"Sibel Bağcı Uzun" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sibel Bağcı Uzun" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sibel Bağcı Uzun

İnovasyonun ‘çarıklı’ hali

Girişimci ve eğitimci Can Papuççuoğlu, Türkiye’de inovasyonun sadece teknolojiyle yapılabileceğine dair bir ön yargının var olduğunu söyledi. Buna karşı başından geçen ‘çarıklı inovasyon’ hikâyesini örnek gösteren Papuççuoğlu, her alanda inovasyonun yapılabileceğini vurguladı.

Günde 20 çift çarık yapımıyla başlayan girişimciliğin, günde bin 500 çarığa ulaşarak 12 ülkede satılma serüvenini anlatan Papuççuoğlu, yaşadıkları zorlukların Türkiye’de inovasyonun önündeki engellere de iyi bir örnek olduğunu belirtiyor. Kendisini ‘girişimcilik müptelası’ olarak tanıtan Papuççuoğlu ile Kalite ve Başarı Sempozyumu’ndaki konuşmasının ardından bir araya gelerek, yenilikçilik üzerine bir sohbet gerçekleştirdik

İnovasyonun ‘çarıklı’ hali

Fotoğraflar: Duygu Özbekçi Milli

 - İnovasyon tam olarak nedir, biz ne anlıyoruz?

İnovasyon literatürde ticari getirisi olan yenilik olarak geçiyor ama bence yeterli bir tanım değil. Çünkü inovasyonun sadece ticari başarı getirmesi değil; nerede, nasıl ve hangi şartlarda yapıldığı da önemlidir. Siz çalışanlarınızın mutluluğu için de inovasyon yapabilirsiniz ve bu da ticari başarı getirebilir. Dolayısıyla inovasyonun yenilikçilik anlamındaki çevresinin biraz daha geniş olması gerektiğini düşünüyorum.
Sırf inovasyon yapmış olmak için inovasyon da yapılmaz. Yeterli bilgi birikimi, sermaye, insan kaynağı gerektiği gibi bir de üzerine hangi tür inovasyonu yapacağınızın kararını verebilmelisiniz.

DÜZEN BOZUCU İNOVASYON

Yeni dönemde dünyadaki inovasyonun ana motoru ise ‘düzen bozucu inovasyon’dur; Google, Apple, Facebook, Amazon, Tesla gibi. Gerçekten çok etkili, fakat çok kolay yapılabilir bir şey değil. Yurt dışında düzen bozucu bir iş fikriniz varsa banka kredileri değil genelde risk sermayeleri devreye giriyor; ama Türkiye’de bu alanın gelişmesi gerekiyor. Biz inovasyon yapmak için de inovasyon yapma lüksü olan bir ülke değiliz. İlla Google olacağız diye inat etmeyeceğiz, kendimize göre olanı yapacağız. Türkiye’de inovasyon denince ya çok büyük bir teknoloji ya da internetin icadı gibi bir şey bekliyoruz. Oysa benim hikâyemde olduğu gibi çarıktan bile inovasyon olabilir.

‘GİRİŞİMCİLİK; KAN, TER ve GÖZYAŞIDIR!’

- Siz nasıl bir yol haritası çizersiniz?

Girişimciler olarak en büyük yanlışımız, “Bir fikrim var” dediğimiz zaman işin bittiğini zannediyoruz. Oysa girişimcilik tam anlamıyla; kan, ter ve gözyaşıdır. Genelde girişimlerin yüzde 90 seviyelerinde, bir yılda battığını görüyoruz. Geri kalan on tanesi başarılı olduğu için genellikle diğerlerinden haberimiz olmuyor. Bilimsel olarak kanıtlanan şey, inovatif insanlar daha yenilikçi, farklı farklı disiplinleri farklı farklı olayları takip eden insanlardır. Dolayısıyla yaratıcılık bana ilham geldi gibi bir şey değil. İyi bir fikri nasıl yönetebileceğimize dair metodolojiyi bilmemiz lazım. Hepsinin dünyada belirlenmiş, test edilmiş süreçleri, yönetim modelleri ve ölçüm modelleri var.
İlk iş, bunların hepsinden haberdar olmak, ikincisi hangileri uygunsa görmek, üçüncüsü deneyip sonucunu görüp işe yarıyorsa devam etmek işe yaramıyorsa hemen rotayı değiştirmektir.

İnovasyonun ‘çarıklı’ hali

YANGIN SÖNDÜRMEKLE UĞRAŞIYORUZ

- Fikir aşamasından sonra en büyük sorun sermaye değil mi?

