"Sibel Bağcı Uzun" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sibel Bağcı Uzun" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sibel Bağcı Uzun

Unuttuğumuz değerleri anlatacağım, filmin adını siz koyun

Senarist, oyuncu, yönetmen, mizah ustası Müfit Can Saçıntı, dilimize doladığı ‘karşıyım’ kelimesi ile hayatımıza girdi, Mandıra Filozufu ve Yaşamak Güzel Şey filmleriyle ‘bizden biri’ duygusunu daha da çoğalttı. Konuşmacı olarak geldiği Kalite ve Başarı Sempozyumu’nda bir kez daha gördük ki doğallığı ve samimiyeti karşısında böyle hissetmemek mümkün değil.Müfit Can Saçıntı, keyifli sohbetimizde yeni sinema filminin müjdesini verirken filmin adını koymak için okuyucularımızdan ve sevenlerinden destek istedi. 21 Mayıs’ta çekimlerine başlayacağı filmin konusu ise işsizlik sorunundan yola çıkarak, değişen doğruluk, dürüstlük gibi değerlerimizi gündeme getirecek. Yani sanatçı sonbaharda vizyona girecek filminde yine hislerimize tercüman olacak gibi görünüyor.

Unuttuğumuz değerleri anlatacağım, filmin adını siz koyun

- Lise sona kadar tiyatroya aşıktınız ama bir gün size bu aşkın karşılıksız olduğunu söylediler. Ne düşündünüz o anda?
Konservatuvara gireceğim dediğimde ‘Girme kazanamazsın’ dediler. ‘Neden, yeteneksiz miyim?’ diye sorduğumda ‘Yok’ dediler. E peki neden kazanamam o zaman sorusunun cevabı, ‘Sen pelteksin’ olmuştu. Ben bir an sanki hayatımda ilk defa peltek olduğumu öğrenmiş gibi hayal kırıklığı yaşadım. Vazgeçtim, sınava girmeyi bile denemedim. Yıkıldım çünkü. Ama bundan tam 30-35 yıl sonra bu ülkede oyuncu olarak tanındım. Bunu, ‘aman ne büyük şeyler başardım’ diye değil genç arkadaşlarımız bir sonuç çıkartırsa mutlu olurum diye anlattım. Kimse hayallerinden, başkalarının lafıyla vazgeçmesin. En azından denemeden vazgeçmesin!
- Nasıl başladı yolculuğunuz?
Madem oyuncu olamayacağım, oyunculuğa yakın meslekler yapayım dedim. Lise sondayken Kartal’da, Kartal Sanat İşliği Tiyatrosu diye bir tiyatro vardı, ayak işlerini yapmak için hemen oraya girdim. Sevgimi, azmimi görünce biraz da şansım yaver gitti, bir sene sonra önemli rollerden birinde oynadım. Peltek olmama rağmen avantajlıydım çünkü seyirci oynadığım karakteri peltek sanıyordu (gülüyoruz). Peltek rolü yaptığımı sanıyorlardı. Kamera karşısına geçtiğimde de başıma çok geldi. Sokakta görüp, sizin hayranınızım ne güzel peltek rolü yapıyorsunuz diyenler, konuşmaya başlayınca şaşırıyorlardı.
- Televizyona geçişiniz nasıl oldu?
İletişim Fakültesini kazandım ve okurken, bir müzik dergisinde de çalışmaya, metinler yazmaya başladım. Yazılarımı görünce TRT yapımcısı Cumhur Atalay ve yönetmen Mert Özmen benimle çalışmak istediler. Pop müziği tarihiyle ilgili bir belgesel hazırlıyorlardı... Metin yazarlığı kadrosu olmadığı için beni sözleşmeli de olsa yönetmen yardımcısı olarak işe aldılar. Kamera arkasını da orada öğrendim.

Unuttuğumuz değerleri anlatacağım, filmin adını siz koyun

AZİM DE GEREKİYOR

- Olacak O Kadar yazar kadrosunda da yer aldınız. Levent Kırca ile nasıl tanıştınız?
Gazeteye ilan vermişti; ‘bir televizyon programı için yetiştirilmek üzere yazar aranıyor’ diye. Başvuru adresine gittiğimde tıklım tıklımdı. Ben diyeyim bin, siz deyin bin 500 kişiye yakın kişi toplanmıştı. Levent ağabey geldi, onu görelim diye masanın üzerine çıktı ve dedi ki; ‘Şu andan itibaren hepiniz işe alındınız.’ Herkes çok sevindi. Arkadaşım vardı yanımda, “Niye seviniyorsun bin 500 kişinin işe alınması imkânsız, böyle yazar kadrosu mu olur” dedim. Levent ağabey duymuş gibi devam etti; ‘Göreceksiniz, ben hiçbirinize gidin ya da kovuldun demeyeceğim. Ama buna rağmen bir dahaki toplantıya yarınız, sonrakine onun yarısı gelecek. 2 ay sonra yola kalanlarla devam edeceğiz’ dedi. Hakikaten dediği gibi oldu ve beş kişi ile yola devam ettik. Bunu da şunun için anlatıyorum; yetenek önemli ama daha önemlisi azim, tutku, iş sevgisi, direnmek diyebiliriz. Yeteneğin yanında bunlar da şart. Gençlere ikinci mesajım da bu olsun.
- Bu süreçte ilham aldığınız ustalarınız kimler oldu?
Lisede ilk tiyatro derslerini aldığım Yaşar Azaz, Kartal Tiyatrosu’nun kurucusu İsmail Işılsoy sonra da elbette Levent Kırca. Hayatta mutlaka çok hocalarım vardır ama ilk hocalarım ve en bilinenleri bu isimlerdir. Ben hocam lafını çok severim. Hasbelkader yönetmen olduk diye bana da diyenler var ama ben de çok kullanırım. Çünkü herkes herkesten bir şey öğreniyor. Yeri geliyor bir çocuktan, kediden, kuştan bile çok şey öğreniyoruz.

