"Sıtkı Şükürer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sıtkı Şükürer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sıtkı Şükürer

Önce Türkçüler sonra kıyılar çözülür

Hem koyu milliyetçi, hem de koyu dindar olabilir misiniz?
Hani biliyoruz ki, muhafazakar İslami anlayış, milliyetçiliği “kavmiyetçilik” addeder, muteber kılmaz.
Onlara göre aslolan ümmetdir, diğer anlatımla din kardeşliğidir.
Buna rağmen bu topraklarda, özellikle de İç ve Doğu Anadolu’yla Karadeniz’de Türklük duygusu İslam kimliğiyle öylesine bir iç içe geçmişlik hali sergilemektedir ki adeta Müslümanlık, Türklük üzerinden ifade edilir haldedir.
Vaka İsmet Özel, “Arap olmayan Müslüman’a Türk denir” demek suretiyle bu yaklaşımı formüle etmeye çalışmıştır.
Hatta bu amaca hizmet eden birçok siyasi parti de kurulmuştur.
Ancak Türkçülük ve İslamcılık iki ayrı ve farklı ana arterdir.
Birbirilerine karıştırılırsa ve seçmenleri konsolide edilmeye çalışılırsa, bir taraf diğer tarafı “ham yapar” ve kendi içinde eritir.
Burada kazanan İslam olur. Zira din, milliyete göre daha geniş bir paydadır, daha kurumsaldır, bürokrasisi vardır, tecrübelidir, iktidar desteklidir.
Siz, istediğiniz kadar milliyetçilik 18. yüzyıl enstrümanıdır, laiklik olmazsa olmazıdır, ulusçudur falan deyin, Türklüğe İsmet Özel’in işaret ettiği misyonu yüklediğinizde, kategorize ettiğiniz kavramlar ters yüz olur ve başka bir gerçeklik yaşanır.
Hal böyle olunca Türkiye’de İslamcı bir partinin oy sınırlarının yüzde 65’lere kadar uzanması bir sürpriz teşkil etmeyecektir.
Ha, bu arada laik kitleyi ya da moda deyimiyle “kıyıları” da, “sarsılmaz”, azalmaz” bir blok zannetmeyin.
Tanzimat’tan Cumhuriyet’e nasıl böyle bir kitle oluşturulmuşsa, benzer yöntemlerle İslamcı nesiller de, diyelim birkaç on yıl sonra bu kesimden dönüştürülebilir.
İşte “Yeni Türkiye” böyle bir şey.
150 yıllık “Batı” yürüyüşünün soluklandığı ve belki de yine bir 100-150 yıl sürecek “İç’e ve Doğu’ya” yönelik bir arayışın başladığı bir döneme adım attık.

Şimdi yeni CHP zamanı

CHP bir kurultay yaşadı.
Muharrem İnce CHP’nin neden bir türlü iktidar alternatifi olamadığını sorguladı.
Açık söylemek gerekir, Muharrem İnce iyi bir hatip.
Ancak etkili konuşuyor olmak yetmiyor. İlave olarak ne söylüyorsunuz, CHP’ye yönelik onun çağdaş bir sosyal demokrat parti olma yolunda değişiklik önerileriniz nelerdir?.. Bu konularda, herhalde kendisini destekleyen ulusalcıları ürkütmemek için olsa gerek, suya sabuna hiç dokunmadı.
Esasında bu tip tarz son dönemlerde pek revaçta. Yumuşatılmış ifadesi ile “laf ebesi” özelliğine sahip insanlar, örneğin gazetelerde çok tartışılan köşe yazarları oluyor, TV’lerde tartışma programlarında reyting topluyor, siyasette de hemen her partide boy gösteriyo.
Kelimelerle istediğin gibi oynayabilme yetkinliği, şayet “donamlı ve olgun olma” kalitesi ile beslenmemiş ise, bazen tek cümleyle gerçek yüzler deşifre olabiliyor.
Örneğin, ezilenlere methiyeler düzerken ya da bir sokak köpeği üzerinden hepimizi etkilerken bir de bakıyorsunuz mesela etnik bir nefret kusarken yakalanıyorlar.
Şüphesiz Muharrem İnce bu noktalarda değil.
Ama, o da çok konuşuyor, bize göre genellikle boş konuşuyor, sadece “iyi” eleştiriyor, “peki sen nesin, ne yapacaksın” sorusuna yanıt arandığında, “merak etmeyin” dışında bir şey söylemiyor, ihtimal kurnazlığından risk almıyor.
Oysa Kılıçdaroğlu, hani paçasından çeken prangalardan bir kurtulabilse, partiyi “insan” odaklı bir sosyal demokrat anlayışa taşıyabileceği izlenimi veriyor.
Bir CHP’linin, “ben Dersimli Kemal’im” demesi, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartları’na sahiplenmesi… Az buz şeyler değildir.
CHP’nin yüzde 25’lere sıkışmışlığı aşabilmesi, ancak yeni ve cesur politika değişiklikleriyle mümkündür.
Kılıçdaroğlu güven tazelediğine göre, umarız radikal değişiklikler için harekete geçer.
Yeni CHP’ye bu ülkenin acil ihtiyacı var zira.

Dolara dikkat


Ekonomi ikinci çeyrekte yüzde 2.1 büyüdü.
İlk altı aylık büyüme yüzde 3.3’e gelmiş oldu.
Büyüme tredi aşağı gidiyor ve 9 ay sonra genel seçimler var.
Muhtemelen, hükümet (daha doğrusu hükümetin bir kanadı) faturayı faizlere kesecektir.
Bakalım Ali Babacan ve Merkez Bankası baskılara direnebilecek mi?
Mevzu seçimse emir demiri keser. Şüpheniz Babacan istifa seçeneğine sahip.
Hani böylesi bir senaryoda döviz kurlarını kim tutar, bilemiyoruz.

X