Türkiye’de müthiş bir potansiyel var ama günün sonunda dar bir pazar var ve sermaye yapısı kuvvetsiz. Türkiye’de bir sürü şirket sermayesiz iş yapmaya çalışıyor. Bu da sürekli borca para ödemek olduğu için, asıl yapmanız gereken eğitim, Ar-Ge, yeni fikre ve insan kaynağına destek gibi yakın gelecekte sonuç elde edebileceğiniz elzem yatırımları yapamıyorsunuz. Çünkü sabahtan akşama kadar ya yangın söndürmeye ya da boğulmamaya çalışıyorsunuz. Dolayısıyla Türkiye’de kurulu iş sisteminde temelde bir hata olduğunu düşünüyorum.

- Hata dediğiniz noktalarda çözüm önerileriniz ne olur?

Örneğin çek sisteminin kalkması lazım. 8-12 aylık çeklerle hangi işi sürdürebilirsiniz. Sermayesiz iş yapmaya da mutlaka dur denilmesi gerekiyor. Risk yatırımcılığına devlet tarafından teşvikler getirilmesi lazım. Altyapı dediğimiz uygun zemin olduktan sonra Türkiye’deki insan gücüne çok inananlardanım. Özellikle gençler azimliler ve de başarıyı açlar. Bütün bunları bir araya getirdiğiniz zaman bilgiyi elde etmenizde bir problem yok. Bilgi en değerli hazine diyorlar ama kimse kusura bakmasın artık Google’da bedava. Önemli olan o bilgiyle ne yapacağınız.

EŞİTLİK İLE ADALET KARIŞTIRILIYOR

- Şirketlerde karşılaştığınız ana problemler nelerdir?

Yönetimle ilgili ortak sorunlardan biri; çalışanların otonomisi yok ve kendilerini robot gibi hissediyorlar. Kaçınılmaz son ise kendinizi şirkete bağlı hissetmemeniz oluyor. Daha iyi bir teklif geldiğinde gidiyorsunuz. Şirket tarafından zararlı tarafı ise, sizin bilginizden, fikrinizden faydalanamıyor. İkinci problem ise netliktir. Özellikle yöneticiler işi anlatıp çalışanın hemen işe girmesini bekliyor. Hâlbuki çalışanlardan beklentileri ne kadar netlikte belirlenmiş bu önemli bir konudur. Bir tarafta çalışan anladığını yapar bir sonuç çıkar, öte tarafta yöneticinizin bir sonucu vardır. Aradaki fark, dağ kadarsa dağdan düşersiniz. Üçüncü problem ise Türkiye’de ciddi bir geri bildirim verme sıkıntısı var. Almayı da vermeyi de sevmiyoruz. Dördüncüsü de eşitlik kavramı ile adalet kavramını karıştırıyoruz. Aradaki farkı iyi bilmemiz gerekiyor. Bu problemler çözülmeyince tabii çalışanlar da psikolojik olarak kendilerini güvende hissetmiyor, inovasyon da, performans da olmuyor zaten. Hepsi birbiriyle bağlantılı şeyler.

İnovasyonun ‘çarıklı’ hali‘GİRİŞİMCİLİK MÜPTELASIYIM’

- Kendinizi ‘girişimcilik müptelası’ olarak tanıtıyorsunuz?

Evet, genelde bu itirafla başlıyorum. İlk girişimimi 1999 yılında üniversiteden mezun olmadan önce yapmıştım. Kapıda ödeme ile Türkiye’nin ilk online DVD satışı yapan bir alışveriş sitesiydi. O zaman için iyi bir girişimdi ama sonra devrettik. Tabii genç bir girişimci olarak bir sürü ders aldım. Kariyerime profesyonel çalışan olarak Doğuş Grubu’nda devam ettim, bir sürü başarılı işin ardından yine bir itiraf, kovuldum! Ben profesyonel işi çok beceremedim. Girişimci olmak için doğmuşum, öğrenmem biraz zaman aldı. Sonra eğitim, danışmanlık alanında çalışmaya başladım. 10 yıldan beri edindiğim farklı tecrübeleri hikâyeleştirerek aktarıyorum.

- Nedir şu meşhur ‘çarıklı inovasyon’ hikâyesi?

Başımdan geçen bir girişimcilik hikâyesi ve şu anda kitabını da yazıyorum. Umarım bu yıl çıkacak. Benim hikâyemde inovasyon hiç beklenmedik bir yerden geldi. İki şey söylüyorum esasında; birincisi büyük beklentilerle inovasyon yapmaya çalışmayın; çünkü çarıktan bile inovasyon olur. İkincisi Türkiye’de inovasyon da biraz çarıklı olur! Dolayısıyla kendi başıma gelen olayı, çıkardığım derslerle, literatürdeki metodolojiler ile harmanlayıp insanlara biraz daha içselleştirebilecekleri şekilde anlatıyorum.

