"Sıtkı Şükürer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sıtkı Şükürer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sıtkı Şükürer

Yapay zeka işbirlikleri

YAPAY zekaların birbirleriyle konuşarak ve işbirliklerinin kapsamını giderek genişletecekleri bir farklı dönem bizleri bekliyor.


Çok kısa zamanda mesela “Akıllı Ev”ler devreye girecek.
Yapay zeka buzdolabınızdaki yiyecekleri kontrol edecek. İhtiyaçları tespit edip marketin yapay zekası ile iletişime geçip sipariş verecek. Bu esnada sağlığınızla ilgili, yapay zeka sözü edilen siparişlerin beslenme rejiminiz için bir risk teşkil ettiği durumda sizi uyaracak, eş zamanlı sağlık sigortanız ile ilgili yapay zeka bu tercihinizde ısrar ederseniz primlerinizi yükselteceğini belirtecek, hukuk hizmetleri ilgili yapay zekanız bu sebeple primin artırılması durumda itiraz dilekçesiyle mahkemeye müracaat edebileceğini ifade edecek...
Bakınız bu absürd bir senaryo değil...
Konuyla ilgili bilim insanları bahse konu hususlar için çok uzun bir süre vermiyorlar.
Elon Musk, uzay taksilerin 5-6 yıl sonra hayatımıza dahil olacağını söylüyor.
Anlaşılan önümüzdeki 30-40 yıl bilim teknolojisinin tam anlamıyla ipinin kopacağı bir dünya yeni gerçeğimiz olacak.

-----

Bir gün mutlaka

1970’li yıllar gençliği aşırı politize idi. Bizler sıkı devrimciydik. Uzlaşmaz çelişkilerin dayanılmaz boyuta ulaştığını düşünür, her an devrimin ateşinin yanacağını beklerdik.
Dışa yansıyan bu yüzümüz katı ve net bir dünya algılaması sunardı çevremize.
Oysa bizler aynı zamanda anamızın babamızın kuzusuyduk. İdareli yaşamaya mecbur insanların kültürü ile biçimlenmiştik. Hepimizin büyükannelerimizden birkaç dua öğrenmişliği vardı. Bayramlarda kimden cep harçlığı koparacağımızı iyi bilirdik.
Bizleri içine çekiveren aykırı söylemleri ile o yıllarda tüm dünya ve ülkemizde sol değerler bir yükseliş yaşıyordu. Ataerkil bir daire içinde çocukluktan delikanlılığa terfi eden bizlere kendi kişiliğimizi ispatlamak için adeta bir “itiraz reçetesi” sunuluyordu. Pek çoğumuz bu yeni kostümümüze bayıldık.
En büyük zorluğu aynı sepete sığdırmaya çalıştığımız iki ayrı kişilik modelinin çatışmalarında yaşardık. Hesapta, materyalist esaslarda tasarlanmış kişiliğimiz doğal hallerimize uyum sağlayamazdı.
Kürsüye çıkan liderlerimiz, paylaşımcı komünist şiarlara vurgu yapacakken “yar yanağından gayrı” diyerek, o an için “alakaya maydanoz” muhafazakar bir rezerv koyarlardı.
Tommiks’den Doris Day’e derin bir amerikan sempatisi ile örülmüş bilinç altlarımız, örneğin bir boks müsabakasında için için Amerikalı’nın Sovyet’i yenmesini isterdi.
Geleneksel ve popüler kültürün inşa ettiği kimliklerimiz yeni “enternasyonel!” kişiliğimizle her çatıştığında, “yaman çelişkimizi” saklamaya çalışır, yaşadığımız tersliğin nedenini kendimize bile itiraf edemez, ertelerdik.
Tüm bunlar bir değişim öyküsüdür. Bu dinamiğin durması beklenemezdi. Sonraları hep değiştik. Bu süreçlerin ortak bir paydası vardı. Çocuk, genç ve sonrası dönemlerimiz daima bir Cumhuriyet kültürü ile beslenmişti. Laiklik kavramı tartışma konusu dahi değildi.
Yaşam, bütünümüz içinde din, politik bir ağırlık taşımaz, kişinin uhrevi dengesi içinde kendi özeli olarak yaşanırdı. Kolektif hafızamız, ötesini tehdit olarak algılardı.
Bu sebepten, çuvaldızı kendimize batırırsak, demokratik uzlaşıya hiçbir şekilde hazır değildik.
Hoş, bizimle birlikte, aynı ülkede yaşayan muhafazakar dünya da böylesi bir bütünleşmeye razı değilmiş.
Şimdilerde kutuplaşmış bir Türkiye’de yaşıyoruz.
Belki de birbirimizi anlamak için bu süreçlerin yaşanması gerekiyor.
“Bir gün mutlaka denizler durulacaktır”, diye ümit etmek istiyoruz.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI