"Sibel Bağcı Uzun" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sibel Bağcı Uzun" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sibel Bağcı Uzun

Yeter ki engel siz olmayın!

Fotoğraf  Sanatçısı Faik Kaplan, büyük ses getiren, Çocuk Gelinler Ölüm Bizi Ayırana Kadar kısa film ve fotoğraf projesinden sonra, üç yıldır üzerinde çalıştığı, EngelİZ adlı sosyal sorumluluk projesini, yarın akşam sanatseverlerle buluşturmaya hazırlanıyor.

Gazetede engelli bir vatandaşa törenle verilen tekerlikli sandalye haberini okuduktan sonra projeyi hazırlamaya karar verdiğini anlatan Kaplan,  “Bu projeden önce yapılan tüm çalışmalarda, biz kendi gözümüzden onlara bakarak, neler yapabiliriz diye tartışmışız. Ancak biz bu projeyle ilk defa onların gözünden bizlere bakarak, ‘neler yapmamamız gerektiğini’,  3 belgesel, 2 kısa film ve 10 fotoğraftan oluşan sergiyle gözler önüne serdik. Unutmayın, onlar değil biz EngelİZ” dedi.

Yeter ki engel siz olmayın

Fotoğraflar: Mehmet Uzun

- Fotoğraf sanatı ile sosyal sorumluluk projelerini başarılı bir şekilde yansıtıyorsunuz. Bir nevi yaşam felsefeniz oldu sanırım?
Ben kendimi sanatçı olarak adlandırmıyorum. Ortaya koyduğum imgelere de “sanat eseri” demiyorum. Yaptıklarımın niteliğini ve niceliğini zamana ve size bırakıyorum. Elbette ki yaşamım boyunca edindiğim tecrübeler, kazanımlarım ve kendi akıl bilincimle ortaya koyduğum projeler, bir nebze olsun mesaj veriyor, birilerini rahatsız ediyorsa, yaşamlarımız da bizleri dikkatli davranmaya zorluyorsa, bundan mutluluk duyuyorum. İşte burada algı ve tespitlerim ile yaşadığım estetik kaygılar, tecrübelerimin doğrultusunda eğitilmiş aklımın görsel karşılığıdır. İnsan merkezli bir yaşamım olduğunu fark ettiğim zaman, hümanist ilkeler doğrultusunda, bu dünyaya olan borcumun biriktiğini görüyorum. İnsanlığa olan bu borcumu toplumda farkındalık yaratmak amacıyla, fotoğrafı bir anlatım dili olarak kullanıp, sosyal sorumluluk projeleri ile yoluma devam ediyorum.
- EngelİZ adlı projeniz nasıl hayat buldu?
Çocuk gelinler Ölüm Bizi Ayırana Kadar projemden sonra, bir sonraki aşamada kimlere ses olabilirim diye düşünürken, okuduğum, ‘’Belediyeden engelli bir vatandaşa tekerlekli sandalye hediyesi’’ haberi proje konumu netleştirdi. Çok sevindirici mutlu edici bir haberdi aslında. Tabii ki detaylarını okuyana kadar! Kalabalık insan grubu karşısında bir hediye merasimi vardı. Makas kurdele ile kesilen kanımca engelli kişinin duygularıydı. Alkışlar ise tokat gibi geliyordu besbelli. Fotoğrafta herkesin yüzünde gülümseme ve mutluluk, onda ise mağrur bir tebessüm…

Yeter ki engel siz olmayın

‘ETİK BULMUYORUM!’

- Haberdeki fotoğraf size neler düşündürdü?
Engelli kişinin ifadesi, bir an önce merasim bitse de gitsem der gibiydi… Peki, siz hiç düşündünüz mü bir engellinin tekerlekli sandalyeyi alacak parası olmadığını? Birilerinin menfaati doğrultusunda o sandalyeyi almak için boyun eğen ruh halini? Kurdele kesilerek, insanların alkış tutarak, şov yapılarak birilerine yardım edilmesini ben çok etik bulmuyorum. Hepimiz günlük hayatta onlarla karşılaşırız. Hiçbir eksiklik hissetmeden yanlarından öylece geçip gideriz. Ne tür sorunlarla boğuştuklarını nasıl bir mücadele içinde olduklarını düşünmeyiz bile. Bu nedenle toplumsal yaşamda bizleri göremeyen görme engelliler, sesimizi duyamayan işitme engelliler, yan yana gelemediğimiz fiziksel engelliler, aklımıza gelmeyen zihinsel engelliler için yola koyuldum.

