Bozkırın ortasında 40 bin ağaca can verdi

Rahim Demirbaş’ın iki ideali vardı; önce çok iyi bir öğretmen olmak sonra da çöle dönmek üzere olan köyüne yeniden bir orman kazandırmak. 16 yaşında ilkokula yazılmasına rağmen öğretmenlik hayalini gerçekleştiren Demirbaş’ı, orman idealinden de ne susuzluk ne de maddi imkânsızlıklar döndürebildi. 46 yıllık öğretmenlik hayatına, 21 yılda bozkırın ortasında oluşturduğu 40 bin ağaçlık iki ormanı sığdırdı.

Haberin Devamı

Bozkırın ortasında 40 bin ağaca can verdi

TEDX Bursa konuşması sonrası bir araya geldiğimiz Rahim öğretmen, tüm mücadelesini insanlığa hizmet gayesiyle sürdürdüğünü anlattı.
- Önce Rahim Demirbaş’ı tanıyabilir miyiz, nasıl bir ailede büyüdünüz?
Konya Ereğlisi’nin Beyören Köyü’nde, 1940 yılında dünyaya gelmişim. Fakir bir ailenin 7 çocuğunun en büyüğüyüm. Köyümüzde okuma yazma bilen yoktu ama dedem askerde öğrenmiş ve babama, anneme hatta sonra köyün çocuklarını toplayarak onlara da okuma yazma öğretmiş. Ben de böyle bir aile içinde okuma yazma öğrendim. Köyümüze ilkokul 1956 yılında açıldı. Ben 16 yaşında olduğum için ilkokula yazmadılar. Okumak istiyordum ama bir ilkokul diploması olmadan mümkün değildi.

Haberin Devamı

Bozkırın ortasında 40 bin ağaca can verdi

Fotoğraf: Duygu Özbekçi MİLLİ

ZAFER OKULLARDA KAZANILIR

- Okuma sevdanızın altında yatan asıl sebep neydi?
Köy odalarında hep gazileri dinliyordum. Yaptıkları savaşları, dostu düşmanı anlatıyorlardı. Onları dinlerken çok heyecanlanıyordum. “Zafer önce cephede değil okullarda kazanılır. Mutlaka öğretmen olmam gerekiyor” diyordum. Dedem de hep gazete okurdu, ondan köylüler de faydalanırdı. Sonrasında ısrarlarım karşısında bir öğretmen dışarıdan okuyarak diploma alabilmem için beni Ereğli’ye yönlendirdi. Böylece Ereğli Sümer İlkokulu’ndan diplomamı aldım.

YAŞIM SORUN OLDU

- Dönemin koşulları düşünüldüğünde, öğretmen olmak için şartları nasıl sağladınız?
O zamanlar İvrize Öğretmen Okulu’ndan başka gidecek yerimiz yoktu. Ancak 17 yaşını dolduranları almıyorlar dediklerinden dolayı, babam yaşımı küçültmek için mahkemeye başvurdu. Ben daha kapıdan girmeden hakim ret kararını vermişti. Babam, “Ne yapalım olmadı. Kalaycıya verdiğimiz kaplarımızı alıp işimize dönelim” dedi. Kalaycı Hayrettin Usta, babamın moralini bozuk görünce, durumu öğrendi. Meğer o yıl okulun bütün kalay ihalesini, Hayrettin Usta almış. Beni motosikletinin arkasına bindirerek 13 km’lik İvrize’ye götürdü. Hiç unutmuyorum; arkamızda toz bulutları, bağlık bahçelik alanların manzarasına hayranlıkla bakıyordum. Çünkü bizim köyümüzde dibinde oturacak bir ağaç bile yoktu.
- Gerçekten film gibi… Yaşınız sorun olmadı mı sonra?
Hayrettin Usta’yı herkes tanıyormuş gerçekten. Hemen durumu anlattı; nüfus cüzdanımı aldılar ve hesaplama yaptılar. “Daha 17 yaşının dolmasına 2 günü var, kayıt edebiliriz” dediler. Hayrettin Usta’nın tanıdığı çamaşırcı Mehmet Ağa’nın evine emanet ettiler beni. 1 yıl bakması için, kırk teneke buğday, bir deri peynir ve bir deri yağa. Evinde bakacak 5 çocuğu daha vardı. Okula girebilmek için de sınıfı geçmemi şart koydular ve geçtim.

Haberin Devamı

Bozkırın ortasında 40 bin ağaca can verdi

OKUL ADABINI BİLMİYORDUM

- Okula uyum kolay oldu mu peki?
Önce okul adabını bilmiyordum tabii. Bir gün sosyal bilgiler öğretmeni sınav yaptı. Ertesi gün de gezerek ders anlatırken tam benim hizama geldiğinde, “Yazılıyı okudun mu?” diye sordum. Beni bozmadan “hayır” cevabını verdi. Ama ders bittikten sonra beni yanına çağırarak, “Öğretmenlerle öyle konuşulmaz. Önce müsaade alacaksın, sonra ‘Yazılıyı okudunuz mu?’ diye soracaksın” dedi. Daha sonra bir gün sabah kahvaltısından çıktığımda, başka bir öğretmenim kahvaltıda ne olduğunu sordu. Sana yağı ve reçel vardı. “Reçel ve Size yağı var” dedim. Bir daha faka basar mıyım hiç?

