Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

AKP’nin yolsuzlukla sınavı

SALI günkü Yüce Divan oylaması beklenen sonucu verdi, ama AKP’deki fireler hepimizi şaşırtan ölçüde yüksekti.

Yüksek fire, bir yanıyla sonucu içine sindiremeyenlerin sanılandan çok fazla olduğunu kanıtladı, diğer yanıyla da AKP için bir yüzleşme nedeni doğurdu.
Çünkü, ‘yolsuzluk, yoksulluk, yasaklarla mücadele’ sözüyle iktidar olan, yolsuzlukla mücadele için programına, ‘savcıların yetkileri artırılacak’, ‘milletvekili dokunulmazlığı TBMM söylemleriyle sınırlandırılacak’ maddelerini koyan bir partiydi AKP.
Önceki dönemlerin yolsuzluk iddiaları üzerine giderken de bunu anımsattılar.
Sözcüleri TBMM kürsüsünden, “Bu çatı altında şaibe barınamaz, gidin Yüce Divan’da aklanın” dedikçe, başbakan-bakan dinlemeden siyasileri tek tek, Ahmet Necdet Sezer’in seçtiği isimlerden oluşan Yüce Divan’ın önüne yolladılar.

UZAKLAŞTIRMA YETERLİ’ DEVRİ

Bugünse, Abdullah Gül’ün seçtiği isimlerden oluşan Yüce Divan için, tam tersi bir noktaya varıldı ve öngörsek dahi bu tablo, sonuçta çok, ama çok şaşırtıcı.
Tayyip Erdoğan’ın, 13 Ekim 2003’de ‘Ulus’a Sesleniş’ programında, Yüce Divan’a yollanan eski siyasilerle ilgili şu sözleri dahi şaşırmamız için yeterli:
“Yolsuzluklarını ve usulsüzlüklerini örtbas etmek için rejim bunalımı çıkarma oyunu oynayanların bu zevksiz oyunlarının son kullanım tarihi geçmiştir.”
Yedi ay sonra, ‘istişare toplantısındaki’ sözleri de açıktı:
Bir yerde bir başarısızlık, ihmal ve yolsuzluk varsa, onun yakasında kendi yakamdaki rozetin aynısını görmekten derin üzüntü duyarım. Bilin ki gözümü kırpmadan gereğini yaparım.”
Sonra devran döndü, kervan yürüdü, yıl be yıl başka bir yola girildi.
Arada yine önemli çıkışlar yapıldı, ama kestirmeden 2009’a gelelim.
İletişim kanalları üzerindeki kontrolü sağlanmış olsa da ara sıra, hem de bakanlar üzerinden yolsuzluk iddiaları gündeme gelmeye başlamıştı.
Kamuda yanlış yola TEVESSÜL edenlerle mücadeleyi önce kendilerinin başlattığını anlatan Erdoğan, 12 Haziran 2009 günü, “Devam ediyoruz, edeceğiz. Yanlış işlere niyetlenenleri partimizden uzaklaştırdık” demekteydi artık. (Büyük harfler benim.)

‘CEZAYI KENDİ KESME’ DEVRİ

Tartışma, ‘ÖSYM Başkanı’na torpil talebiyle e-mail attığı’ iddiasıyla Bakan Hayati Yazıcı’ya da sıçrayınca, Erdoğan yine kürsüdeydi:
“Hayati Bey’e kefilim. Zaten yolsuzluk yapan bir bakan olsa hemen kapı önüne koyarım. Bazı bakan ve milletvekillerinin neden liste dışı kaldığını düşünün.” (Lüleburgaz 2011 seçim mitingi.)
Gerçekten de çok sayıda milletvekili ve bakan liste dışı kalmıştı.
Erdoğan’ın o sözleri üzerine, muhalefet “Yolsuzluğa bulaşan o arkadaşlarınız kimler? Neden yargıya teslim etmediniz” diye meydan meydan sordu.
Bugüne dek de açıklanan tek isim olmadı, masumlar da şaibe altında kaldı.
Anlayacağınız, 2011’de ortaya çıkmıştı ki AKP, artık kendilerinden biri söz konusuysa yargının keseceği ceza yerine, ‘listeden kesme’ cezasına geçmişti.
Son Yüce Divan oylaması ise başka bir evrenin göstergesi oldu.
Kanıtı, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun oylamadan 5 gün önceki sözleri:
Evet, AK Parti kendi değerleriyle çürüğünü yine kendisi temizleyecektir.”
Yani başa dahi dönülmedi; yolsuzluk iddiaları ‘paralel’e bağlanıp rejim bunalımı yaratıldı, yargı kenara konuldu, ‘çürüğü kendime havale’ devrine geçildi.
İyi de o zaman hukuk devletine ne gerek var?

X