Yeter ki engel siz olmayın

ENGELİ YARATAN KOŞULLAR

- Vermek istediğiniz mesaj için, nasıl bir çalışma yöntemi izlediniz?
Değerli ekip arkadaşlarım, fotoğrafçı dostlarım Leyla Emektar ve çocuk gelinler projesinde de birlikte çalıştığım Ufuk Kıray ve Uzman Psikolog Saliha Türksöz Kaplan ile kafa kafaya verdik. Neler yapabiliriz diye uzun uzun düşündük. Engellilik kavramını ve görselliğini kullanarak, aciz ve yardıma muhtaç kategorisinde bir algı oluşturmak istemiyorduk. Projedeki amaç insanlara empati kurdurabilecek bir bakış açısı ile engelli kişilerin mağduriyetlerini değil güçlü yönlerini gösterebilmekti; çünkü engeli yaratanın onlar değil, bu durumu oluşturan şeyin koşullar olduğunu düşünüyorduk. Bu koşulları yaratanın ise engellileri bu kategoriye sokan engelli düşünce sistemi olduğuna inanıyorduk. İşte bu nedenle özellikle insan figürü kullanmamaya özen gösterdim. Kullandıkları araç gereç ile nesnel empati yaparak onlara acıma ve sempati ile değil, empati kurmanızı istedim.
- Bu çalışma sürecinde nelere tanıklık ettiniz?
Amacımız parçayı değil bütün resme bakarak neleri yapamadıkları değil neleri yapabileceklerini sizlere gösterebilmekti. Kendi yaşam alanlarında hiçbir engel yaşamadıklarını, tüm yaşam kalitelerini kendi ihtiyaçları doğrultusunda sorunsuz karşıladıklarına bizzat tanık oldum; ama bu yaşam alanının dışına çıktıklarında ise bizim, yani kendilerini sağlam ve kusursuz zanneden insanların, farkına varmadan çıkardıkları engellerle boğuşmak durumunda kaldıklarını gördüm. İşte bu aşamada, asıl engelin bizler olduğunu fark ederek bunun anlatılması gerektiğine bir kez daha inandım.

