Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Dün 104’üncü hafta devrildi

HAFTAYI ‘Başbakan’ titri kazanmış olarak bitirmesi kesin görünen Ahmet Davutoğlu, 24 Ağustos 2012 günü NTV’de bir öngörüsünü açıklamıştı.

Esad’ın birkaç haftalık ömrünün kaldığını söylemişti, ama dün itibariyle hafta sayısı tam 104 oldu.
O 104’ün içinde ne kadar ‘birkaç hafta’ var bilemem, ama Davutoğlu, sözlerinin dayanağını 62 kez gittiği için Suriye’yi çok iyi bilmesine bağlamıştı.
Malum Esad hâlâ yerinde, ne zaman devrileceğine dair de en ufak bir iz yok; o nedenle yeni süreçte Davutoğlu, gerçekleşen öngörüler için geriye dönük bir muhasebe yapmasında yarar görmeli.

BİR GECE ANSIZIN

Örneğin, çok iyi bildiğini düşünse de Ortadoğu’da her an öngörülemez gelişmeler yaşanabildiğinin kanıtlandığını kabul etmeli.
Örneğin, bakanlığı döneminde 52 anlaşmanın yapıldığı, ortak bakanlar kurulunun toplandığı, Şamgen vizesi çıkarıldığı, ticaretin ve turist sayısının defalarca katlandığı komşu Suriye’ye bakmalı.
Belki de iyi tahlil edilmediği için ‘bir gece ansızın’ sınırımızda özerk bir Kürdistan ve kafa kesen bir IŞİD devleti çıktı.
Yetmedi, “100 bin bizim kırmızı çizgimizdir” denmişken Suriyeli mülteci sayısı 1.5 milyona yaklaşmış ve o ‘misafirler’ insanlık dışı bir tablo ile yüz yüze kalmışsa, hatanın kaynağını azıcık da kendimizde aramamız gerek.
Sanırım, Türkiye açık cephe almadan önce Suriye’de ölenlerin sayısı 2 bin değilken bugün 300 binlere gelmesini anımsatmaya ise gerek yok.
Tabii ‘Nereden çıktı IŞİD’ sorusu da belirsizliğini koruyor.
O nedenle ki, MHP Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, “Suriye’nin başkentine sadece Türkiye’de Şam (Türkiye dışında Damascus) denir; bu IŞİD adının kaynağı kim” diye sorması ilgi çekiyor; geçelim.

TÜRKLERE YASAK ÜLKELER

Sorun sadece Suriye değil ki, Davutoğlu’nun ‘sıfır sorun’ komşu politikasının bugün, ‘sırf sorun’ haline dönüştüğü, iktidar sözcülerinin durumu kurtarmak için duruma ‘değerli yalnızlık’ adını koyduğu da ortada.
Haksız da değiller, çünkü maalesef Cumhuriyet kurulduğundan bu yana Türkiye’den ‘düşman’ diye söz eden ilk komşu Başbakan, Irak’ın Maliki’si oldu.
Adam, Türkiye’nin tüm müdahalelerine rağmen başbakanlığını yakın zamana kadar korudu; TPAO’nun arama ruhsatlarının iptalinden, dünya petrol üretiminin yüzde 10’unun geçeceği ülke olmaya kadar, Türkiye’nin pek çok önemli ekonomik çıkarına darbe vurdu.
Mısır’a, İsrail’e ve diğerlerine bakmaya gerek yok; ama dileyelim Davutoğlu’nun başbakanlığı döneminde tüm güzel rüyalar yeniden gerçeğe dönüşür.
İki yıl öncesine kadar ‘medarı iftihar’ olan Türkiye’nin vatandaşları, 90 yıldır bütün Ortadoğu’da gezip duruyordu.
Bugün ise o Türkiye’nin vatandaşları ne Suriye’ye, ne Irak’a, ne Mısır’a, ne Libya’ya, ne İsrail’e, ne Somali’ye, gidebiliyor; İran, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Ürdün’e de rahatlıkla gidemiyor.
Gitmek bir yana; Türkler, bu ülkelerde gözaltına alınır, tutuklanır, öldürülür, rehin tutulur, ‘ülkeyi bir an önce terk edin’ muamelesi görür oldu.
İlk gerçekleşecek rüya da bu sıkıntıların bitişi olsun.
“Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz” diyenleri duyar gibi olsam da iyimserim; yeter ki hiç değilse, “Enver Paşa, teoride iyiydi, ama taktikte kötüydü, biz ise ikisinde de iyiyiz” düşüncesinden dönülmüş olunsun.

X