"Sıtkı Şükürer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sıtkı Şükürer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sıtkı Şükürer

Onun sermayesi de yaşam biçimiydi

BİZİM komşu, Avrupa Birliği organizasyonuna uyum sağlayamadı.
Avrupa, “uygarlık tarihi” karnesinde en fazla mesafe almış bir kültür.
Esas itibariyle Hristiyanlık geleneğini evrilterek insan odaklı bir dünya görüşü oluşturan, teorik planda mutabık olduğu değerleri, sadece kendisi için değil, tüm insanlık adına talep eden bir ideal çerçeveye sahip.
Ancak hayat böyle tecelli etmiyor.
Dünyanın çok büyük, nüfusun çok fazla, kaynakların kıt olduğu bir yerküre düzeninde, ister istemez yontulmamış beşeri zaafların çizdiği kurallar geçerli oluyor.

BAŞKA DEĞERLER

Öteye gitmeyin. Almanya, bırakın dünyanın geri kalanını, içine aldığı Yunanistan’la bile, mevzuya maddiyat girince anlaşamadı.
İnsani değerler, dengeli bir ekonomik düzen kurulamamışsa, yerini kolaylıkla acımasız kapitalist değerlere terk ediveriyor.
Oysa hayat “paradan” ibaret değil.
En az onun kadar önemli olan başka değerler de var.
Yunanistan örneğin, AB ortaklığında, diğer Akdeniz’e kıyısı olan ülkeler gibi, paranın ikinci planda olduğu değerlerin temsili ile, “terkibe” katkı sağlıyordu.
Makine intizamıyla çalışan bir Alman’a farklı yaşam biçimleri, gustoları, ölümlü dünyada keyifli olmanın önemini, mutluluğun “azla” da mümkün olabileceğini enjekte ediyordu.
Yani, “anlam sorgusu” veçhesinden özünde adaletli bir alışveriş vardı.
Ancak ne var ki bu kritik katkı ortaklık hukukunda maddi bir ifadeye dönüştürülmemişti.

REFAHLA MUTLULUK

Geçen haftalardan birinde yazmıştık.
Batı, refahla mutluluk kavramını karıştıralı epey bir zaman oldu, hala uyanmıyor.
Galiba, karıştırılan sadece bu iki kavram değil.
Çoğumuz uygarlık ve refah kavramlarını da aynı şey zannediyoruz.
Diyeceğimiz Yunanistan; özellikle Almanya, Hollanda, Avusturya gibi ülkeler için, bugün adeta bir “Kızılderili Ruhu”nu temsil etmektedir.
Kopartır atarlarsa, maddi zenginlik tamam ama “Avrupa ideali” ve daha da önemlisi “Prusya şapşallığı” çok daha büyük kan kaybı yaşayacaktır.

--------

Valla bak oyumu ona atarım

“HİÇBİR parti AK Parti ile koalisyon yapmasın” demek, bu amaçla bin bir dereden su getirmek, açık söylüyoruz, halkı muhtemel bir erken seçimde AK Parti lehine “köşeye sıkıştırmak” demektir.
Ne yani, hangi parti sütten çıkmış ak kaşık.
Her parti parçası olduğu Türkiye kumaşı kadar kaliteli, hemen herkesin geçmişinde sayılamayacak kadar “vukuat” dolu.
Ama ne çare ki bu ülke siyasi partilere muhtaç, “daha az kötü” bir formül de yok.
İsterseniz, 1930’ların CHP’sinden başlayalım, 1970’lerin MHP’sini hatırlayalım, vaktiyle ölçüsü kaçmış eylemlerle HDP’nin irtibatını kuralım.
Diyeceğimiz, hiç kimse “steril” ya da “vebalı” değil.
Bu sebeple sayın siyasi parti yöneticileri kimsenin gazına gelmesin, otursunlar, efendice anlaşsınlar.

--------

Sadece işinizi yapın

DOĞU toplumlarda iktidar olmak, tüm ülkenin “kaderi” olmaya soyunmaktır.
Demokrasilerde ise devlet denilen aygıtın geçici süreyle yöneticiliğini yapmaktan ibarettir.
Birincide ölümüne kalıcı olmaya çalışır, ikincide iktidar “hizmet nöbeti” olarak algılanır.
Birincide, halk devletin finansmanını kendisinin sağladığının bilincinde değildir, hesap sormaya korkar, kutsallık masalına inandırılmıştır. İkincisinde içtiği portakal suyunu devlete ödeten politikacının bile işini anında bitirirler.
Yani, madem “Batı tipi bir demokrasimiz var” iddiasındayız, bayıltıcı bir huysuzlukla koalisyon görüşmesi yapan sayın siyasi parti temsilcileri, “abartmadan şu koalisyonu kurun”. Ülkenin birikmiş problemleri belli. An itibariyle, eksik halka, 7 haziran seçimlerine göre şekillenecek sağlıklı ve sağduyulu bir hükümet. “Parlamento”, içinden hükümet çıkarsın diye vardır. Size yüklenmiş görevin gereğini yerine getirin, ötesini kendinize vehmetmeyin. O üstten bakan, atomun çekirdeğini parçalayacakmış hissi uyandıran garip bakışlarınızı terk edin ve lütfen hükümeti bir an önce kurun.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI