"Sibel Bağcı Uzun" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sibel Bağcı Uzun" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sibel Bağcı Uzun

Merak etmeyen belgesel izlemez

Belgesel yapımcısı Coşkun Aral, toplumun bilinçli bir şekilde çocuklaştırılarak, öğreticilikten ve sorgulayıcılıktan uzak programlara ihtiyaç duyar hale getirildiğini söyledi. Yıllarca gezi programlarının belgesel diye izlettirildiğini anlatan Aral, merak eden nesillerin özellikle kadınların üretime katılmasıyla mümkün olduğuna dikkat çekti.

Coşkun Aral ile KalDer Bursa tarafından düzenlenen Kalite ve Başarı Sempozyumu’ndaki konuşması sonrası bir araya geldik. Daha yapacak çok işi olduğunu söyleyen Aral ile hayatındaki rol modellerden dijital mecradaki yeni kanalına kadar dolu dolu bir söyleşi gerçekleştirdik.

Merak etmeyen belgesel izlemez

Fotoğraflar: Duygu Özbekçi Milli

- Yıllarca, “Televizyonda ne izliyorsunuz?” diye sorulduğunda “belgesel” cevabı öncelikli oldu. Ancak Türkiye’deki belgesel izlenme oranlarına baktığımızda hiç de öyle olmadığını gördük. Siz yapımcı olarak bu durumu nasıl yorumlarsınız?

Öncelikle toplumun gelişmişliği ya da gelişmemişliği diye açıklayamayız, haksızlık yapmayalım. Tematik kanallar bile yıllarca belgesel kotası altında televole programları, gezi programlarıyla haklarını kullandılar. Belgeseli ceza diye veriyorlardı. Halk da belgesel diye izledi. Bazı toplumlarda çocuksuluk daha yaygındır. Ama bunun nedeni ırklar, topluluklar, inançlar değil kadındır! Kadın üretimde daha fazla yer alırsa çocuğuna olması gereken sürede eğitimini verir, sonra kendi yaptığı ile övünür. Yıllarca üniversiteye girmek için çabalayan kadınlar, mezun olduktan sonra evlenip kocam istemiyor diyerek çalışmıyor. Eğitimli, eğitimsiz fark etmez şu anda kadın programlarını izleyerek zaman öldürüyorlar.

KADIN ÜRETİME KATILMALI

- Ailesine nasıl yansıyor bu durum?

Anne ile çocuk arasında bir organik ihtiyaç vardır. İnsan diğer canlılar arasında da uzun süre annesine ihtiyaç duyan tek varlıktır. Ancak çocuğun doğuştan itibaren ihtiyaç duyduğu şeyler annede formasyon varsa olur, yoksa olmaz! O süre içerisinde anne ile çocuk arasındaki ilişkide, anne çocuğuna daha çok motivasyon vermek, daha çok çözümcü yolları göstermek, sorgulayıcı olmasını sağlamaktan ziyade maalesef çocuğunu bir yatırım aracı olarak görmeye başlıyor. Evliliğini kendi isteğiyle de yapmamışsa asıl yapması gerekenlerden kopup özellikle oğlunu kendisinin görmediği ideal koca olarak yetiştirmeye çalışıyor. Mükemmel anneliği böyle sanıyor.

Merak etmeyen belgesel izlemez

- Önce kadın üretimde yer almak isteyecek ve mücadele edecek diyorsunuz?

Kadının üretime erkekle beraber girdiği dönem sanayi devrimidir. Yüzyıllar boyu birilerine bir şeyi ispat etmek için değil, verdiği emek karşılığı kendi hak ettiğini alma mücadelesine girmiştir. Bu da kadına mücadeleci, sorgulayıcı olma gücünü sağlıyor. Biz henüz bu aşamaya gelemedik. Salt bugünkü iktidarlar değil, dünyada da ikinci dünya savaşının yaşandığı dönemlerde de yaşandı. Farklı politikalar gereği kadının kendi bilinciyle, yaşamından daha kaliteli anlamlar çıkarmasındaki yol kapatıldı. Bunun yerini kadının yaşamını kısıtlayan merdiven altı inanç tüccarları aldı.

HERKES ÇOCUKLAŞTI

- Toplumda yaygın dediğiniz çocuksuluk, neyin göstergesidir? Ne anlamalıyız?

Bakınız, belgesel sadece aslanlar, ceylanlar demek değildir. Belgesel her şeydir! Yaşamın içindeki her şeyin belgeseli yapılabilir. Ancak kadın üretimde olmazsa, sorgulayan bir nesil yetiştirmezseniz belgesele de ihtiyaç duymazsınız. Sizin derdiniz önce eşiniz dostunuz ne diyecek olur. Bir toplumda insanın ihtiyacı olan salgılara dair konular gündemdeyse, mesela kolay ünlü olma, kolay kazanç, kolay elde etmeye endeksliyse, öncelikli konular bunlardır. O da nedir; gelin kaynana, bul karayı al parayı gibi programlardır. Bu da bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyaç ekonomik sıkıntılarla birlikte artar ve herkes bir sihirli değnek gibi çocuklaşmaya başlar. Bir anda yetişkin diye tanımladığımız kişiler çocuksu oluyor ve ihtiyaç duyduğu diğer alanlara koşuyor. Böyle bir toplumda da belgesel izlemezsiniz.

TOPLUM İSTEMEZSE OLMAZ

- Belgesel yayıncılığı konusunda yeni yatırımlar göremiyoruz?

Yaklaşık 25 yıldır Türkiye’de belgesele destek yok. Projeler var ama olmayan şeyle nasıl yapacağım. Çünkü belgeseller çok ciddi bütçelerle yapılan şeyler. Bugün çok severek izlediğimiz yabancı kanallardaki belgeseller milyon liralarla yapılıyor. Bu zamana kadar bize bunu hiç veren olmadı. Çok hızlı geri dönüşümü olan diziler veya kadın programlarına veriyorlar. İnsana yatırım yapan kurum ve kurumsallık yoksa ve de her şeyden önemlisi toplum istemediği sürece de olmaz.

- Toplumu bu yönde bilinçlendirmek de çok uzun bir süreç değil mi?

Zaten toplumu dönüştüren de bizler değiliz. Bizden faydalanmak isteyen belirleyiciler; bazen iktidar, bazen muhalefet, bazen dışarıdan bazı şeyleri empoze edip kendi tüketici hacimlerini büyütmek isteyenler... Dünyada en çok çevreyi kirleten firmaların, çevreci örgütleri en çok destekleyen firmalar olduğunu da görüyoruz. Ancak toplumsal bilincimizi arttırırsak bunlarla mücadele edebiliriz.

ESKİ BELGESELLERİMİ GENÇLERE AÇTIM

Merak etmeyen belgesel izlemez

- YouTube kanalınızda yayın yapmaya, eski belgesellerinizi yayınlamaya başladınız. Öncelikli amacınız ne oldu?

Yereli çok seven, çok iyi tanıyan, fark gözetmeyen biri olarak belgesel alanında evrensel ölçekte işimi yapmaya çalıştım ve çalışıyorum. Ama bizim sayılarımızın artması lazım. En büyük korkum şudur ki; fotoğrafta da örneğin Ara Güler gibi isimler ve takipçileri maalesef azalıyor. Ben de bu yüzden yenisini de yapacak imkânım olmadığı için, 30 sene önceki belgesellerimi daha çok gençlerin ilgisini çekecek ve izlenecek hale getirip yayınlıyorum. YouTube’da hedef kitlem daha çok 18-30 yaş arasında beni tanımayan gençler. Süreyi bile onlara göre belirliyorum. Çünkü onların 10 dakikadan fazla zamanı yok.

ROL MODELLER ÖNEMLİDİR

 Belgeselini de yaptığınız Ara Güler’le tanışmanızın sizin meslek yaşamınızda da dönüm noktalarınızdan biri olduğunu söylüyorsunuz?

1977 yılında, o meşhur, 1 Mayıs’ta beni aradı. Çektiğim fotoğrafları yöneticisi olduğu dergilere almak istedi. Ardından meslek yaşantımın beşinci yılında, 1980 yılında dünya çapında bir iş yapmıştım. Yolcularıyla kaçırılan uçağın içinde korsanlarla röportaj yapmıştım. Sonrasında da Paris’te sırf beni kutlamak için birkaç gün daha kalmış, geldi, “Evladım bundan sonra artık benim asistanlığımı mı yaparsın, ne yaparsın bilmem” dedi. Şunu söylemek isterim ki; hayaller gerçek olur, benim oldu. Önemli olan hayal kurmaktır. Toplumlarda rol model yaratmak çok önemlidir. Hayalsiz insansanız bitmişsinizdir demektir. Ne yazık ki çocuklarımızın hayallerini ya ulaşamayacakları perilerle kandırıyoruz, oyalıyoruz ya da asla bir şey yapamazsın sana yaptırmazlar deyip baskı altına alıyoruz.
Önemli olan eğer yaşam kalitesi ise ve bu kalitenin evrensel bir biçimde yaşadığımız toplumun bütün katmanlarına ulaşması ise hepimiz taşın altına elimizi sokmamız lazım. Bunu olumlulukla, sanata verdiğimiz teşvikle, insanlarımızın ürettiği değerlerle ve insanın yaşamına kattığımız kaliteyle yapmalıyız.

