Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Kılıçdaroğlu istemedikçe değişim olmaz

SINIRINDAKİ çok yakıcı izler bırakan savaş nedeniyle Türkiye, ateş çemberinden geçiyor ve bunun böyle olacağı aylar öncesinden belliydi.

Ancak Türkiye, o kıymetli ayları hem de iki seçimle uğraşarak geçirdi.

Bu nedenle yeni hükümet, daha dün kurulabildi, ‘ateş çemberi’ ülkeyi, en güçlüsünden bir hükümete çoktan mahkûm etmiş olsa da.
“Kurulan hükümet bu güce sahip” denebilir ama “Böylesi bir dönemin, örneğin bir AKP-CHP koalisyonu ile geçilmesi çok daha sağlıklı, daha az tartışmalı olurdu” tezini savunmak da çok doğal.
İki görüşten haklı çıkanı tarih gösterecek, ancak şu anda tüm sorumluluğun tek başına AKP’nin omuzlarında kaldığı net.

 

DEĞİŞİM İSTİKRARI GETİRMEDİ

 

Yükün sadece AKP’ye kalması, muhalefetin 1 Kasım sonrası içine girdiği krizle de ilgili; oysa tam tersine, derli toplu, önerilerini etkili şekilde anlatan güçlü bir muhalefet en çok da böylesi dönemlerde aranır.
Ancak en başta anamuhalefette ciddi iç tartışma yaşanıyor, Kemal Kılıçdaroğlu’nun rakipleri her gün medyada görüşlerini anlatıyor.
Onlar dışında CHP’de herkes tam bir sessizlik içinde; elbette bu sessizlik sürdürülemez, sıkıntılar bir şekilde aşılmak durumunda.
Bugün yaşananı ise Kılıçdaroğlu sonrası esen değişim rüzgârından ayrı düşünmemeli; o değişimin henüz istikrarı getirmediğini unutmamak kaydıyla.
En basiti, Kılıçdaroğlu, 5 yılda tam 77 genel başkan yardımcısı/genel sekreter değiştirmek zorunda kalmışsa, akla iki olasılık gelir.
-Kılıçdaroğlu, bu süreçte değişimi oturtacak bir kadro yaratamadı; oysa Türkiye örneğine baktığımızda dahi tüm liderlerin, parti içinde güçlü çok sayıda arkadaşlarını hem de uzun yıllar çevrelerinde tuttuğunu görürüz.
-Değişime direnişin büyüklüğünün bunu gerekli kılması.

 

O SEÇENEK DE ZAYIF

 

Bunun ötesinde, eleştiri alsa da Kılıçdaroğlu’nun değişim hamlesi, hâlâ güçlü desteğe sahip; rakipleri Muharrem İnce ve Umut Oran da bunu görüyor gibi.
Bu iki ismin olağanüstü kongre talebi buna bir işaret, çünkü olağan kurultay süreci işlerken, önceki kurultayda İnce’ye verilen, ciddi bölümü ‘yönetime küskün’ 417 oyu, 600’e çıkarma hedefiyle yola çıkmak böyle yorumlanabilir.
Bir gösterge de adayların sürmekte olan ilçe/il kongrelerine ilgileri.
Baktım, dün 16.00 itibariyle, CHP Genel Merkezi’ne ulaşan ‘kongre talepli imza sayısı’ 15 civarındaydı; tabii ki diğerleri elde toplu tutulmuş olabilir.
Ancak sonuçta beklenen oldu, 600 imza bulunamadı; oysa adaylar, ilçe ilçe dolaşarak devam eden kongreleri fırsata çevirebilir, seçilecek delegeleri ikna edip, aşağıdan başlattıkları rüzgârla sonuç almayı deneyebilirlerdi.
Hafta sonu pek çok ilçede kongreler yapıldı ama giden aday olmamış.
O zeminlerin yönetimin başarısızlıklarını sıralamak, “Arkadaşlar, partimiz, ülkemizin Doğu, Güneydoğu, İç Anadolu’sunda ve büyükşehirlerin varoşlarında yok. Ben şöyle yaparak buralarda da partimi var edeceğim” demek için neden kullanılmıyor anlaşılır değil.
Bu durum Kılıçdaroğlu’nun yerini koruyacağına işaret, tek seçenek dışında.
O seçenek de -ki çok zayıf- Kılıçdaroğlu’nun ya aday olmaması ya da ‘Gelin şu arkadaşımızın arkasında toplanalım’ demesi gibi bir büyük sürpriz yapması.
Son tahlilde, en azından bir sonraki kongreye kadar CHP, çevresi yeniden değişmiş bir Kılıçdaroğlu ile devam edecek gibi.

X