Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ne olduğunu bilme hakkı

AKP iktidara geldiğinde PKK, tarihinin en büyük darbesini yemiş, terör sıfır noktasına kadar gerilemişti.
Başbakan Erdoğan, 3 yıl sonra Diyarbakır’da, “Kürt sorunu vardır” diyerek yeni bir dönemi başlattı. Yasal/siyasal pek çok adım atılarak, zaman zaman terör tırmansa da sert tartışmalar yaşansa da süreç, ‘çözüm süreci’ denen son adıyla bir şekilde 7 Haziran öncesine kadar yürütüldü.
28 Şubat’ta HDP heyeti ile Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, İçişleri Bakanı Efkan Ala ve AKP Grup Başkanvekili Mahir Ünal’ın oturdukları masadan ‘Dolmabahçe Mutabakatı’ ile çıkması üzerine, “Artık analar ağlamıyor” afişlerinin sokakları süslediği günlere ulaşıldı. Peki, sonra neler yaşındı da bugüne gelindi, biliyor muyuz?


28 ŞUBAT’TA SÖYLENENLER


Erdoğan aynı gün Suudi Arabistan’a uçarken önce özetle, “Bu, milli birlik ve kardeşlik projesiyle başlayan, ‘çözüm süreciyle’ devam eden, ‘bunu artık noktalayalım’ diye hasretle beklediğimiz bir çağrıdır. Temennim o ki bunun arkasında durulur, ilgili adımlar atılır” dedi.
Sonra da haklı olarak, silah bırakmanın zorunluluğuna işaret etti, “Yani ne istendi de 12 yıllık dönemde de verilmedi” uyarısını da yaptı.
Birkaç saat önce Dolmabahçe’de konuşan, attığı her adımın Erdoğan’ın bilgisinde olduğuna inanılan Akdoğan’ın bazı cümleleri de şöyleydi: “Başbakanımızın başkanlığında çözüm süreci kurulunda gelinen aşamayı tüm boyutlarıyla kapsamlı bir şekilde ele almıştık.”
“12 yıldır akan kan dursun, analar ağlamasın diyerek sessiz devrim niteliğinde adımlar attık. Bundan sonra da özgüven içinde tartışmaktan, konuşmaktan geri durmamamız gerekiyor.”
“Tüm kesimlerin taşın altına elini koyması, zorlukları kolaylaştıracaktır.”
“Samimiyet, cesaret ve kararlılıkla sonuca ulaşacağımıza da inanıyoruz.”
Akdoğan’dan önce konuşan Sırrı Süreyya Önder de barış mesajları verince ülkeye bir umut havası yayıldı.


TERÖR ÖRGÜTÜYLE MASAYA OTURUNCA


Ancak hava birkaç gün içinde Erdoğan’ın açıklamaları ile değişti. Günlerdir ‘Dolmabahçe mutabakatını’ eleştirmeye başlamıştı, 15 Mart’ta Balıkesir’de, “Artık Kürt sorunu yoktur” dediğinde yeni bir tartışma başladı. Öcalan’ın mektubunun okunacağı Nevruz kutlamasından bir gün önce de ‘İzleme Heyetine’ karşı çıkarak hükümetle tartışmaya girdi.
28 Şubat günü de ‘Mutabakatın’ arkasında durulduğunu açıklamış olan Hükümet Sözcüsü Arınç, Erdoğan’a, “Hükümetimiz heyetin kurulmasında yarar görüyor, sorumluluk hükümette” yanıtını verdi; yetinmedi, Erdoğan’ın eleştirilerini ekran önünde yapmasından rahatsızlığını da ifade etti.
Erdoğan, Dolmabahçe’de yan yana fotoğraf verilmesini de eleştirip ‘İzleme Heyeti’nden haberdar olmadığını söylemişti, Arınç, yine yanıtladı: “Bugün yapılanlardan, yarın geleceğimiz noktadan Sayın Cumhurbaşkanımızın habersiz sayılması mümkün değil, her şeyi çok iyi bilmektedir.”
Uzatmayalım, sonunda hükümetin değil Erdoğan’ın dediği oldu, ‘Dolmabahçe Mutabakatı’ yok sayılarak 7 Haziran seçiminden çıkıldı, bugüne gelindi.
Bugün tablo ortada, sorular da net; mutabakatı bozan
asıl neden neydi?
Akdoğan’ın yönetimindeki o sürecin Erdoğan’dan habersiz yürümesi olası mıydı, eğer böyle olsaydı Akdoğan’a bir fatura çıkarılmaz mıydı?
Çıkarılmadıysa, ‘Ne oldu’ sorusu daha da yaşamsal
değer kazanır.
Yoksa halk, 35 yıllık bir terör örgütü ile masaya oturanların, oradan nasıl kalkılacağını hiç hesaplamadığını düşünecektir.

X