Unuttuğumuz değerleri anlatacağım, filmin adını siz koyun

HİSLERE TERCÜMAN OLDUK

- Çocuklar Duymasın dizisindeki rolünüzle de herkesin dile getirmediği şeylerin hocası oldunuz bir anlamda. Bu kadar tutmasının sebebi ne oldu sizce?
Tam da bu, dediğiniz çok doğru. Ben bu rolün tutacağına inanmıyordum. Karakteri çok sevdim ama iki bölüm sonra biter dedim. O dönem de Çocuklar Duymasın’ın dönüşümlü üç yazarından biriydim. Fikir babası Birol Güven’dir ama karakterin oluşması, gelişmesi Metin Açıkgöz, Caner Güler ve benim kalemimden çıkmıştır. Birdenbire ilgi görünce yeni bir şey söylemiyoruz neden bu kadar tuttu diye düşündüm. Cevap da buydu aslında, yeni bir şey söylemiyorduk. İnsanların hislerine tercüman olduğumuz, hayat telâşesinde unuttuğu şeyleri hatırlattığımız için sevdiler.
- Herkesin diline ‘çalışmaya karşıyım’ dolandı adeta!
Bu konuda çok sevdiğim bir laf var; Çalışmak güzel bir şey olsa üstüne para vermezler (gülüyoruz) . Çalışmak insanın doğasına uygun ama başkası için çalışmak insanın doğasına uygun değil. Problem orada zaten. Yoksa Mandıra Filozofu da baktığınızda kendisi için çalışıyor. Kulübe yapıyor, balığa çıkıyor, ekiyor biçiyor, suluyor. İnsanın doğasına uygun olan da bu; kendisi için çalışmak. Başkası için çalışmak sanayi devriminden sonra şehirleşme ve fabrikalaşmayla başladı. Ondan önce insanın işsizlik gibi bir derdi yoktu, her yer iş yeriydi çünkü.
- Çalışmak konusunda yeni kuşağa dair gözlemleriniz neler?
Aslında çalışmıyor değiller ama bugünün modern dünyası ya da sistem içerisindeki çalışma tanımına uymuyorlar. Şimdi bir yandan çocuklara bilgisayar oyunu oynuyor diye kızıyoruz ama öte yandan dünya çapında satışı yapılan ilk Türk şirketinin de oyun şirketi olduğunu görüyoruz. Çalışmanın tanımı değişiyor, daha da değişecek. O yüzden gençleri, bu anlamda eleştirmeyelim. Bugün oyun diye gördüğünüz şey yarın milyon dolarlık bir işe dönüşebiliyor.

Unuttuğumuz değerleri anlatacağım, filmin adını siz koyun

KAPILAR DAHA KOLAY AÇILIYOR

- Aynı ilgiyi sinemada görmeyi bekliyor muydunuz?
İlk sinema filminde 200 bin yapar mı diye şüphelerimiz vardı, en azından maliyeti kurtarsın diye düşünüyorduk. 1 milyon biletli seyirci geldi ve televizyonda da bu yılbaşına kadar 17 tekrar yayınlandı. Her defasında ilk beşe girdi. Umduğumdan fazla ilgi gösterdi halkımız.
- Arkasından tek kişilik gösteriniz geldi. İçeriği nedir?
Lafını Esirgemeyenler’i geçen yıldan beri yapıyorum. Orada da kendi başıma gelenlerden yola çıkarak biraz stand-up gibi, Diyojen’den bugüne gelmiş geçmiş söz hiciv ustalarımı anlatıyorum. Anadolu’da yaşanmış anılar, anekdotları kendi anılarımla süslüyorum.
- Sinema, tiyatro, senaryo yazarlığı sizi en çok hangisi mutlu ediyor?
Bütün bu yaptığım işlerin maddi tarafını düşünmeden tabii ki yapmak isterdim. En zorlandığımız, yıpratıcı olan kısımda bu. Bir dizi, sinema filmi yapmak çok büyük maliyetler, sermayeler gerektiriyor. O da bende olmadığı için yapımcı olarak birilerini ikna etmek zorundayım. En yorucu tarafı bu. Seyircilerime çok teşekkür ediyorum, onların ilgisi sayesinde kapılar bana daha kolay açılıyor. Çünkü yapımcılar da biliyor artık bir milyon izlenmiş bir adamım (gülerek). Her iki senede bir film çekiyorum. Ama ömrüm yettiğince her sene bir film çekmek isterim. Tiyatroya da aşığım ama sinema daha kalıcı, yıllar sonrası için bir şey bırakıyorsun. O yüzden sinemayı daha çok önemsiyorum.

