"Sıtkı Şükürer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sıtkı Şükürer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sıtkı Şükürer

Trump idoldür

ABD’de ana gündem maddesi “Trump”.

Müesses düzen Trump’ı hiç istemedi.
Şimdilerde onu görevden almaya çabalıyor.
Becerebilirler mi?
Zannetmiyoruz. Zira Trump ilk örnek değil.
1700’li yıllardan itibaren, 1. Sanayi Devrimi ile serbest piyasa mekanizmasının yüceltildiği ve bu esasa göre oluşturulan ahlak ve hukuk normlarının toplumsal değerler manzumesine dönüştürülerek kitlelere zerk edildiği bir 300 yıl yaşanmıştır.
Bu mitos; herkesin önünün açık olduğu, çalışkanlığın, dürüstlüğün, girişimciliğin mutlaka ödüllendirileceği bir düzen vaat ediyordu.
Bunun bir “koca yalan” olduğu giderek anlaşıldı.
Kitleleri bu değerler çerçevesinde kolayca manipüle edenler, onlara verdikleri “oy hakkı”nın ipotekleri çözücü ters etkilerine maruz kalabileceklerini hiç düşünmemişlerdi.
Son 20-25 yıldır dünya halklarında bir kıpırdanma kendini gösteriyor.
Önce İtalya’da bir garip adam “Berlusconi” seçildi. Fransa’da “Sarkozy” de bir tuhaftı. Güney Amerika’da popülist liderler halkı peşine takıyordu. Türkiye’de Erdoğan tam bir paradigma kırıcısı idi. Avusturya, Hollanda, Fransa, aşırı Milliyetçilik üzerinden düzene tavırlanıyor, İngiltere Brexit’le ve nihayet ABD Trump’la isyan bayrağını belirginleştiriyorlardı.
İran’da Ruhani’nin seçilmesini de bu gelişmeler içine monte etmek mümkündür.
Bu yeni eğilim, bu denli dünyayı sararken, Trump’ın görevden alınabilmesi mümkün müdür?
Esasında mevzu özünde Trump değil.
Onun “çekici” liderliği falan hiç değil.
O, içten içe kabaran itirazın “anti kahramanı ve sembolü”.
İnsanlar neyi istemediklerini biliyorlar ve kurulu sistemin sinir uçlarına Trump gibilerini seçerek elektrik veriyorlar.
Sosyolojik perspektiften bakıldığında, yerleşik düzeninin oyun kurucularının gücü bu darbeye yetmez, yetmeyecektir.
Peki esen bu yeni rüzgar insanlığa ne getirebilir?
Bilgi toplumu ve küreselleşme ile farklı üretim ilişkilerine geçen insanlığın mutabık kaldığı hukuk ve ahlak yapısı oluşmadan kimseye huzur yoktur.

-----

Türk basketbolu umut veriyor mu

MEVZU Fenerbahçe’nin basketbolda Euroleague şampiyonluğu.
Bahis konusu şampiyonluk Fenerbahçeli dostları haklı olarak çok memnun etti.
Basketbol, futbol kadar olmasa da kitlesel ilgiyi çeken bir spor dalı.
Fenerbahçe takribi 24 milyon dolarlık bir bütçeyle bu şampiyonluğa ulaştı.
Bu paraya, bırakın Messi gibileri, Arda Turan’ın bonservisi bile zor alınır.
Yine, aynı spor dalının Amerika’daki (NBA) rakamlarına baktığınızda, yıldız oyuncularının milyar dolar mertebesinde sözleşmelere imza attıklarını görürsünüz.


Diyeceğimiz, spor endüstrisi ölçeğinde, maliyetlerden hareketle öyle dünya çapında bir turnuva kazanılmadığı anlaşılıyor.
Fenerbahçe taraftarlarının bu kupadan çok mutlu oldukları ve adeta ülke spor tarihinin en önemli başarısı olarak görmeye çalıştıkları gözleniyor.
Bakınız, taraftarlık özel bir duygudur, rasyonalite aranmaz.
Daha iki hafta önce eskinin amatör kümelerinden ikinci lige geldi diye, “Büyük Altay” nidalarıyla gözlerimiz sulanıyordu.
Zaten, Euroleague başarısını bir “kulüp takımı” değil de bir “müessese takımı” kazansaydı bu ölçüde yankı bulması mümkün olur muydu?
Bu arada, Fenerbahçe’nin bu başarıyı tamamen yabancı uyruklu sporcularla elde etmiş olmasını mutlaka tartışmak durumundayız.
Galatasaray UEFA Kupası’nı kazanması; Hakan, Emre, Bülent, Suat, Arif, Ergün, Okan gibi ağırlıklı yerli malı sporcularla, tabii ki, Hagi, Popescu ve Taffarel’in müthiş katkılarıyla, bir başka türlü bir milli gurur vermişti.
Hiç kimse, “çubuklu” formayı giydi diye, bir “lejyoner ordusunu” andıran Fenerbahçe’nin aynı kıvancı sağladığını iddia etmemelidir.
Hele bu “tamamı devşirme” kadro ile Yunanlıları denize dökmekten söz etmek “gülümseten” bir yaklaşım oluyor.
Yerli oyuncuların çok az süre aldığı bir final, ne ölçüde Türk basketbolu için umuttur? Unutmayın, Galatasaray’ın UEFA şampiyonu olan iskelet kadrosu ile dünya üçüncüsü olmuştuk.
Son olarak, kulüp taraftarlığına “milli” bir hava vermek “keyifle kızdırma” ilkesine açık bir haksızlıktır.
Bir kulüp takımını tutmak, rakip kulübe duyulan sempati ve antipati ile bir bütündür.
İşin sihiri de bu duygusallıkta yatar.
Sevgili Fenerbahçelilere tebriklerimizi sunuyoruz.

-----

Pembe zakkum

İSTANBUL’u bahar aylarında “Erguvanlar” kaplar.
İzmirimiz’de de son dönemlerde bir bitki ön plana çıkmaya başladı.
“Pembe Zakkum”lardan söz ediyoruz.
Çevre yollardan otobanlara, orta refüjlerde sarhoş edici güzellikle bir kesintisiz pembe okyanus görüyoruz.
Adeta kent simgesi olmaya aday bu bitki, üstelik sadece bahar aylarında görüntü verip kaybolmuyor, yaz boyu da devam ediyor.
Bu güzel tercihi hayat geçirenleri tebrik ediyoruz. Akılları ile bin yaşasınlar.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI