Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bu ne korku? Kılıç olmayacaktı ki

TBMM Soruşturma Komisyonu’nun kararı önceden çok net belliydi. Somut ilk işaret, aynı günkü gazetelerin son sayfasını kaplayan ilanlardı.

Demokrasiye darbe, TBMM’ye tehdit içeren o ilandan sonra ikinci işareti, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu verdi. İstihbarat, yargı ve polis eliyle darbe yapılmak istendiğini iddia edip, “AK Parti kendi değerleriyle çürüğünü yine kendisi temizleyecektir” dedi.
(Dün Başbakan Davutoğlu da benzer sözler söyledi.)
Tek kelimeyle, bunlar vahim sözler. Sanki 13 yıldır ülkeyi başkaları yönetiyordu, sözünü ettiği üç kurumu da baştan aşağı o başkaları değiştirmiş, AKP ise kenarda seyirci kalmış gibi.
‘Saflık’ denen bu seyirci konumu artık kabak tadı verdi de, ‘çürüğe’ cezayı, yargı yerine parti kesecekse artık, ne yargı ne de hukuk devleti var demektir.

SEZER’E GÜVEN GÜL’E ASLA

Türkiye’de akıl sağlığını korumak birinci görev haline geldi.
Baksanıza, iktidar sözcüleri Yüce Divanı (YD) dahi darbe merkezi ilan etti.
Yolsuzlukla savaş vaadiyle iktidar olan AKP, işe hızlı başlamış, kendinden öncekileri Başbakan, bakan demeden çekincesiz, “Bu çatı şaibeli işleri kaldırmaz, gidin orada aklanın” diyerek parmak kaldırıp ‘YD’ kararı almıştı.
O gün YD’ye ne kadar güvenmişlerdi değil mi; peki üyeleri kim seçmişti?
Açık söyleyelim, hiç sevmedikleri, hiç güvenmedikleri için ağır sözlerle eleştirdikleri eski Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer seçmişti.
Sonra, ‘Üstünlerin hukukunu değil, hukukun üstünlüğünü sağladık’, ‘Vesayet kurumu olmaktan çıkardık’ gerekçeleriyle Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) yapısını ve üye sayısını değiştirdiler.
AKP’nin iki numaralı kurucusu, ilk başbakanı Abdullah Gül’ü de Cumhurbaşkanı seçerek AYM’de açık üstünlük sağladılar. Peki, günlerdir o AYM ve Başkanı Haşim Kılıç’a, iktidar çevrelerinin açtığı savaşı, “Darbe ve yeni vesayet merkezi bir AYM arkadaşlarımızı yargılayamaz” söylemini şöyle yorumlasak kim ‘haksızlık’ görür: “Biz, Sezer’in seçtiği üyelere güveniyoruz; ama Gül’ün seçtiklerine asla.”

GÜÇLÜNÜN GÖLGESİNDE BİR HUKUK

Sanki Gül’ün seçtiği isimlerden sonra AYM, bir ordu kurdu, komutayı da Haşim Kılıç zorla ele geçirdi!
Hadi ‘ordu oldu(!)’ diye AYM’den korkuldu; ama Haşim Kılıç’tan korku ne?
O Kılıç ki, AKP kapatılmasın diye, üye üye, ‘bu bir demokrasi sorunu’ temelli kulis yapan, sonuç alan; o yargılama günlerinde bakanlarla beraber olmaktan çekinmeyen, ‘hukuk ve demokrasi savunucusu bir kahramandı’. Şimdi aynı Kılıç, ‘hukuk’, ‘demokrasi’ dedikçe en ağır saldırıya uğruyor.
‘Bu ne yaman çelişki annem’ tamam da sorun Kılıç değil ki, şu: “Üstünlük kimin; hukukun mu, güçlünün iki dudağı arasının mı?”
Aynı şekilde, YD’ye ve Haşim Kılıç’a güvensizlikte etken olan da hukuku ‘güçlünün gölgesi’ne sığdırma anlayışıdır.
Bunun iki temel nedeni var.
İlki; AKP söylemiyle, bağımsız ve tarafsız karar alan, milli iradenin önündeki tüm engel ve vesayetleri kaldıran bir kurumun başkanıydı Kılıç.
Hadi bu ilkini, ‘paralelle savaş’ gerekçesiyle unutalım, ikinciye geçelim. Biliyorlar ki, 13 Mart itibariyle o Kılıç, ne AYM’de ne de YD’de olacak.
O nedenle saklanamaz amaç, yolsuzluk iddialarını yargıya taşımamaktır.
Bu arada; AYM ile ilgili onca övücü sözler etmiş Abdullah Gül, bugünlerde ne düşünüyor ve çuvaldızın kendisine batırıldığını hissediyor mu acaba?

X