"Sıtkı Şükürer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sıtkı Şükürer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sıtkı Şükürer

Hukuk devletini beceremiyoruz

MAGNA Carta’nın 800’ncü yıldönümü 2015.
Kralın yetkilerini sınırlayan ilk toplumsal kontrattır bu.
Esasında iktidar savaşları, temelde halktan toplanan vergileri kimin harcayacağıyla ilgili mücadelelerin tarihidir.
Ülkemizde de tüm tantana bu yetki için kopuyor.
Yılda takribi 200 milyar dolarlık vergi topluyor devlet aygıtı.
Hükümet olan, iktidarda bulunan bu paranın patronu oluyor.
Demokrasinin gelişmesi, bu paranın “kim” tarafından değil “nasıl” yönetileceğiyle ilgili kurallar manzumesinin oturtulması demek.
Biz buna kısaca “hukuk devleti” diyoruz.
HUZUR YERİNE ENDİŞE
Devlet ne ölçüde adil olursa, hangi yüzdede halkını kavrarsa, belirgin, berrak, vicdani esaslara yaslanırsa, o toplum sağlıklı bir organizasyonu becerebilmiş demektir.
Bunlar yoksa, huzur yoktur... Tedirginlik, korku, endişe kol gezer.
Türkiye bu işi hiçbir zaman tam beceremedi.
Hukuk hep güçlüyü korudu, kolladı, kılıfladı.
Ha, “son dönemlerde bu işler biraz fazla şirazesinden çıkmaya başladı” diyebilirsiniz.
İktidar, tabanını ağırlıklı olarak vergi vermeyenlere dayıyorsa, o zaman Magna Carta’ya endeksli devlet felsefesi anlam kaybediyor demektir.
Maalesef, 200 milyar dolar çok büyük bir tutar.
Hal böyle olunca, yoksul kitlelere yönelik sınırlı paylaşımlar bile iktidarların devamını temin edebiliyor, bağlı olarak, “ötekinin hukuku” önemsiz ve değersiz addediliyor.

Kardeşime kurşun sıkmam
HABER sosyal medyaya düştüğünde heyecanlandık.
1921 senesinde 200 Yunanlı sosyalist Türklerle savaşmayı reddettiği için Yunan askeri yetkililerince İzmir’de kurşuna dizildiği ve ölümlerin 94. yıldönümünde Balçova’da kardeşlik şiirleri okunarak anma planlandığı, yazılıyordu.
Şair Tuğrul Keskin, “Yaşasın İsyan” adlı şiir kitabını bu askerlere ithaf etmişti.
Nitekim geçen hafta kalabalık bir katılımla bu anma gerçekleşti.
Buraya kadar mesele yok.
Hatta “Kardeşime kurşun sıkmam” sloganı sayesinde hepimiz bayağı bir pozitif ajitasyona da uğradık.
Derken devreye tarihçiler ve araştırmacılar girince bu olayın hayli tartışmalı olduğu, hele kurşuna dizme hadisenin İnciraltı’nda olmadığı, belki gemide ya da Yunanistan’da, daha az sayıda, bir vicdani ret hadisesine bağlı infazların yaşandığı ifade edilmeye başlandı.
Neticede, böyle bir şeyler varken, abartmak suretiyle, mevcudu da değersizleştiren garip bir durum oluşmuş oldu.
Her şeye rağmen kendi adımıza memnunuz.
200 değil 20 kişi olsun, çıkış noktası “emperyalizme alet olmam” ideali olsun, değil mi ki karşı kıyının çocukları bize silah çekmeyi reddetti, ötesi yok... Bu bile insan sevgisine vesile arayan bizim gibi kişileri mutlu etmeye yetmiştir.

Bu anlayışın dibi yok
İSLAM dini, daha yumuşak, daha barışçıl bir çehreye büründürülmek istendiğinde bile, fanatikler tarafından “dinden çıkma” olarak değerlendirilip vahşi tepkilere vesile olabiliyor.
Dolayısıyla Müslüman dünya kendi içinde katı anlayışları reforme edecek inisiyatifler geliştiremiyor.
Münferit çıkışlar olsa bile bu cesur tutuma açıktan hiçbir siyasi veya kurumsal destek maalesef gelemiyor.
Müslümanlığı temsil ettiğini düşünen akımlar sebebiyle İslam, bugünkü dünyada denetimsiz, korunmasız, kötü kullanımlara açık bir halde sürüklenip duruyor.
Fransa’daki katliam, problemin giderek büyüdüğünü gösteriyor.
Öyle anlaşılıyor ki, “dur” diyen olmadığı için çember sürekli daralacak ve müthiş bedeller öder hale geleceğiz.
İnsanlığın 21. yüzyılda bu hastalıklı tutumdan çok çekeceği var gibi gözüküyor.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI