Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Guguk devleti değilsek

CUMHURBAŞKANI Erdoğan, Türkiye’nin bir guguk devleti değil, hukuk devleti olduğunu söyledi.

Bu durumda, en basitinden Anayasa’nın, cumhurbaşkanının görev ve tarafsızlığı ile ilgili maddeleri uygulanıyor mu diye sorgulamak şart.
Başbakan Davutoğlu da tek ilçede dahi ikinci bir adayın çıkmasına tahammül edilmeyen AKP kongrelerini “İşte yönetim böyle olur” diye örnek gösterdi.
Davutoğlu, dün de Ankara’da, ‘vatan haini, yabancı ajanı’ ilan ettikleri ‘paralel yapının’ vatandaşları dinleyip sahte delillerle içeri attığını yineledi.
Bu durumda da, ‘Fırat kıyısında kurdun kaptığı kuzunun hesabının Hz. Ömer’den sorulduğunu’ unutup, kurdu kimin beslediğini de hiç akla getirmeyeceğiz!

ŞİŞLİ’DE CHP’Yİ TOPA TUTMAK



AKP döneminde böylesi garip bir ülkeye dönüştük vesselam.
On bir yıllık iktidarın ardından bir gün uyananlar, başta yargı ve polis, devlet kurumlarını ele geçiren ‘paralelin’, orduya kumpas kurduğunu, ülkede faili meçhul cinayetler işlediğini fark etti!
Hadi, derin uykudan geç uyanıldı da bari küçük bir özeleştiri yapılsa, hayatları karartılan vatandaşlarından özür dilense yeri değil mi?
Hiiiiç o taraflarda değiller; tersine, Başbakan üç gündür Şişli Belediyesi’nde yaşananlar üzerinden “Böyle yönetim olmaz” diye CHP’yi topa tutuyor.
Hadi, bugün Başbakanlık yetkilerini kimin kullandığı tartışmasını dahi anımsamayalım; ama beraber yürüdükleri için devlete yerleştirdikleri insanların ‘kumpaslarını’ anlatırken, en küçük nedamet göstermeyip Şişli’ye yüklenmek tam kara mizah gibi.
Peki, Şişli’de bir şeyler yaşanıyorsa görülmeyecek mi; elbette hayır.
Hatta varsa bir yanlışlık, müfettiş yollamak da Davutoğlu’nun işi.
Bizim, ‘orada neler oluyor’ diye bakma, araştırma hakkımız ise sonsuz.

KILIÇDAROĞLU KARARLI



Hafta sonu Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç’ın daveti üzerine, önce bu ülkenin önemli değerlerinden Fikret Otyam ustanın 89. doğum gününü Kemal Kılıçdaroğlu’nun da katılımıyla kutladık; sonra Alman gazetecilerle Türkiye AB ilişkilerini irdeledik. (İroniye bakın ki, “Yürümek isteyen öğretmenler, TOMA ve biber gazlarıyla dağıtılıp gözaltına alındı” haberi ile Davutoğlu’nun, “Türkiye özgürlükler ülkesi” sözlerini aynı anda öğrendik.)
Bu vesile ile Kılıçdaroğlu ve Sarıgül ailesiyle sohbet fırsatı buldum.
Gözlemlerime, “Kılıçdaroğlu, süreci yakından izliyor, yanlışların farkında ve çözüm için gerekenleri yapmakta çok kararlı” diye başlamalıyım.
Tabii varsa adli konuların gereğini yapmak, kişi veya devletin inisiyatifinde.
Sarıgüller ise en azından işin artı ve eksilerini görmüş durumda.
Emir Sarıgül’ün başkan yardımcılığından istifası bu anlamda önemli bir eşik; ama 29 belediye meclis üyesini de sürece katmak yeni bir yanlış gibi.
Aile, Emir Sarıgül’ün meclis üyesi olması eleştirenlerine ‘haklılık var’ diye bakarken, “Hayri İnönü’ye tehdit” iddialarını şöyle görüyor:
“Beş yıldır yanı başımızda, yakın arkadaşımız; insafsız bir şehir efsanesi.”
Hayri İnönü’ye yönelik derin hayal kırıklığı varsa da bir istifa talebi yok.
“Niye gitsin ki” deniyor; ama yönetici zafiyeti olduğunun altı çiziliyor.
Doğrusu; daha başından önlem almak yerine, yetkilerini Emir Sarıgül’e devretmesi, siyasetten çok uzak biri olması, belediye meclisi ile uyumlu çalışamaması da Hayri İnönü’yü zayıf kılan sadece birkaç nokta.

X