Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hukuktan uzaklaşma AB’yi zaten bitirir

CUMHURBAŞKANI Erdoğan’ın, son operasyona gelen AB tepkisini, “Bizi alır mı, almaz mı; böyle bir derdimiz yok. Kendi göbeğimizi keseriz. AB kendi işine baksın, aklını kendine saklasın” diye karşılamasını çok önemsemeli.

Hükümet de bu anlayışı paylaşıyorsa, AKP’nin ilk yıllarındaki ‘AB hedefi’nden, 2005’teki AİHM’nin Leyla Şahin kararı ardından başlattığı ‘kopma sürecinde’ sona yaklaşıldığı düşünülebilir. ‘Hukuk devleti’ kuralının zedelendiği bir ülkenin AB üyesi olamayacağı; AB’nin böylesi alanlarda, her ülke ile ilgili görüş açıklama, hatta müdahale hakkı bulunduğu daha ilk günden belliyse, bugün çekilen rest, hukuktan daha da uzaklaşmanın sinyali görülür.

DÜNÜN YANLIŞINA DÜŞMEMELİ

Bu nedenle önceki yazımıza devamla, “Artık temel sorun hukuktur” diyoruz.

Hukuksuzluğun kök salmasında, ne acı ki bugün operasyona maruz kalan Cemaat çevrelerinin katkısı da büyük ve yazık ki, dünkü yanlışları bugün onların yaşamını da karartıyor.

Geçmişte hukuk ihlallerini dile getiren herkesi, çok sert ve acımasız ifadelerle hedef yapan bu çevreleri eleştirme hakkımız baki; ama bunun ötesine geçmek, ‘herkes için hukuk’ demek daha elzem.

En azından, “Eğer devleti ‘vatan haini çeteler, paralel yapılar, ajanlar’ ele geçirmişse buna, hem de bilerek yardım/yataklık edenlerin sorumluluğunun daha büyük olduğunu” unutmayarak. Hukuktan uzaklaşmak, sadece adaleti yok etmiyor; ülkeleri yolsuzluğa açık hale getirerek yoksullaştırıyor, içe kapatıyor, yatırımcının yabancısını kaçırtıp yerlisini dışarı bakmaya zorluyor.

Bu birkaç madde dahi, iktidar sahiplerinin güçler ayrılığı ilkesini ayak bağı gördüğü bir Türkiye’de, hukuk üzerinde özenle titremeyi kaçınılmaz kılar.

“Etnik kimliğe, inanca, yaşam tarzına göre hukuk olmaz; hukuk herkes için ve evrenseldir” diyenlere, dünün yanlışına düşmeme şartı koşar.

HÜKÜMETE YAKINLIK ŞARTI

Çünkü, içeride Cumhurbaşkanı da olsa, kim ne derse desin biline ki ‘dışarı’ Türkiye’yi çok yakından izliyor.

İktidar ise sanki bu izlemenin farkında değil, tabloyu kavrayamıyor. Yoksa, yabancı yatırımcının ürkek olduğunu unutup, ‘onlar görmez’ yanılgısıyla, gece yarısı verilen tekliflerle yasa çıkarır mı?

Biz de öğreniyor ve duyuyoruz; HSYK değişikliklerinden iktidar sözcülerinin açıklamaları ardından harekete geçen yargıya kadar her konuda, yabancı yatırımcılar bilgi topluyor, sorgulama yapıyor. Uluslararası finans toplantılarında Türkiye pek anılmazken, “Yatırım yapmak için hükümete yakın olmak şart mı” sorusu daha çok duyuluyor.

Hükümet bunu görmüyorsa dahi yabancı yatırımcının, Türk mahkemelerinden önce uluslararası tahkimi tercih eder hale geldiğini, Türk ortaklarına kaygı ile bakmaya başladığını atlamış olamaz. Kaygı da, “Acaba bir gün ortağımızın hükümetle arası açılır mı, bir suça bulaşırsa bizim mal varlığımıza el konur mu” gibi sorulardan kaynaklanıyor.

Örneğin; gece yarısı, taraflardan gizli, tek önergeyle bir özel sektör kuruluşu sayılan DEİK’in kamulaştırılması bu alanda çok ciddi kaygı yaratmıştır.

Devam edeceğiz, ama hükümete bugün şu soruyu yöneltmek isteriz: “Son dönemde ikinci pasaport için başvuran Türk vatandaşlarının sayısı ve ekonomik düzeyi nedir; dışarı giden sermaye sadece yatırım amaçlı mı, yoksa Türkiye’den uzakta güvence arayışı da söz konusu mu?”

X