"Sibel Bağcı Uzun" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sibel Bağcı Uzun" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sibel Bağcı Uzun

MOZAİK 35 yıl sonra bir araya geldi

Kurulduğu dönem itibariyle sözleri, duruşları ve müzikleriyle 1980 ve 90’ların kült grubu olarak anılan Mozaik, kuruluşundan 35 yıl sonra bir araya gelerek yeniden konserler vermeye başladı. Grup üyeleri yıllar önce verdikleri müzikal tepkilerini titiz bir arşiv çalışmasıyla Külliyat albümünde toplarken, yeniden buluşmalarının dinleyicileri kadar kendilerine de umut verdiğini söylüyor.

MOZAİK 35 yıl sonra  bir araya geldi

Fotograflar: Cihan Atasever

İkinci büyük konserini geçtiğimiz günlerde Bursa’da veren grupta, 1983-1995 kadrosundan Ayşe Tütüncü, Saruhan Erim, Mehmet Taygun, Timuçin Gürer, Serdar Ateşer, Mehmet Tütüncü, Sumru Ağıryürüyen, Levon Balıkçıoğlu ve Yağız Üresin‘in yanı sıra, iki Bursalı sanatçı Ezel Akay ve Gevende grubundan tanıdığımız Gökçe Gürçay da yer aldı. Bursalı sanatseverlerin “yeniden doğuş”a şahit olduğu performans öncesi biz de grup üyeleriyle bir araya gelerek hem keyifli provalarındaki heyecana ortak olduk hem Mozaik’in müzikal hikâyesinde bir yolculuğa çıktık.

Mozaik olarak, 1983 – 1995 arasında kaset olarak çıkardığımız albümlerinizi CD-Set olarak yeniden çıkardınız. Ayrıca yeni çalışmalar da içeriyor mu?
Ayşe Tütüncü (piyano, klavyeler, vokal) : Dört albümümüz, Ölümden Önce Bir Hayat Vardır, Ardından, Çook Alametler Belirdi ve Plastik Aşk olmak üzere dijital ortama aktarılarak, Külliyat adıyla 2014 yılında tek bir CD-Set olarak piyasaya çıktı. Bu işi yapmakta bu kadar gecikince dört albümümüzün yanına ilave bir hoşluk da eklemek istedik ve arşivdeki kayıtlarımıza daldık. 12 yıl boyunca kayda aldığımız prova çalışmalarından, gün ışığına çıkmamış bestelerimizden, ev ve konser kayıtlarından tarayarak bir seçki daha hazırladık. Zaman zaman kaydı fazla eski olduğundan ya da oldukça az işlenmiş parçalarımızı işin içine katıp katmamakta tereddüt geçirdik elbette. Ancak sonunda bunca yıl sonra bizi etkilemiş olan müzikal veya toplumsal çok çeşitli şeylere verdiğimiz tepkileri sizlerle paylaşmayı daha çok istediğimizi fark ettik. Böylece 5’inci ve 6’ncı CD’de şekillendi (Yayımlanmamış Besteler ve Yorumlar) ve Külliyat oluştu.

MAKARA TEYPTEN KASETE

MOZAİK 35 yıl sonra  bir araya geldi
Arşivlerinizin kayıt edildiği koşullara bu zamandan bakarsak, müthiş bir dönüşüm söz konusu olmalı?

A.Tütüncü: Yayınlanmamış parçalarımızın o zamanlarda kayıt edildiği koşulların çeşitliliğine bakıyoruz da, doğrusu listemiz adeta müzik teknolojisinin geçirdiği dönüşümlerin bir çetelesi gibi. 80’li yıllarda biz ilk olarak makara teyple başlamıştık, zaten o sıralar birbirlerimizle de sabit telefonlardan konuşurduk. Laf aramızda Timuçin (Gürer) çok yakın zamana kadar hala öyle yapıyordu. Hatta o zamanlar her evde bir telefon bile olmadığı için (mesela benim) telefona komşuya gider gelir, posta kutularımıza postacının getirip bıraktığı elle yazılmış mektuplar alırdık. Makara teypten kasete, oradan 4 kanallı / 8 kanallı kasetli teyplere, sonra dijital video kasete, derken DAT’a, MD’ye ve oradan CD’ye, sonrasında da bilgisayar harddisk’ine kayıt yapmaya kadar geldik sonunda.

