"Sıtkı Şükürer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sıtkı Şükürer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sıtkı Şükürer

Bu ülke hepimizin

ARTIK hepimiz öğrendik. Türkiye’nin dış borcu 470 milyar dolar. Bir yıl içinde vadesi gelen borcumuz 230 milyar dolar. Ana alacaklılar Avrupalı bankalar...Herkes bu borçların yeni borçlanmalar ile ödeneceğini biliyor. Ama bunun için daha yüksek faiz ve kendilerinin de dahil olduğu bir ödeme ve bütçe disiplini oluşturulmasını istiyorlar. Ülke yönetimi hiçbir telaş belirtisi göstermiyor.

 


Meseleleri ekonomik boyuttan siyasi boyuta taşıyorlar. Ülkenin bekasına yönelik bir saldırıya dikkat çekiyorlar.
Bu yaklaşım var olan ekonomik problemlere bir çözüm getirmiyor. Beri yandan “Cumhurbaşkanlığı hükümet etme” sistemine henüz bürokratik bünye uyum sağlamış değil. Bakanlar “algıda” ve “alışkanlık”larda ön planda ama realite “Külliye”de başlayıp bitiyor. Milletvekilleri henüz yeni anayasal konumlarına alışmış değil.
Türkiye, Rusya’dan stratejik ortak diye söz etmeye başladı. Öte yandan önümüzdeki yıl yeni bir NATO üssünün ülkemizde kurulacağından söz ediliyor. Siyaseten yüzümüz nereye dönük, akıllar karışıyor. Ülke içinde sonbaharla birlikte ekonomik sıkıntılar tırmanmaya başlayacak. Çok firma kendine göre tedbirlenmeye başladı. Yüzde 30’lardaki kredi faizleri ancak yüzde 50 enflasyonla karşılanabilir. Ülkenin yükselen stres katsayısı, zaten pek parlak olmayan insan hakları karnesini ve evrensel hukuk bilançosunu daha da kötüleştiriyor.
Moratoryum, kambiyo kısıtı, servet vergisi dedikodularını önlemek gerekir. Bu konuda adımlar atılıyor, tedbirler konuyor, daha fazlasını da yapabiliriz. Galiba gerçek manada “gün, milli birlik ve beraberliğin tesis edilmesini icap ettiren gün...” Bu ülke güler yüzlü dış politikalar uyguladığında, evrensel hukuk ilkeleri yolunda mesafe aldığında, rasyonel ekonomik ilişkiler gerçekleştirildiğinde tüm dünyanın gözdesi konumundadır. Asık yüzlü, tedirgin ve bazı değerlerdeki bozulmalar birleşince bugünlerin “zor tablosu” oluştu. Neticede bu ülke hepimizin.
Geniş tabanlı bir yönetim anlayışı ile içine düştüğümüz bu “dar koridor”dan elbirliği ile çıkmamız gerekiyor. Kim bilir, belki STK’larımız böylesi bir misyon yüklenmek isterler.

-----

Çeşme dedenden mi kalmıştı

İZMİR’in eski göçmenleri daha ziyade Batı’dan gelmiştir. Adalardan, Balkanlardan... Bu insanlar zamanla kendi değerlerine uyumlu bir dünya yaratmışlardı. Sararmış kartpostallara baktığınızda birinci kuşak göçmenlerin, kentin gayrimüslim kültürü ile şekillenmiş eski hayat tarzına büyük ölçüde öykündüklerini gözlersiniz. Ha, öykünen insanların bu biblo kente gereken özeni göstermedikleri de aşikardır.
Hani İzmir’e yaptıkları haksızlıklardan nedamet getirme aşamasına gelmişlerken bu defa “doğudan” göç başlamıştır. İkinci bir “kültürel şok” kenti “tuş” etmiş ve “mega köy” haline getirmiştir. Şimdi, ilk yerleşikler bu duruma isyan eder hale geldiler. Yeni Türkiye’nin zenginleri “her yer hepimizin” anlayışını dayatıyorlar.
Yani Çeşme gibi yerler “kurtarılmış bölge” falan değil artık. Ama hala bu realiteye ayıkmayanlar var. Bu aralar bahse konu zevattan en fazla duyacağımız terane, “Oh eylül geldi, Çeşme’miz bize kaldı”dır. Esasında biraz daha erken gelmekten kaynaklanan abartılmış sahiplik duygusu ile Çeşme’yi, Çeşme gibi yerleri sadece kendilerinin zannetmeleri hakikaten trajikomik! Neyse, bir-iki kuşak geçince bu yerlerin değerini elbirliği ile daha iyi takdir ederiz.

-----

Çıtayı aşanlar

ÇEŞME’de hangi restoranlar en fazla işi yaptı, tam bilemiyoruz. Kendi adımıza bir gözlemimizi paylaşalım. Sanki ilçenin klasik mekanlarına tekrar bir dönüş yaşandı. Çeşme’de balık restoranı denildiğinde “Dalyan” akla gelirdi. Özellikle Alaçatı’da yeni yerler açılınca eski parlak günlerini yitirmişlerdi. Ama bazı mekanlar, biraz da hatalarından ders çıkartarak ilave yatırımlar yapmaktan kaçınmadılar. Yanı sıra muhafazakar çizgilerini sürprizsiz kaliteye dönüştürdüler ve hepsinden önemlisi dengeli bir fiyat politikası ile müşterilerini geriye çekmeyi başardılar. Bu anlamıyla bize göre sezonun galibi, “Cevat’ın Yeri, Dalyan Restoran” oldu.
Diğer bir dikkat çeken mekan “Alaçatı Port” restorandı. Ortağı Balıkçı Niyazi’nin hissesini de devir alan Alpaslan Bey, Alaçatı’nın en güzel yerinde efsanevi kadroyu aynen muhafaza ederek, Başaşçı Ali’nin nezaretinde nezih ve kaliteli servisini tavizsiz sürdürdü.
Diğer pek çok restoran, sezon 45 gün deyip, maalesef “insafsız ve terbiyesizce geçirme” anlayışını tercih etti. Şüphesiz bilmediğimiz yerleri tenzih ediyoruz. Neticede, kendilerini akıllı ve kurnaz zanneden işletmeler beldenin ve geleceklerinin ayağına kurşun sıkıyorlar, farkında değiller.

X
YAZARIN DİĞER YAZILARI