- Tanışmak isteyip de tanışamadığınız kişiler oldu mu?

Tanışmayı düşündüğüm bütün insanlarla tanıştım. Hayatta olmayan Picasso, Albert Einstein, Mustafa Kemal, Fatih Sultan Mehmet ve Leonardo vardı, onlarla da belki öteki tarafta buluşacağız (gülerek).

- Siz nasıl ilham vermek ve de rol model olmak istersiniz?

Ben bir haberciyim, bilgi ve belge taşıyıcıyım, foto muhabiriyim. Hiçbir zaman çok muhteşem işler yaptım diyemem ama yapacak çok işim olduğunu biliyorum. Yaptığım işlere baktığımda önce ne gerekiyor derseniz, en başta merak gerekiyor derim. Merak varsa korkmayın. Annelere de çocuklarınızın tohumu önce merak olsun demek isterim. Herkes kendine rol model seçerken bir unsuruyla buluşturuyor. Her şeyiyle değil! Benim de mutlaka onlara uyan bir unsurum vardır, onu bulsunlar.

SAVAŞ MUHABİRLİĞİ MESLEK DEĞİLDİR

Merak etmeyen belgesel izlemez

- Savaş muhabirliği de yaptınız ve akla gelen ilk isimlerdensiniz. Neler söylemek istersiniz?

Her zaman söylerim, savaş muhabirliği diye bir meslek yoktur, muhabirlik vardır. Başkalarının kaçtığı yere koşarak gitmektir savaş muhabirliği. Her bir meslektaşım bir dönem bunu yapar. Ama birileri bu işte kalır, çünkü misyon olarak alır. Herkesin kaçtığı yere bir de üstüne para verip gidiyorsan, başkalarına göre sen delisindir. Hayır, ben savaş muhabirliğini daha huzur ortamında yaşayıp, savaş gerçeğini bilip, insanların savaş çıkmayacağı kuralları, koşulları, ortamları geliştirmesi için yaptım. Çünkü o da bir dozdur, alışkanlık yapar. Bazen YouTube’daki videolarım için neden silahları kapatıyorsunuz yorumları yapılıyor. Çünkü tahrik eder. Ben, o dozu şu anda biliyorum.

BEN ANADOLUYUM

- Vücudunuzda savaşın izlerini taşıdığınızı söylüyorsunuz, ruhunuzda en çok izi olan şeyi merak ediyorum?

Ruhumda bir karma var. Ben bir dünya insanıyım. Bu topraklara çok şey borçluyum. Ama bu topraklar kadar Çin’e, Hindistan’a, Büyük Okyanus’taki adalara, Afrika’ya, kutuplara da borçluyum. Çünkü ben dünyalıyım. Geçmişime indiğimde Araplık da var, Türklük de var, Kürtlük de var, Ermenilik de, Rumluk da. O zaman ben Anadoluluyum!

GASTRONOMİDEN ASTRONOMİYE

- Sizin alanınız yok aslında. Gastronomiden astronomiye kadar her şey var diyorsunuz. Gurme tarafınız da var, israfa geri dönüşüme de çok duyarlısınız?

Lezzet tutkunuyum. Yemekten de haz almak lazım. Önemli olan bana verdiği kalite ve güven. Kimileri bunu dokunarak yapıyor. Kimileri kokularla, lezzetle iz sürüyor. İnsan olma özelliği, beş tane duyumuzun en iyi çalışır haline dönüşmesiyle oluyor. Herkesin o anne ve baba tarafından o kapaklarının açılıp o beş sağlam duyuya sahip olduğuna inanıyorum. İsrafa gelince de, öncelikle mutfaktaki israfa bir son vermek lazım. Geçmişte Avrupa’ya gidenler şikâyette bulunurlardı, adamlar ne kadar pinti karpuzu ekmeği dilimle satıyorlar diye. Bence dilimleri bile küçültmek lazım. Çöpe gidenleri hayvanlar yiyor diyoruz ama onlara da niye çürümüş şeyleri yedirelim ki. Değerlendiriliyor deniliyor. Çöpe giden şey nasıl değerlendirilir ki?

X