‘DENEYSELLİĞE YER VERDİK’

MOZAİK 35 yıl sonra  bir araya geldiMozaik’i farklı kılan neydi, müzikal yolculuğunu nasıl özetlersiniz?
A.Tütüncü: Şöyle diyelim, Mozaik hemen 1980 darbesi sonrasının ‘kapalı toplum’ atmosferinde ortaya çıktı, 1983`teki ilk konserinde dünyanın çeşitli kültürlerinden şarkıları, baladları ve folk şarkılarını kendine özgü çok sesli ve çok canlı vokal düzenlemeleriyle söyleyerek müzik hayatına başlamıştı. Mozaik, 1995`e kadar klasik batı müziği, çağdaş müzik, rock, senfonik rock, caz, pop caz ve bu topraklardaki makamlara, ritimlere kadar uzanan çok geniş bir yelpazeden harmanladığı ürünler verdi. Çalışma anlarında ve yaptığı müzikte deneyselliğe çok yer vererek, pek rastlanmayan şekilde hem enstrümantal müzik, hem türkçe şarkı besteledi ve yine sık rastlanmayan bir biçimde grubun beş bestecisi vardı. 1987 yılına kadar her konserini o sefere özgü bir tema etrafında kurar, konser öncelerinde seyirciye o repertuvarın ruhunu yansıtan ve yıllarca saklanan program dergileri dağıtırdı. Evet, 1995’ten sonra grup üyelerimizin bir kısmı farklı şekillerde ve farklı kombinasyonlarla müziğe devam etti.
Dinleyicilerinizden nasıl tepkiler alıyordunuz?
A.Tütüncü: Galiba 1998 yılıydı, bir öğle vakti İstiklal Caddesi’nde yürürken neredeyse hiddetle üzerime gelerek bana parmağını sallayan ve “Bize Mozaik’imizi geri verin!” diye bağırıp giden gençten bir adam vardı. Yine ara ara bir kafede otururken yanıma yaklaşıp Mozaik’ten söz açan insanlar olurdu. Her yıl böyle rastlaşmalar oluyordu. Yine 1995 yılında bize yazılan son mektupta da “Bir başka anda yine sizleri bulabilirsem çok sevinirim. Biçimi ne olursa olsun var olduğunuzu bilmek çok güzel, hatta umut verici!” diyordu bir sevenimiz. Evet, Külliyat’ın tamamlanıp ortaya çıkması ve de konserlerimiz bütün bu paylaşılanlar için, sizler ve bizim için, hem de bundan sonrası için şarttı.
Tabii ki işin bir oranda nostaljik yanı da var, ama bu aynı zamanda da bugüne dair bir konu: Biz bugün de “Ölümden önce bir hayat vardır!” diyoruz, veya “Çook alametler belirdi!” diyoruz, ya da “Artık dert değil ayrılık, plastik aşk hep güçlü” diyoruz. Bu ifadelerden bugün birileri etkileniyor mu? Ya da nasıl etkileniyor? Bu cümleler onlar için yeni bir manaya kavuşmuş mu?” diye biraz merak da ediyoruz. Yeniden çalmak bunun cevabını almanın da bir yolu.

MOZAİK 35 yıl sonra  bir araya geldi‘DEĞİŞMEYENLERİ DE MERAK EDİYORUZ’

Konser vermenin bile yasak olduğu dönemlerden geçtiniz. Bugün hem albümle hem konserlerle yeniden bir araya gelmek neler hissettiriyor size?
Timuçin Gürer (Perküsyon, Vokal) : Zor zamanlarda insanlar biraz karamsar olabiliyor ama “umut” bazen sadece neler becerdiğimizi hatırlamaktır. Bugün hepimiz hem tek tek başka hayatlar, hem sık sık üçlü-dörtlü birarada müzikal/sanatsal işler yaptığımız bir hayat yaşıyorduk, iletişimimiz hiç kopmamıştı. Şimdiyse Mozaik olarak tekrar bir araya gelelim ve 80’lerde, 90’larda neleri güzel yapardık, birbirimizi de grupça hatırlayalım istedik. Bir yandan evet 35 yılda çok şey değişti ama ben kendi adıma değişmeyenleri de merak ediyorum. Ülkede, düzende, etrafımızda, hayatı yaşama şeklinde, umutta umutsuzlukta, karamsarlıkta neşede... Belki de çok şey değişmemiş olabilir, çekirdeği belki de çok farklı değildir. Aramızda kendini kötü hissedenler varsa, bu da bize iyi gelir diye düşünüyorum. Şimdilik konserlerimizde sadece albümlerimizden yorum ve bestelerimizi söylüyoruz. Paylaşımlardan sonra geri beslemelerle belki yeni bir albüm de gelir, henüz bilmiyoruz.