Yeter ki engel siz olmayın

EMPATİ YAPAMIYORUZ

- Empatiyi geliştirmek de hedefler arasında öyleyse?
Hiç düşünmüyor muyuz, bu ülkede yaşayan milyonlarca engellinin bizim yapmamız gerekip de yapmadığımız mimari düzenlemeler nedeniyle gençliklerini dört duvar arasında geçirdiklerini? Örneğin; bizler ‘’bebek arabası ile sokakta rahatça çocuklarımızı gezdirebiliyor muyuz, ya da bisiklet sürecek güvenilir yollarımız var mı? Her sokakta arabamızı rahatça park edebiliyor muyuz?’’ ve daha nicesi varken nasıl hala onlarla empati kuramıyoruz ve yardımcı olmuyoruz.
Demokratik, laik ve insan haklarına saygılı bir toplumda engellilerin de eşit hak ve sorumluluklara sahip olacağına inanıyorum ve biliyorum ki tek tek her birimizin, bu değişimin gerçekleşmesinde bir rolü var. Shakespeare’in dediği gibi: “Hiç kimse duymak istemeyen biri kadar sağır olamaz.” Naçizane bende onların sesi olmak istedim.
- Önce zihinlerden, sonra dilden yok etmemiz gerekiyor bu kavramı değil mi?
Engelli diyoruz ya aslında hepsi iyi birer atlet gibi koşuyor durmaksızın; çünkü engelli dedikleriniz engel tanımıyor aslında. Pes etmek istemiyorlar her şeye ve herkese rağmen. Engel ve engellenmiş kelimesini en iyi anlayan onlar. Bu nedenledir ki kusursuz olduğunu sanan bizler hep engel oluruz onlara. ‘’Tekerlekli sandalyeye mahkûm’’ deriz; bırakın şu mahkûm kelimesini. Sen de arabana mahkûmsun, telefonuna, ayakkabına. Futbolcular topa mahkûm o halde, doktor stetoskopa ya da aşçılar tava tencereye.
- Oysa ne mesajları var bize?
Ben mahkûm değilim! Değneğim sihirli, tekerlekli sandalyem ise özgürlüğümdür. Siz hep beni yarım sandınız. Yapamaz sandınız. Acıdınız… Bir çocuğun engelli olarak dünyaya gelmesi kendi seçimi ya da değiştirebileceği bir şey değildi, bunu unuttunuz. Çocukluk yıllarımdan beri evet her şey zordu, hele insanların bakışları... Ülkemizde engelli bir insan gören çocuklar hayret eder; “Anne, bu niye böyle?” diye sorar. Ebeveynler ise korkunç cevaplar verir; “Annesinin lafını dinlememiş böyle olmuş” ya da  “Allah çarpmış” bunlar hafızama öyle bir kazındı ki silinmiyor... Sonuç, evde geçen bir çocukluk ve tek arkadaş oyuncaklar ve gözyaşları…

Yeter ki engel siz olmayınARAMIZDA FARK YOK

Sizler hep tahtalara vurdunuz  “Allah korusun halimize bin şükür” diye… Hâlbuki hayatta sizin de engelleriniz yok mu? Aşamadığınız, başkalarının yüzünden ilerleyemediğiniz, acınacak durumda olduğunuz anlar. Kısaca engellendiğiniz anlar olmadı mı? Buna rağmen çoğu kez üstüne gittiniz, savaştınız, kendinize inandınız. Durumları ve şartları değiştirdiniz yeri geldi. Başkalarına ve bakışlarına inat belki de başardınız… Hiç düşündünüz mü iş ve trafik kazalarında mesela uzvunu kaybedenlerde sizin hiç mi suçunuz yoktu!
Kitap yazabilirim elim, gözüm olmasa da, resim yapabilirim. Ben de çalışabilirim, senin gibi paramı taştan çıkartabilirim. Ya da araba kullanabilirim. Elim ayağım olmasa da yüzebilirim, yarışlara katılıp derece yapabilirim. Hatta futbol oynayıp dünya şampiyonu da olabilirim. Yeter ki sen beni ötekileştirme. Beni zavallı konuma sokma… Acıma bana!
- Aramızda çok fark yok aslında, öyle mi?
İşte anlatmak istediğimiz bu. Her birimiz hayatımızın akışında engelleniyoruz, engelli oluyoruz aslında. Yani aramızda pek bir fark yok tahtalara vurulacak kadar. Bizler her bir boşluğu doldurarak aslında hayatlarımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Ta ki önümüze engeller çıkana kadar… Onların üzüldüğü şey engelin kendisi değil, engelleri nedeniyle maruz kaldıkları toplumsal ve bireysel engellenmelerdir.  “Sen de toplum olarak benim engelime odaklanmak yerine yapabileceklerime odaklan!  Bana inan, bana güven. Her şey o zaman daha güzel olacak” diyorlar.
Bu duyarlı çalışmanız umarız yerini bulur, teşekkür ederiz…
Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi; “Hayal ettim, hayalimin önündeki manileri tespit ettim. Manileri kaldırdığımda, hayalim kendiliğinden gerçekleşti.” Sanatın ve sanatçının ne olduğunu bilerek ve haddim olmadan sanatın bir ucuna tutunarak sizlere ulaşmaya, tecrübelerimin doğrultusunda düşüncelerimize müdahale etmeye devam edeceğimden ve çaba göstereceğimden hiç kuşkunuz olmasın.

X