Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Devletle barışmak yerine çatışma yeğlenince

AKP iktidara geldiğinde, kucağında Türkiye’nin asırlık iki sorununu buldu.
Biri etnik, diğeri din kökenli bu iki sorun, temelde devletin izlediği politikaların ürünüydü, halkın kendi arasında ciddi bir kavga hiç olmamıştı denebilir.
AKP, siyasal İslam’la Kürt siyasetinin önder isimlerini barındırdığı için iki soruna bakışta hem çok önemli hem de öncekilerinden çok farklı bir iktidardı.
Tayyip Erdoğan’ın etrafı Milli Görüş ve Kürt kökenli isimlerle doluydu. Bu özelliği ve ‘muhafazakâr demokrat’ söylemiyle AKP, geniş dindar kesimlerden en yüksek destek sağlarken, Kürt seçmenden de PKK çizgisindeki siyasi hareketlerden daha fazla oy alabildi, Güneydoğu’da yüzde 50’yi aşabildi.

ELİ GÜÇLÜYDÜ

Bu avantajları, iki sorunun da çözümünde AKP’nin elini güçlendiriyordu.
Umut da verince dünyada ve Türkiye’de, liberalinden sosyalistine kadar pek çok grup AKP’ye büyük destek verdi, sıkıntıları göğüslemesini sağladı.
Sorunlar devlet kaynaklı olduğu için AKP’nin yapması gereken, ‘siyasal İslam’ ile Kürtleri devletle barıştırmak, kaynaştırmaktı.
İlk yıllarında bunun işaretlerini vermedi de değil; ama 2-3 yıl sonra güç zehirlenmesi başladı, barıştırma yerine devleti, çatışarak ele geçirme niyeti ön aldı.
Bu amaçla her yol ve ittifak denendi, öyle ki devlet içinde bir ‘paralel devletin’ oluşmasına dahi göz yumuldu, onlara ‘ne istedilerse’ verildi.
Uzatmaya gerek yok, ‘hepimiz oradaydık’, 11 yıl sonra şunu gördük:
O paralel yürüyüş sonucu, ordusuna kumpas kurulmuş, binlerce masum insanı cezaevine atılmış, milyonlarca vatandaşı dinlenmiş, kurumları işgal edilmiş bir devlete varıldı.
Devlet içinde bunlar yapılırken, ‘AKP’ye oy verenler’ merkezli kararlarla, siyasal İslam’ın önündeki tüm sorunlu alanlar temizlendi, özgürlükler genişletildi.
Aynı konularda, toplumun diğer kesimlerine ise ‘öteki’ duygusu verildi.
Devlet artık, ‘ötekiler’ için alan daraltan bir yapıya da kavuşmuştu.

ZORU BAŞARACAK VEYA KÜÇÜLECEK

Kürt sorununda ise çözüm süreci ile biten bir seri yönteme başvuruldu.
Burada da muhatabın ‘siyaset olması gerektiği’ çok söylendi, ama AKP İmralı odaklı bir haritayı kabul etti.
Kendi içindeki Kürt siyasi önderlerini dahi bu noktada etkin kullanmadı; çünkü her şey ‘İmralı’ya bağlanmış, o nedenle İmralı’nın yeniden ön plana çıkması önündeki tüm engeller hassas bir planlama ile kaldırılmıştı.
Burada da her şey yine oy odaklı yapılıyordu, ama nedense her geçen yıl Kürt seçmenden alınan desteğin azaldığı bir türlü görülmedi.
Çünkü ‘devlet artık benim’ mantığı yerleşmiş, kazanmak için ‘çatışmacı siyaset’ seçim öncesi geçer akçe kılınmıştı.
Bu anlayış hâlâ geçerli; baksanıza, cumartesi günü Başbakan Davutoğlu, bir dakika önce Güneydoğu’da olağanüstü hava varmış gibi gösterenlere ateş püskürdü, bir dakika sonra taraftarlarına ‘sefere gitmekten’ söz etti.
Sadece konu bu da değil ki, yasakları ve yolsuzluğu yok etmek için iktidar olan AKP, kongrede insan hakları ve etik kurul başkanlıkları oluşturarak 13 yılı bir başka açıdan da en iyi özetlemiş oldu.
‘Dolmabahçe Mutabakatı’nı imzalayanların AKP MKYK’sına girmesinin, Erdoğan’ın bilgilendirilmediği yönündeki kuşkuları artırması da ayrıca önemli.
Daha devam edeceğiz bu tahlillere, ancak mevcut politika sürdürülebilir değil.
Fabrika ayarlarına dönmek ise ‘biz’ değil, ‘ben’ dendiği için oldukça zor. AKP ya bu zoru başaracak ya da daha fazla küçülecek.

X