Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

İlk iş AB çıpasını güçlendirmek

TÜRKİYE, her gün inanılması çok zor olaylar yaşıyor, ama ülke için daha büyük tehlike, bu yaşananları normal görüp kanıksar hale gelmiş olmaktır.

Oysa Türkiye’nin, bölgesinde ve dünyada güçlü olmasının tek şartı, önce anavatanında huzur ve güvenliği sağlamasıdır. 

İçeride toplumsal barışı koruyamamış, ortak değerlerini yitirmiş bir Türkiye, en büyük zararı ilk başta kendisine verir.
Toplumsal barışın temel şartının ise hukuk devletinden, hukukun üstünlüğüne eksiksiz uymaktan geçtiğini görmek çok açık bir vatanseverlik gerçeğidir.

 

CHP İÇİN ZORUNLULUK

 

Üç gün içinde, Can Dündar ile Erdem Gül’ün gazetecilik faaliyetleri sonucu tutuklanmaları; Tahir Elçi’nin karanlık bir katliama kurban gitmesi dahi bu noktada başka söze gerek bırakmıyor.
İfadeler alınırken bütün soruların, “Bu haberi neden yaptın” çevresinde dönüp durduğu bir soruşturmada, kaçma şüphesi hiç olmayan Dündar ve Gül’ün, ‘ceza değil önleme amaçlı olduğu’ unutulan ‘tutuklama’ işlemine reva görülmesi en başta hukuk devletini yok ediyor.
Sonra da çok değil, 3-5 yıl gibi çok yakın tarihte yaşanan musibetlerden zerre ders alınmadığını kanıtlıyor.
Elçi’nin katli de provokasyonlara açık bir ülkenin varlığına tuz biber ekiyor.
Tüm bu gelişmelerin aynı iktidar döneminde ve tam da AB ile yepyeni bir süreç başlarken yaşanması da ayrı bir çarpıklık işareti.
Başbakan Davutoğlu’nun dün Brüksel’e giderken yaptığı açıklama umutlar barındırsa da kontrol edilemeyen gelişmeler, ayak bağı olmayı sürdürüyor.
Yine de AB, Türkiye için eğer sağlam çıpa olarak görülüyorsa, yeni süreci teşvik etmek herkes ve her kurum için zorunluluk olmalı, en başta da CHP için.
CHP, ilişkinin bu kez tam üyelikle sonuçlanması, yeni bir yol kazası yaşanmasın diye hemen yarından itibaren AB başkentlerini yol etmeli.
Kendisine oy veren her seçmenin böyle düşündüğüne şüphe yok; o zaman CHP, söz konusu AB oldukça hem hükümete tam destek verip teşvik etmeli hem de Avrupa ülkelerine, “Samimi olun, bitirin bu işi” diye baskı yapmalı.

 

85 YILLIK GELENEĞİ YIKMANIN YANLIŞI

 

Ancak asıl görev tabii ki yeni bir samimiyet testinden geçen hükümete düşüyor.
İktidar hiçbir konuda hata yapmadığını düşünüyor; ama özellikle de son 5-6 yılın dış politikasının bugünkü çıkmazın nedeni olduğu görülmek zorunda.
Cumhuriyet’in, büyük bir uzak görüşlülüğün ifadesi olan, ‘yurtta barış, dünyada barış’ ilkesi üzerine oturmuş dış politikasını tersyüz etmenin, Ortadoğu’daki istikrarsızlığı tetiklemekten öteye geçemediği kabul etmeli artık.
Bilmeli ki, Türkiye istikrarsızlıkla iş görebilen bir ülke değil.
Aksine çevredeki istikrarsızlıklardan hemen etkilenen bir yapıya sahip; çünkü o ülkelerdeki geniş vatandaş toplulukları ile güçlü bağı, kardeşliği var.
Laik sistemin büyük katkısıyla, -eksiklerini de kabul ederek- çevre ülkelerle 85 yıl barış içinde yaşayan Türkiye’nin deneyimlerinin görmezden gelinmesi bugünkü acı tabloyu yaratmaktadır.
Uluslararası ilişkilerde duygu, nefret değil ulusal çıkarlar esas alındığına göre, diplomasinin yeniden öne çekilmesi, ilk örneğin de AB ile kopmaz bağlar kurarak göstermek yaşamsal değerdedir.
NOT: Selahattin Demirtaş’ın, Tahir Elçi’nin tabutunun başında ettiği şu söz umarım bir büyük tehlikenin habercisi değildir:
“Kürt halkı şunu da iyi biliyor, yüreğinde hissediyor, Tahir’i öldüren şey devlet değil, devletsizliktir.”

X