"Sıtkı Şükürer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sıtkı Şükürer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sıtkı Şükürer

Şimdi daha fazla demokrasi zamanı

RECEP Tayyip Erdoğan, kim ne derse desin “Yenilmez Armada” olduğunu bir kere daha gösterdi. Her türlü tebriki hak ediyor.
Milletin duyarlıklılarına hitap etmekten, ekonomide sağlanan başarıya kadar bu sonucun bir dizi sebebi var.
Geriye doğru 15 yıl önceyle bugünü mukayese ettiğinizde esasında “çok sesli bir toplum” olma yolunda bilgi toplumu olmanın avantajları ile epey mesafe aldığımızı görüyoruz.
Tamam, AK Parti son dönemlerde hepimizin şikayet ettiği gibi, otoriterleşme eğilimini artırmıştır. Ama kim ne söylemek istiyorsa her biçimde kendini ifade edebilecek mecrayı bulabildiği de bir vakadır.
Belirtelim ki özgür toplum 21’nci yüzyılda siyasi iktidarların lütfu değildir.
Şayet refah ve mutluluk talebimiz varsa bir başka türlüsü olamayacağı için demokrasi giderek derinleşecektir.
AK Parti iktidarı muhafazakar kitlelerin temsilcisi olarak statükoyu zorlayan ilk işaret fişeğiydi.
Muhafazakar bir anlayış üzerine inşa ettikleri çalışkan ve dinamik yönetim tarzlarıyla ülke insanlardan kredi buldular, bulmaya devam ediyorlar.

Vefa borcu vardır


Ancak kimlik siyaseti üzerinden sağladıkları siyasi başarı, demokrasi adına onları da tembeller sınıfına sokmaya başladı.
Sünni kimliği fazla ön planda tutmak siyaseten konfor sağlar, ancak demokrasi kalitesinde delik açar, açıyor.
Üstelik bu tercihin faturası sadece toplumsal huzurun bozulmasıyla sınırlı kalmaz, kalmıyor, ekonomik büyüme de “patinaj” yapmaya başlar.
Abdullah Gül’den Ali Babacan’a, TÜSİAD’dan pek çok akademisyene Türkiye’nin “orta gelir tuzağına” yuvarlanmak üzere olduğu işaret edilmektedir.
Bu tehlikeyi önlemenin en önemli unsuru yüksek demokratik standartları temin etmektir.
Dolayısıyla Yenilmez Armada’mız şayet 2023 hedeflerinden vazgeçmemişse evrensel demokrasinin yaygınlaşması için elinden geleni yapmaya mecburdur.
Bu topraklarda zamanın ruhu demokrasi rüzgarını estirmeseydi, ne muhafazakarlar iktidar, ne de barış süreci ve benzeri açılımlar olabilirdi.
Bu sebepten AK Parti’nin ve seçilmiş cumhurbaşkanımızın bu ülkeye demokrasi bağlamında henüz yeterince ödenmemiş bir vefa borcu vardır, beklentimiz de o yöndedir.

Bravo HDP

ÇOK partili hayata geçtikten sonra onar yıllık fasılalarla demokrasimiz kesintiye uğratıldı.
Az demokrasi mağduriyeti yaşayanlar, gün gelip devran değişince “demokrasi” vaat ederek halktan oy istedi.
AK Parti tedricen toplumun yarısını ikna ederek bu yolla iktidar oldu.
Beklenen, oyunu almasa bile, diğer yarısının da demokrasi bağlamında tedirginliklerini ortadan kaldırmasıydı.
Bu olmadı. Sebeplerin de CHP ve MHP’nin de en az AK Parti kadar rolü var.
Muhalefet partileri maalesef üzerlerindeki “bayat” 20. yüzyıl toprağını bir türlü atamıyor.
Demode değerleri malzeme yaparak 21. yüzyılda bu ülkede iktidar olmaları çok zor.
Bu sebeple giderek kan kaybetmeleri mukadder.
AK Parti’yle mücadele etmenin yolu, onlardan daha özgürlükçü olmaktan geçiyor.
Bu ülke, kem küm etmeden, ileri geri sallanmadan, net ve cesur bir söylemle, Alevi, Ermeni, Yezidi, Kürt gibi kıdemli mağdurlarının yanı sıra, kıyılara sıkışan yeni mağdur adaylarına da sahiplenecek, onlara güven verecek, samimiyetini geçirecek, yeni bir siyasi sese ihtiyaç hissediyor.
Kim ne derse desin HDP bu boşluğa talip oldu, çatır çatır oy istedi.
Selahattin Demirtaş kucaklayıcı söylemiyle ülke genelinde her kesimden insanların dikkatini çekti ve yüzde 10’a ulaşan bir karşılık buldu.
Bakalım, bundan sonrasına dair süreci nasıl yönetecekler.
Sadece Kürt kimliğinin tekelinde kalmaz, örgütlenmeyi entelektüel bir kulüp havasının dışına taşıyarak başta muhafazakarlar ve laikler olmak üzere toplumun her kesimine yaygınlaştırırlarsa bambaşka bir Türkiye bizi bekliyor olur.

Yeter yahu!

AÇIK söyleyelim.
Kıyı seçmeni artık bu “sıkışmışlık hallerinden” sıkıntı duymaya başlamıştır.
Bugün, örneğin ortalama İzmir’liye, “özgürlükçü demokrasiden mi yanasın, yoksa 1940’lardan kalan ulusalcılıktan m” diye sorsanız, yanıt hiç şüphesiz birinciden yana olur.
Ancak, maalesef onun bu eğilimini ifade edeceği siyasi mecra yok.
CHP’ye yönelik bir mecburiyettir gidiyor, her bir seçim sonucunda bu geniş kitleler kendilerini “madara” olmuş hissediyor, ne acıdır “özgüven” kaybına uğruyor.
Tamam, AK Parti’den tedirginlik duyabilirsiniz, bu en tabi demokratik haktır. Ama bu durumun tepkisi CHP üzerinden verilmeye kalkışılınca yanlış görülen, bir başka yanlışla çözülmeye çalışılıyor, doğal olarak çuvallanıyor.
Bize göre, kıyı seçmeni artık kendine bu denli haksızlık yapmaya devam etmemeli.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI