"Sibel Bağcı Uzun" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sibel Bağcı Uzun" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sibel Bağcı Uzun

Kontrtenor sesini Türkiye'ye tanıttı

Ses sanatçısı Cenk Yüksel’i ilk kez, girdiği bir yarışma sonrası yaklaşık 20 milyonda bir rastlanan ses özelliğine sahip kontrtenor olmasıyla tanıdık. Son olarak sesinin özelliğini bir sosyal sorumluluk projesi için de projelendiren Yüksel, sahnede hem sesini hem bedenini erkek ve kadın olarak kullanarak toplumsal cinsiyet eşitliğine dikkat çekmeye hazırlanıyor.

Kontrtenor sesini Türkiyeye tanıttı

Cenk Yüksel ile Bursa’da sahne aldığı Çingeneler Zamanı Müzikali sonrası bir araya geldik. Yeni single çalışması Güle Güle’den, tez çalışmasına da konu olan popüler müzik yarışmalarına uzanan keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

- Şarkı söylemeye başladığınız ilk zamanları nasıl hatırlıyorsunuz?

Ben kendimi 5 yaşındayken, yanmayan sobanın tepesinde elimde saç fırçasıyla şarkı söylerken hatırlıyorum. Misafirler geldiğinde, şarkı söyletmeye çalıştıklarında ise utanırdım. Ama şarkı söylemek gerçekten o dönemlerde başlamış bir şey. Belli bir süre sonra da yaşamımın amacı oldu.

- Eğitim süreciniz nasıl ilerledi?

Çok küçük yaşta bir öğretmenimin yönlendirmesiyle musiki cemiyetine yazıldım. 60- 70 yaşında amcaların teyzelerin olduğu bir yerde, en küçük yaştaki korist oldum. Hatta ilk sene Münir Nurettin Selçuk’tan, Varalım kûy-i dilârâya adlı eseri solo verdiler. Yaşıma göre de çok zor bir şarkıydı aslında ama o gün o alkışları duyduktan sonra, ömrümün sonuna kadar bu sahnede olmak istediğime karar verdim.

‘SINAVA GİZLİ GİRDİM’Kontrtenor sesini Türkiyeye tanıttı

- Aileniz bu kararınızı destekledi mi peki?

Onlar daha ziyade önce kolunda altın bileziğin, bir mesleğin olsun, müziği de hobi olarak yap dedi. Açıkçası ailemin bu anlamda görüşlerine de önem verdiğim ve ikna olduğum için, önce işletme okudum; ama okurken de içimde şarkı söyleme aşkı devam ediyordu. Gizli gizli konservatuvar sınavlarına girdim. Hatta kayıt için eniştemden borç para almıştım, kimseye söyleme demiştim. Sınava girerken ne soracaklarını bile bilmiyordum. Piyanodan ses, melodi ve ritim falan derken, İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Müziği Konservatuarı’nı kazandığımda dünyalar benim olmuştu.

İLK KONTRTENOR ÖĞRENCİ

- Yetenek demişken sizin sesinizin bir özelliği de var tabii, onu da belirtelim?

Konservatuvarda Opera Sanatçısı Erol Uras ile tenor olarak şan derslerine başladığım andan itibaren egzersizler esnasında kontrtenor olduğum ortaya çıktı. Yani kadın seslerini de kullanabilen erkek sesi. Normal insanlara göre bizim birkaç milim daha uzun ses tellerimiz var. Dolayısıyla çok özel bir eğitim alınması gerekiyor. Türkiye’de kontrtenor yetiştiren, özel eğitim veren bir konservatuar yok açıkçası; ama yine de hocalarım operada eğitim almam gerektiğini düşündükleri için İstanbul Teknik Üniversitesi Devlet Konservatuarı şan bölümünde tenor olarak eğitimime devam ederken, aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı opera şan bölümünde de çok sevgili hocam Çağnur Günsan ile çalışmaya başladım ve kontrtenor olarak orada yetiştim. Hatta İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nın tarihinde kontrtenor sınav vererek girmiş ve kazanmış ilk kontrtenor öğrencisi ben oldum.

HEM ERKEK HEM KADIN

- Sesinin özelliğini kullandığınız bir de sosyal sorumluluk projeniz var?

I Maria, toplumsal cinsiyet eşitliği üzerine bir farkındalık projesidir. Kontrtenor olmam vasıtasıyla, sahnede hem kadın hem erkek sesimi kullanıyor, hem kendimi ikiye bölerek kadın ve erkek bedeniyle yer alıyorum. İsmine I Maria dedim, İngilizce olarak hem “Ben Arya’yım” anlamında hem “Ben Maria” anlamında. Dünyada meşhur olmuş aryalar, müzikaller, etnik parçaların yer aldığı, senfoni ve pop orkestraları, dansçıları, teknik kadrosuyla 80 kişilik dev bir proje. Ben kendi adıma bir risk üstlendim aslında. Bu vesileyle de herkese destek olmaları için açık çağrı yapıyorum; çünkü kadına şiddeti, kanayan bir yarayı anlatıyoruz.

YARIŞMALARA KARŞIYDIMKontrtenor sesini Türkiyeye tanıttı

- Akademi Türkiye’ye katılmaya nasıl karar vermiştiniz?

O dönem 23 yaşındaydım. Ailem müzisyen olmamı istemiyordu ama konservatuvarı da kazanınca destek verdi. Konservatuvara girdiğimde de salt müzik değil, Tilbe Saran’la oyunculuk eğitimi, balerin Kaya İlhan’la da modern dans geçmişim oldu. Evde hep dans edip şarkı söylerken, annem bir gün dedi ki; “Artık bana dans etme; git birileri görsün seni.” O dönem Akademi Türkiye’nin İspanya versiyonunu izliyordum. Türkiye’de de ilk popstar yarışması dönüyordu; ama insanların şarkılarına, kıyafetlerine laf atılıyordu ve ben insanları rencide edildiğini düşünerek, kimse beni böyle bir yarışmaya sokamaz diyordum. Ama İtalya’da eğitim planları yaparken kendimi Akademi Türkiye’de buldum.

SABUN KÖPÜĞÜ ŞÖHRETİ

- Size çok büyük deneyimler yaşatmış olmalı ki, üniversitedeki bitirme teziniz de bunun üzerine olmuş?

Öncelikle yarışmaların insanları starlaştıracağını düşünüyorsak yanılıyoruz; çünkü yarışma sadece bir araç. Ben bitirme çalışmamı popüler star yaratma amaçlı yarışmalar ve kendimde bir yarışmacı olduğum için, yarışmacıların sonrasında yaşadığı psikolojik ve sosyolojik sorunlar üzerine yaptım. Sosyologlar ve psikologlarla da çalıştım. Çıkan sonuçlarda, şansı benim gibi yaver gidenler için olumlu sonuçlar da var ama ekseriyetle o dönemde yaşadıkları şöhretin etkisiyle ki ben buna sabun köpüğü şöhreti diyorum, hayatları alt üst olan insanlar da var. Bu çalışmada hala eski şöhretini devam ettirdiğini zanneden ama yaşadıkları hayatla kendi sanrılarının paralize olmadığı insanlarla karşılaştım. Bizim yarışmamızdan belki dizi oyuncusu ya da akademik kariyerlerini devam eden arkadaşlarımız oldu ama ben şu anda hayalini kurmadıkları yerde çok ucuz bedellere çile çeken, sahne yapan insanlar da biliyorum.

MÜZİK PİYASASI SANCILI

- Sizdeki etkisi ne yönde oldu?

Acılar çekmedim mi? Çektim, hala da ara ara üzüntülerim oluyor müzik piyasası namına çünkü müzik sektörü bizim ülkemiz adına sancılı bir şey. Tozpembe görünüyor ama aslında gri bile değil, çok siyah olan tarafları var. Ben içindeyken dışında olmaya çalışıyorum. Sektörün bana yaşattıklarının etkisi çok büyük elbette. İzole bir hayat yaşamaya çalışıyorum. Belki de insanların sıkça “Neler yapıyorsunuz, devam ediyor musunuz?” diye sormalarının nedeni de bu ama ben özellikle ekranlarda anlatacak bir şeylerim olduğu zaman görünmeyi yeğleyen biriyim.

BENİM ŞANSIM TARKAN OLDU

Kontrtenor sesini Türkiyeye tanıttı

Fotoğraflar: Emel Oğuz

- Kendinizi şanslı görüyor musunuz peki?
Yarışma star yaratmıyor ama dediğim gibi, doğru insanlarla doğru zamanda buluşmanızı sağlıyor. Aklınızı ve şansınızı doğru amaç için kullanırsanız geç de olsa sizi bir şeyler buluyor. Benim şansım da çok güzel bir çevre kazanmış olmakla birlikte, yarışmadan izleyip beni gören Tarkan’ın, Murat Boz o dönem albüm yaptığı için, “Cenk vokal yapsın” diyerek, beni bulması oldu. 3,5 sene çok güzel bir süreç geçirdim. Ben her zaman şunu söylüyorum, yapmak istediğim işi Türkiye’nin bir numaralı starının yanında staj yaparak pekiştirme imkânı buldum. İşimin inceliklerini marka olmuş birinden öğrendim. Güzel anılar biriktirdim. İyi ki de böyle bir süreç geçirmişim, tanımışım diyorum.

‘KENDİ ALBÜMÜMÜ YAPTIM’

Kontrtenor sesini Türkiyeye tanıttı

- Sonraki süreçte daha çok proje bazlı çalışmalarda gördük sizi?

2009 yılında ilk albümüm Vura Vura çıkmıştı. İnsanlar sonra benden Türk Sanat Müziği dinlemeyi de çok sevdi. 2012’de ilk Caddebostan Kültür Merkezi’nde Yeşilçam şarkılarına start verdim. Kısmeti de çok açık oldu, 6 sezon devam etti. Fransa’dan Amerika’ya birçok yerde konser verdik. Tekrar popa soft bir geçiş yapmak için 80’lerin 90’ların kaset şarkılarından oluşan bir proje yaptık. İki sezondur da Türkiye turnesinde olan ve hala kapalı gişe oynayan Çingeneler Zamanı müzikalinde oynuyorum. Sürpriz yeni projeler ve konserler de yolda. Mesela mart ayında Bursa’da, nisanda Bakırköy Yasemin Yalçın Sahnesi’nde konserlerimiz olacak. 22 Haziran’da ise Almanya Karlsruhe ve Çevresi Kadınlar Derneği ve çok kıymetli iş insanı Nihat Kılıçer’in sponsorluğunda, hem tenor hem kontrtenor arialar, müzikaller, Türk Sanat Müziği ve pop eserler sergileyeceğim dev bir konser gerçekleştireceğiz.

- Artık bir yapımcısınız da bildiğim kadarıyla?

Evet PurpleandMore firmamı kurarak, bir prodüktör olmanın da haklı gururunu yaşıyorum. 2018 sonunda Güle Güle single çalışmamı kendi firmamdan çıkardım. Bu piyasada bir şeyler yaratmak, projenin tepeden tırnağa her aşamasını yönetmek gerçekten zor. İkinciyi çalışmayı da yakın zamanda Derinden isimli aşk romanı çıkan ablam Banu Yüksel’e, kitabının şarkısı için yaptık. Genç yeteneklere de destek vermek istiyorum. Öte yandan belli başlı konservatuvarlarda şan eğitmenliği yaptım bir süre. Beden dili, nefesle stres yönetimi, hitabet sanatı, öfke kontrolü gibi kurumsal eğitimleri de vermeye devam ediyorum.

‘DİJİTAL MECRADA NİTELİĞİ KORUMALIYIZ’

Kontrtenor sesini Türkiyeye tanıttı

- Peki sizce günümüzde ünlü olmak gerçekten daha mı kolay artık?

Bunun iki tarafı var. Andy Warhol’un, “Bir gün herkes 15 dakikalığına ünlü olacak” sözü çok doğru bir şey. Bir nevi gizli kalmış ve kimsenin el vermediği yeteneklerin ortaya çıkması, herkesin kendi kanalını kurup kendini ifade etmesi olumlu bir şey; ama elma ile armudun karıştırılması anlamında da dezavantaj teşkil ediyor. Burada gerçek anlamda sanatçılara büyük rol düşüyor. Hala kendilerini ulaşılmaz kılma dertlerindeler ya da bu tarz mecralara soğuk bakıyorlar. Ama artık hayat bu ve sosyal medyadan yürüyor her şey. Sizin televizyonda dönen klibinizden ziyade, tanınmayan birinin videoları daha fazla izlenebiliyor. Dünyanın bu algıda olduğu bir dönemde insanların öykündüğü, örnek aldığı sanatçıların da bu noktada daha kaliteli işler koyarak bence insanlara örnek teşkil etmesi gerekiyor. Niteliğin düşüşünün belki bu şekilde bir nebze önüne geçebiliriz. Yeni kuşak artık dijital mecrada, biz de kendimizi orada daha fazla ifade edebilmeliyiz.

X