunun, AKP’nin de çözüm sürecinde samimi olmadığının işareti sayan orta gelir grubunda Batı’ya göçün yoğunlaştığını belirten STK temsilcileri, bu sıkışıklığın CHP’nin devreye girmesi ile çözülebileceğini dillendirdiler.
CHP’nin, şu haliyle çözüm sürecinde devreye girmesinin zorluğunu ve olanaksızlığını bildiklerini aktaran bu temsilciler, farklı öneriler getirdiler.
Ekonomik durumun giderek kötüleştiğine dikkat çeken, çarenin de yeni teşvikler değil, ‘sadece ve sadece çözüm sürecinin samimi olarak süreceğinin güvenini yaratmak’ olduğunu belirttiler.
İşte bu noktada, CHP’nin hiç değilse kendileri, yani STK’larla, bir zeminde oluşturarak sürece ‘hakemlik’ edebileceğini, bir nevi dışarıdan üçüncü göz olarak ciddi bir rol üstlenebileceğini, bunun kendileri için çok önemli olacağını aktardılar.
Eğer önümüzdeki günlerde CHP ile o STK’lar arasında böyle bir zemin yaratıldığını görürsek şaşırmayalım.


HDP BAĞIMSIZ DEĞİL


Bunca yazdıklarıma rağmen, CHP’nin HDP ile açık bir seçim ittifakına girmesinin olasılığı da zemini de hâlâ görünmüyor.
Çünkü, silahın daha gömülmemiş olması; PKK gösterilerinde dehşet katliam ve ölümlerin yaşanması, Atatürk büst ve fotoğraflarının yakılıp yıkılması, müzelerin ateşe verilmesi gibi gerçekler yolları tıkayıp duruyor.
Kâhin olmaya gerek yok; üstelik daha bir ay önce silah ve şiddet en acımasız örneklerle yeniden hafızalara kazınmış, seçime de 6 aycık kalmışken böylesi bir olasılık CHP’de deprem yaratır.
CHP yönetimi bu depremi göze alır mı, sanmıyorum.
Neden mi, 1991’den çok farklı bir tablo daha var da ondan. O günün HEP’i, hiç değilse açıktan PKK ile bir bağ içinde görünmüyordu; bugünün HDP’si ise bu bağı dillendirmekten çekinmiyor.
PKK’dan bağımsız olamayan; şu gün dahi, ‘mücadele ile müzakere paralel yürüsün’ temelli çözümde sakınca görmeyen bir HDP söz konusu.
Bu nedenlerle CHP, ‘önce silah sussun’, ‘çözüm TBMM çatısı altında aransın’ demeye; TBMM’deki her girişime desteğini (haziran ayındaki barış süreci ve daha önceki anadilde savunmayla ilgili yasa örnekleri ile) kanıtladığını, bundan sonra da yeni önerilerle aynı tutumu sürdüreceğini anlatmaya devam edecek gibi.
Peki, kalan 6 ayda en azından silahın tamamen gömülmesi mümkün mü?
“İnşallah, inşallah” demek isteriz, ama PKK’da böyle bir niyet görünmüyor. Keşke yanılsak, ne güzel olur.

X