Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Muhalefetin altı ayı kaldı

TARİH değişmezse Türkiye altı ay sonra, parlamenter demokrasiyi sürdürüp sürdürmeyeceği konusunda karar verilecek bir seçime gidiyor.

On üç yıldır muhalefeti ‘üç koyun güdemezler’ diye eleştirip duran iktidar bugün, devleti kurumlarına kendi eliyle yerleştirdiği ‘ajan’, ‘hain,’ haşhaşi’ sıfatlarını uygun gördüğü bir yapıya yönettirdiğini itiraf ediyor.
Yine kendi deyimleriyle 13 yılın hukuksuzluklarını, mağduriyetlerini, faili meçhullerini, milyonlarca dinlemeyi, vs. ansızın ‘terör örgütü’ yapılan ‘o yapıya’ yıkıyor; yardım/yataklık suçuyla ise hiç ilgilenmiyor, hatta onu da muhalefete yüklüyor.
Yetmiyor, ‘ülkeyi kötü yönettik’ diye nedamet getirmektense, garabet dolu Şişli malzemesini kullanıp duruyor.

YA EVLAD-I GELECEK

Bugünkü tablo, sadece devlet yönetiminin bir ‘ajan yapıya’ devri konusunda değil, pek çok alanda muhalefete büyük kozlar sunuyor.
Beş çocuk, 5 metrekarelik hastane odasında tedavi edilirken, yarısı boş 1.150 odalı saraylar inşa edilen bir Türkiye var artık.
G-20 üyeliğinin sürmesini başarı sayan, enflasyon liginde ilk 20’ye çıkmayı ise unutan iktidar, Türkiye’yi her geçen gün AB’den koparıp, dünyaya kapatıyor.
‘Evlad-ı fatihan’ söylemine dalmış ‘evlad-ı geleceğe’ kafa yormuyor.
Bugün güneşteki patlamayı dünyaya neden Malezya izletmiyor, kuyrukluyıldıza uyduyu neden İran kondurmuyor, CERN’in taşıyıcı ülkesi neden Türkiye olmuyor, sorularını aklına dahi getirmiyor.
Gelecek nesillere bilimi, fenni öğretmektense, ‘Bu dersler neden zorunlu’ diye tartışıyor; her çocuğuna İngilizce yerine Osmanlıca öğretmeyi yeğliyor.
Türkiye, 8 yıldır 10 bin dolarda dolanıp dururken, dolar milyarderlerinde Japonya’yı dahi geride bırakıyor, örgütsüz ve güçsüz yeni milyonlar üretiyor.
Üstünlerin hukukuna geçilirken, 12 Eylül darbesinde yaşı büyütülerek idam edilen çocuklara ağlayanlar, liselerden cezaevlerine çocuk taşıtıyor.
Sokakları yeniden mafya kontrolüne geçmiş bir ülkede yaşanıyor.
Yüzlerce örnek daha var ve halk da hepsini görüyor; ama sorun bu değil.

DAHA İYİ YÖNETMEK

Sorun; altı ay sonraki sınavda muhalefetin, tüm bu trajikomedileri halka aktarıp, onu ‘daha iyi yönetirim’e ikna edecek bir algı yaratmasında.
Sarsılıp silkelenmek yerine hâlâ, haftada bir kürsüye çıkmak, bir de basın açıklaması yapmak yeterli görülecek; küçük bir ilçedeki sorun, kesilip atılmak yerine sürüncemede bırakılacaksa vay ki vay!
Oysa sorun aşılmaz değil; yeter ki 6 ay en verimli şekilde kullanılsın.
Ülkeyi dışa açık tutmayı; bırakın ‘Türkiye vatandaşı’ olmayı, ‘dünya vatandaşı’ gençler yetiştirmeyi; öyle gizlenerek falan değil, açık açık ‘din eğitimi ile bilim eğitimi kıyaslanamaz, dünya çapında biliminsanları yetiştirecek bir Türkiye için daha çok matematik, daha çok fizik’ demeyi; Tunus örneğinde olduğu gibi dinin, yönetime etkisini sınırlayacak söylemi çekincesiz dillendirmeyi; ‘bugün yeni şeyler söylemek lazım, cancağızım’ anlayışı ile geçmişe takılıp kalmayan hukuk, demokrasi, özgürlük garantisi olmayı başaran bir muhalefet, işin çoğunu halletmiş olur.
Muhalefet, yolsuzluk, israf, otoriterlik gibi tartışmalarının AKP’yi içten içe fokurdattığını, epey sayıdaki vicdanda derin yaralar açtığını görebilmeli.
Aynı gerekçelerin, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a 13 yılın en sıkıntılı liderliğini yaşattığını da.

X