İnovasyonun ‘çarıklı’ hali

ÇARIK AMERİKA’DA DİKKAT ÇEKTİ!

- Nasıl başladı bu çarıklı girişimcilik?

2013 yılında eşimin yakın bir arkadaşı Amerikalı biriyle tanışıyor. İş nedeniyle Türkiye’de bulunuyordu; biz de arkadaş olduk. 6-7 ay sonra Amerika’dan bir risk sermayesi firmasından teklif aldı. Bir veda kahvesi içmek için buluştuğumuzda ortak bir arkadaşımız hatıra olsun diye bir hediye verdi. Bir adet kırmızı renk, burnu kalkık bir çarık! Hiç unutmuyorum ağustos ayıydı. Aradan 1 ay geçtikten sonra telefonum çaldı. Amerikalı arkadaş arıyordu. İşe giderken çarığı giydiğini ve sokakta yürürken yaklaşık 10 kişinin ayakkabıyı nereden aldığını sormak için durduğunu anlatıyordu. Diğer günler de tekrarlanınca, bundan bir iş çıkar mı diye beni aramıştı. “Benim soyadım Papuççuoğlu ama ben papuçtan hiç anlamam fakat bakacağım” dedim. Hediye eden arkadaşı buldum, o da babaannesini Safranbolu’dan gönderdiğini söyledi. Dedim ya müptelayım diye bana Safranbolu yolları göründü. Sora sora yerini bulduğumda, günde bir çift diken, 60 yaşlarında bir amca ile karşılaştım. Durumu anlattığımda “Ben bir tane çırak bile bulamıyorum sen ne anlatıyorsun; ama çok istiyorsan bunun benzerlerini Güneydoğu Anadolu’da bulabilirsin” dedi. Bu sefer adım adım Anadolu tabii! En sonunda Gaziantep’te bir yer buldum.

12 ÜLKEDE SATILIYOR

- Nasıl karşıladılar hikâyenizi?

Bulduğum usta, “Yaparız tabii, zaten yurt dışına da satıyorum” dedi. Öğreniyorum ki en son 20 yıl önce, Truva filmi için dikmişler. Brad Pitt’den de imzalı fotoğrafı var. Ama günde 20 çift dikebiliyorlar çünkü yine bir tane kenar dikişçisi var. Sonunda Sabah markası verdiğimiz ayakkabıları Amerika’ya göndermeye başladık. Harika bir pazarlama metodolojisiyle ayakkabılar tanınmaya başladı. Taleplerle birlikte inovasyona çarıkları değiştirerek başladık. Elbette çok baskı oldu, “600 yıldan beri siyah ve kırmızı üretilen çarıkların renklerini değiştiremeyiz, bize işimizi öğretmeyin” dediler. Başta bu işe kimse inanmadı. Kolay olmadı ama bugün 20’nin üzerinde renk var. Kalitesini arttırdık, el işçiliğini devam ettirdik. Bugün günde bin 500 çift üretiyoruz. Pek de güzel bakmadığımız çarık bugün Amerika’da perakende satış fiyatı 195 dolardan, Almanya, İngiltere, Güney Afrika, Japonya da dahil 12 ülkede satılıyor. Türkiye’de satmıyoruz; ama seri üretim yapmak gibi bir hedefimiz de yok, el yapımı devam etmek istiyoruz.

İnovasyonun ‘çarıklı’ hali

MESLEKLERi YENiDEN YORUMLAYALIM

 - Temelinde de hep inovasyon var, diyorsunuz?

Çarıktan da inovasyon olabileceğini adım adım ilerledikçe gördüm. Bir sürü başarısızlıktan ders ala ala başarılı olduk. Müptela olmak demek esasında böyle bir şey! Biraz daha risk alayım, acaba bu da olur mu diye kendinize sorduğunuz merak soruları ile başlıyorsunuz. Şansımız da yaver gitti. Biz soruları sordukça iyi cevaplar geldi. İyi cevaplarla da mümkün olacağını gördük. Günün sonunda 600 yıldan beri hiç değişmeyen çarık da bile inovasyon yapılabiliyorsa, dünyadaki her konuda ve her ülkede inovasyon yapılır. Buna inancım sonsuz. Gaziantep’te 2013 yılında bir dikişçi varken şimdi 60 dikişçi bulunuyor. Yemenicilik denilen mesleğin yeniden canlandırmaya katkıda bulunduysak ne mutlu bize. Anadolu binlerce yıldır yeniliklere kucak açmış bir yer zaten. Geçmişimize dönmemiz bile yeterli ki biz öyle yaptık. İyi ki de yaptık! Çarık gibi tüm meslekleri yeniden yorumlayabiliriz. Yeter ki cesur davranalım, yenilikçilik yapalım.

X