Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Komisyonda tutanak dışı

TBMM Soruşturma Komisyonu’nun dört eski bakanla ilgili ‘Yüce Divan’a göndermeme’ kararı, Genel Kurul’dan da aynen geçecek gibi.

Komisyonun bu kararı üzerindeki yorumlar, tartışmalar sürüp gidiyor; ama o karar için en doğru değerlendirme artık tarihe yazıldı.
Tarihin yazacağı, kararı verenlerin çocuk ve torunlarına da mirası kalacak.
Komisyon başkanı Haklı Köylü için ise belki özel bir bölüm açılacak.
Bunun nedenini tutanak dışı bazı örneklerle anlatmak isterim.

YETERLİ KANAAT OLUŞMUŞTU

Malum, çalışmaları sona yaklaşırken komisyonu yakından izleyen herkeste kanaat, “Yüce Divan’a sevk çıkacak” yönündeydi.
Ta ki 22 Aralık’taki, ‘karar açıklama’ toplantısı ertelenene dek.
Niye mi böyle oldu; yanıt için ilk örnek Muammer Güler’in sorgulandığı günden.
Güler’e atfedilen 4 suç vardı, biri de Zarrab hakkında çıkacak olumsuz haberi önlemek için bir gazetenin yöneticisine telefon açmasıydı.
Güler bu görüşmeyi doğrulayınca Köylü üsteledi: “Yani telefon ettiniz mi?”
Yeniden “Evet” yanıtı alınca, “Başka soruya gerek yok” diye kestirip attı.
Oysa muhalefet üyeleri gazete yöneticisinin de dinlenmesi istiyordu.
Köylü, aksi görüşteydi,
“Bakanı bir yollayalım, sonra konuşuruz” dedi.
Bakan çıkınca da kaydı durdurup özetle şunları anlattı:
“Arkadaşlar, çoğunuz hukukçusunuz; ama benim gibi savcılıktan gelmediniz için anlıyorum ki, savcı gözüyle bakamıyorsunuz. ‘Görüştüm’ dedi ya; istediğimiz buydu, ikrar etti. Karşı tarafı niye çağıralım? Gelip görüştüğünü söylese sonuç değişmez; ama ‘Görüştüm de baskı olmadı’ derse iddia boşa çıkar.”
Mesajı ve yargısı açık bu sözler üzerine muhalefet talebinde ısrar etmedi.
Başından beri pek çok kez, “Yeterli kanaat oluştu” gerekçesiyle sorgulamaları uzatmamış olan Köylü’nün, bir eski bakan için, “Durumu en zor olan bu” imasında bulunması da hâlâ bazı arkadaşlarıyla komisyon üyesinin hafızasında.

ÖYLE AMA NE YAPALIM

Köylü’nün tavrı 22 Aralık’taki toplantıya kadar bu seyri izledi; ama o gün yapılan görüşme ve telefon konuşmalarının ardından karar 5 Ocak’a ertelendi.
Bu noktada, 22 Aralık’taki o toplantıda, kayıt öncesi sohbet bölümündeki -yine özetliyorum- Köylü’nün şu sözleri de çok anlamlı bulunmuştu:
“Arkadaşlar, savcı delilleri toplar, sonra iddianamesini mahkemeye sunar. Bazen delil durumu fifty fifty (elli elli) olur, yine de şüpheli hakkında işlem yapmaz. Çünkü mahkemenin delilleri yeterli görmeyip takipsizlik kararı vereceğini düşünür. Vatandaş savcılıktan aklanmış olur. Bu normal bir vatandaş için geçerlidir. Ama siyasiler için durum böyle değil. Onların aklanacağı yer Yüce Divan’dır. Oraya gitmeliler ki takipsizlik kararı oradan çıksın.”
Köylü’nün, örneğin, “2013 öncesi mal varlıklarına ve işlemlere giremezsiniz” şeklinde itirazda bulunan bazı avukatlara verdiği şu yanıt da dikkat çekiciydi:
“Böyle hukuki görüş mü olur, komisyon her şeye bakar.”
5 Ocak’taki toplantıda AKP’li 6 üye yazılı metinden görüş açıklarken Köylü ve iki arkadaşının, “Ben konuşmayacağım, çoğunluğa uyacağım”, “Delil toplama hukuksuzdur” türünden bir-iki cümleyle yetinmesi de anlamlı görüldü.
“Bu karar hiç iyi olmadı başkan” diye serzenişte bulunan muhalif üyelere Köylü’nün, “Öyle, ama ne yapalım” anlamında yanıt vermesi ise ayrı.
Acaba, ‘resim görüşüm’ sözü sadece şakadan ibaret değil mi ne?

X