MOZAİK’İN YANCISI

MOZAİK 35 yıl sonra  bir araya geldiEzel Akay (Vokal): Boğaziçi’nde okurken müzik kulübü üyesi olmuştum, şarkı söylüyordum. Mezun olduktan sonra da bir müzik grubu kuralım, dünya halk şarkıları söyleyelim, besteler yapalım demiştik. Mozaik benim ilk göz ağrım. Dönem olarak da, hemen 12 Eylül sonrası olması ilginç geldi seyirciye ve takipçilerimiz oluştu. İki sene çalıştım sonra Amerika’ya gittim. Mozaik devam etti ve besteler daha da ağırlık kazanmaya başladı. Mozaik Türkiye’nin en yenilikçi gruplarından biriydi hala da yapılan parçalar çok büyük bir külliyat. 100’e yakın parçanın o külliyatın içinde gerçekten müzikal değeri çok yüksek, geleceğe kalacak sanat eserleri var. Mozaik’in devam etmesini, tekrar yaşamasını çok arzu ediyorum. İlk grubumuzu toplayalım dediğimiz için, ben biraz Mozaik’in yancısıyım (gülerek). Vokal yapıyorum, biraz bir şeylere vuruyorum. Aramızda çok profesyonel müzisyenler var, onlar kadar olamam tabii...

’ŞAŞKIN VE DIŞARDAYIZ’

Yağız Üresin (Saksofon, flüt): Tıp profesörüyüm. Grupta flüt çalışıyorum, saksafon çaldırmıyorlar şu anda (gülerek) . Mozaik’te hem Ayşe Tütüncü, Sumru Ağıryürüyen, Serdar Ateşer, Saruhan Erim gibi müzisyenler var hem de benim gibi başka meslekler yapanlar da. İstanbul dışında da yaşayanlarımız olduğu için her çalışma zahmetli ve sıkı planlama isteyen bir durum. Çalışabilmek için içinde bulunduğumuz sınırları genişletmeyi deniyor ancak mümkün olabilen zamanlarda buluşuyoruz. Öte yandan aslında farklı müzik zevkleri olan, farklı tür çalan insanlarız. Ancak etrafa karşı duruşumuz birbirine çok benziyor. Mozaik’i Mozaik yapan, bizi bir araya getiren şeyler, o zamanda da bu zamanda da yine bu kadar etrafa şaşırmış halde olmamız. Aslında bana güven veren ve bir şeyler çıkartırız dedirten bu negatif durum. O zaman ne kadar şaşkın ve dışarıdaysak, şimdi de bu kadar şeyler yapmış insanlar olarak öyleyiz. Bizi beraber tanımlayan şey de bu bence. Birikimlerimiz bizi yine doğru yönlendirecek diye düşünüyorum.

ZAMAN MAKİNESİ GİBİ

MOZAİK 35 yıl sonra  bir araya geldi
Gökçe Gürçay (davul):
Orijinal Mozaik kadrosundan olmayan tek kişi benim. Zamanında Ümit Kıvanç ve Cem Aksel ‘in oturduğu davul taburesinde olmak benim için hem onur hem sorumluluk. Zamanında atılan ilmekler öyle sağlam ki, yeniden seslendirebilmek için yapım/yaratım anına dönmeniz, o anları anlattırmanız, hikâyesini bilmeniz gerekiyor. Dinledikçe de titreşen şeylerin yoğunluğundan hem o güne hem bugüne dair yeni bilgiler ediniyorsunuz. Mozaik benim için muazzam bir zaman makinesi. 

 

X