Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Başarılı geri çekilme operasyonu

IŞİD, 11 Haziran 2014’te Türkiye toprağı sayılan Musul Başkonsolosluğu’na girdi, bayrağı indirdi, 49 diplomatı rehin aldı.

Üç ay sonra vatan toprağı kurtarılmadı, ama başarılı bir takas operasyonu ile 49 rehine sağ salim Türkiye’ye getirildi, iktidar da bununla övündü. İşte o rehin alınan kadronun başındaki Başkonsolos Öztürk Yılmaz’ın, savcılık ifadesini cumartesi Milliyet’te okuduk.
Ne rastlantı ki Süleyman Şah operasyonunun yapıldığı gün yayınlanan o ifadesinde Başkonsolos şunları söyledi:
“IŞİD, bütün personeli silahla tarayacak şekilde bir alanda topladı, dizüstü çöktürdü. Gözlerimiz bağlandı ve prangaya vurulduk. Silahın namlusunu alnıma vururcasına dayadılar.”

KAZANÇ YOK, KAYIP ÇOK

İktidar sözcülerinin ifadesi ile ‘Dünya lideri Türkiye’nin’ diplomatları böylesi bir vahim tablo yaşamıştı ve bu, 90 yıllık Cumhuriyet için bir ilkti.
Ancak o gün, rehinelerin sağ salim kurtarılması haklı başarı olarak kutlanırken ne IŞİD’e anladığı dilden yanıt verildi (belki şimdiden sonra) ne de yanlışlar için tek özeleştiri yapıldı.
Oysa, Suriye diktatörü Esad ile gereksiz ve ölçüsüz yakınlık kurulduktan sonra ansızın, yine gereksiz ve ölçüsüz bir kanlı kavgaya girilmiş, baş çekilmişti.
Çünkü savaşın çok kısa süreceği yanılgısı ile hareket edildi.
Suriye’yi sokak sokak bildiğini anlatan o günün Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun ifadesi ile birkaç haftaya Esad düşecekti; üzerinden 120 hafta geçti.
Başbakan Erdoğan’ın, ‘1-2 aya kadar Şam’da şükür namazı kılma’ öngörüsünün akıbeti de aynı oldu.
Bugünse konsolosluğu işgal edilmiş; Erdoğan’ın açıklamalarına göre 5 milyar dolar harcanmış olsa da 2 milyon Suriyeliyi topraklarında, hem de perişan bir konuklamaya tabi tutan; sınırı delik deşik, sanki Peşaver’e dönmüş bir Türkiye’de yaşamamıza rağmen hâlâ mazeret üretilip duruluyor.
Neymiş; “Batı ve ABD, askeri müdahale yapmayarak bizi yalnız bıraktı”!
İyi de, ABD’nin Irak ve Libya müdahalelerinin acı sonuçları nasıl görülmedi, Suriye’nin de aynı şekilde kan gölüne dönüşeceği hiç mi düşünülemedi?

İTİBAR KAYBI

Kim ne derse desin, gelinen noktada Türkiye’nin, Suriye ve Ortadoğu politikasında henüz tek bir kazanç yok, kayıpsa çok fazla.
Türkiye’nin, iktidar sözcülerinin ifadesi ile ‘değerli yalnızlık’ (Nasıl bir şeyse!) içine girmiş olması dahi başlı başına büyük kayıp.
Dileyelim ki bugüne kadar yapılan yanlışlar görülür, ciddi özeleştiri yapılarak bundan sonra kazanç yolu açılır.
‘Çok iyimsersiniz’ diyecekleri haksız göremem.
Çünkü gerçeği, açık çıplaklığı ile görmemiz şart; tamam dün, başarılı bir askeri operasyon yapılmıştır, hiç kuşku yok.
Muhtemel ki TSK, askerlerinin Musul Konsolosluğu benzeri bir operasyona uğramasının önünü, hükümeti de ikna ederek böylece kesmiş oldu.
Ancak o operasyon, aylardır kuşatma altında tutulan vatan toprağındaki askeri geri çekme operasyonudur; aynı miktar toprağa yerleşilmiş olması bu gerçeği tersyüz etmez.
Yapılması gereken hamaset değil, Ortadoğu’da girilen bataklığın boyutlarını görüp, gerçekçi önlemleri almaktır.
Hamaset Türkiye’nin kayıplarını örtemiyor; en başta da itibarının.

X