Unuttuğumuz değerleri anlatacağım, filmin adını siz koyun

KOMİK OLDUĞUMU DÜŞÜNMÜYORUM

- Güldürürken düşündürmek çok kolay olmasa gerek?
Ben çocukken de sorgulayan, meraklı biriydim. Komik olduğumu düşünmüyordum, hala da düşünmüyorum. Yaptığımız eserlerde mizahın daha doğru bir yol olduğunu düşünüyorum. İnsanlara, güldürürken bir şeyleri anlatmak daha kolay gibi geliyor. Mandıra Filozofu’ndaki görüşler yeni görüşler değil, belki çok daha büyük hocalarımız çok daha güzel anlattılar belki ama ciddi olunca halka ulaşmıyor. Komediyi kullanarak ulaşmamız biraz daha kolay ve keyifli. Yoksa ben herhangi birinden daha komik değilim! ikinci perde mesaj ağırlıklı
- Sizden en büyük beklenti de bu yönde sanırım?
Benden güldürürken bir yandan da mesaj da bekliyorlar. O yüzden stand-up’da da öyle bir denge kurdum. Sadece fikir ve düşünceleri anlatırsam, konuştu ve bitti diyecekler. O yüzden gösterinin birinci perdesi komedi, ikinci perdesi daha mesaj ağırlıklı. Bu beklenti karşısında benim de sevdiğim bir denge oluştu.

ASIL GÜCÜMÜZ SEVGİ

- Yeni bir projeniz var mı?
Yine bir sinema filmine başlıyorum ama ismini söyleyemeyeceğim. Çünkü içime sinen bir isim daha çıkmadı. Röportajımız sonrası isim konusunda yorumları bekliyor olacağım. 21 Mayıs’ta çekimlere başlıyoruz, sarkmazsa sonbaharda vizyona girmeyi planlıyoruz. İşsizlik sorunundan yola çıkarak değişen doğruluk, dürüstlük gibi değerleri gündeme getiriyoruz. Vermek istediğimiz nihai mesaj ise bu sistemde para demek güç demek. Parası olana güçlü diyorlar ama en büyük güç sevmek, sevilmek. Biz en büyük gücümüzü paradan puldan değil, sevdiğimizden, sevenlerimizden, ailemizden alıyoruz. Dolayısıyla yine birlikte yaşama bakmaya ama güldürmeye de çalışacağız.
- Karakterlerinizdeki söylemler izleyicilerde felsefeye dönüşüyor. Karşılaştığınız ilginç şeyler oluyordur muhakkak?
Şaka yapanlar, teşekkür edenlerin yanında etkilenen de çok oluyor.
Mandıra Filozofu’ndan sonra en çok alışveriş yaparken zorlanıyorum. Esnaf parayı alıyor ama para üstünü vermiyor. İsteyince de, ‘Abi sen paraya karşı değil misin?’ diyorlar. Ben de, ‘Paraya karşıyım ama verirken karşıyım, alırken karşı değilim’ diyorum (gülerek). 2 ay önce de telefonla konuşuyorum diye bir seyircimiz elime vurdu. Ciddi ciddi kızdı bana. Ben senin yüzünden telefon kullanmıyorum, sen utanmıyor musun kullanmaya’ dedi.

YOL YAKINKEN BURSA’YI KAYBETMEYİN

- Ya şehirler ve Bursa? Neler anlatıyor size?
Tek kişilik gösterimle Anadolu’nun neredeyse gitmediğim yeri kalmadı. Bütün şehirlerin kendine özgü ruhunu, karakterini kaybettiğini gözlemliyorum. Hepsi birbirine benzemeye başlamış. Gelişmişlik ölçü birimi olarak AVM’leri görüyorlar. Coğrafi olarak çok güzel bir ilimizde otantik bir yerde çay içmek istedim. Ayıp ediyorsun, şehrimiz çok gelişti otantik yer kalmadı. Üç tane AVM’miz var dediler. Antep ve Adana’nın yemek kültürünü çıkart her şey aynı.
Dost acı söyler, Bursa yeşilini azaltırken, beton beyazını çoğaltmış. Ama Bursa için çok geç değil, kendine özgü çok fazla karakteri var. Yemek kültürünü, korunabilir yeşil kültürünü yol yakınken kaybetmemesi lazım.

X