ARKADAŞLARIMI TIRAŞ ETTİM

Haberin Devamı

- Ortaokuldan üniversiteye kadar okurken aynı zamanda hep çalışmışsınız. Harçlığınızı nasıl çıkardınız?
Babam az çok tıraş etmesini biliyordu ve köylüleri de tıraş ederdi. Kırık bir valizi elime verip beni okula gönderdiklerinde, babamın tıraş makinesini de yanıma almıştım. Berber 1 liraya tıraş yaparken ben arkadaşlarımı 25 kuruşa tıraş etmeye başlayarak harçlığımı çıkardım. 1959 yılında Ankara yüksek öğretmen okulu açıldı. Hazırlama lisesinde 4. ve 5. sınıfları takdirle geçersen, öğretmenler kurulu da olur verirse, öğretmen olmak için ya dil tarih ya da fen fakültesine gidebiliyorduk. Ben de hazırlama lisesindeyken, bir arkadaşımın amcasının boyama sandığını alarak yine 25 kuruşa ayakkabı boyamaya başladım. Herkes olur mu ya diye gülerken, bir süre sonra onlara harçlık vermeye başladım. Üniversiteye geçtikten sonra da özel matematik dersleri verdim. O zamanlar gelirim bin 600 liradan aşağıya düşmüyordu. Öğretmen olunca 650 lira almaya başladım.

Haberin Devamı

ÖĞRENCİNİN NE ANLADIĞI ÖNEMLİDİR

- İdealini kurduğunuz öğretmenlik mesleğinin sizdeki anlamı neydi?
Köyden öğretmen olayım diye çıkmıştım ve başka bir şey düşünemiyordum. Güzel ders anlatan bir öğretmen görsem, hep böyle bir öğretmen olsam diyordum. Öğretmen olduktan sonra da ders anlatırken hep kendime şöyle dedim; “Rahim, bu çocukların babasından küreğini, pardösüsünü istesen belki emanet etmezler. Ama öpmeye kıyamadığı evlatları sana emanet. Senin ne anlattığın önemli değil; öğrencinin ne anladığı önemli.” Öğretmen bir derse girdiğinde öğrenci heyecanlanmıyorsa, ben bunu başarabilirim demiyorsa, bu öğretmenlik değil kâtipliktir. Anlatır sırtını dönersin, maaşını alırsın işine devam edersin. Ben 8 senesi üniversitede olmak üzere, 46 sene öğretmenlik yaptım. Bir gün bile sınıflara kravatsız, tıraşsız ve ütüsüz elbise ile girmedim.

Haberin Devamı

Bozkırın ortasında 40 bin ağaca can verdi

Sibel Bağcı Uzun - Rahim Demirbaş

SIRTINI DÖNER GİDERSEN ORMAN OLMAZ

- Gelelim orman sevdanıza. Nasıl başladı?
Dedem 12 sene muhtarlık yapmış ve bu sürede köyümüzün her tarafına ormanlık kurmuş. Muhtarlıktan ayrıldıktan sonra yerine gelen de, orman serbest deyince, herkes balta ile gider, bizim köylüler kazma ile gitmiş ve ağaçları kökünden sökmüşler. Oysa binlerce yıl öncesinde de Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferine giderken, Karapınar ile Ereğli arasında baltacı bölüğünün ormanı kesmesiyle geçebildiğini okumuştum. Demek ki muazzam bir ormana sahipmişiz. Eskiden varsa, neden şimdi de olmasın diye hayal ettim. İdealim orman yapmaktı ve bunu da kafaya koydum.
- İlk denemenizde başarılı oldunuz mu hemen?
Şimdi 8 hane kalan köyümüz, 1969 yılında Konya Gazi Lisesi’nde çalışırken 220 haneydi. Önce dört çuval meşe tohumu, palamut topladım. Köylülerle sarp yerlere ektik ancak hayvanlardan koruma imkânı olmayınca ağaçları büyütemedik. Ama Allah bana fırsat verdi, dershanem oldu. 1998 yılında 500 dekar arazi aldım. Traktörle sürülemeyen, artık ekilip biçilemeyen yerler olunca köylülerde sevinerek sattı. Bu kez etrafını 6 km hasır telle çevirdim. Çünkü ben biliyordum ki fidanı diker, sırtını döner gidersen orman olmaz. Bakacaksın, koruyacaksın, sulayacaksın! Dikmeye başladım ama en büyük problemlerden birisi de su yoktu. Çünkü bizim bölgede yağış 330 ml’de. 254 ml altındaki bölge çöl vasfına giriyor.

Bozkırın ortasında 40 bin ağaca can verdi

40 BİN AĞAÇ İÇİN 6 EVİM GİTTİ

- Türkiye’nin en zor bölgesinde orman yetiştirmeye çalışmışsınız. Destek talep etmediniz mi kimseden?
Ağaç dikmeye başlamadan önce de bütün ziraat ve orman fakültelerinin dekanlarına ve öğretim görevlilerine mail attım. Erozyona uğramış, suyu az olan, toprağı neredeyse çöle dönecek bir yerde orman kurmak istediğimi yazarak yardım istedim. Ancak bir kişi bile geri dönüş yapmadı. Maliyeti çok oldu belki ama ben hiç yılmadım. Çünkü deneme yoluyla yaptım hep. Diktik olmadı, bir daha, bir daha denedik. 10 km öteden kanallarla su getirdim. Yol gösteren olsaydı belki daha ucuza mal edebilirdim. Yaklaşık 21 sene oldu dikmeye başlayalı. 32 bin fidanı para vererek aldım. Şimdi 40 bin ağaca yakın 2 tane ormanım var. Birisine lise son sınıfta vefat eden oğlum Yahya’mın adını verdim.
- Gelir elde ettiniz mi hiç?
Fedakârlık yapmadan netice alınmaz. Bu hayvancılık gibi hemen ürün ve gelir elde edeceğin bir iş değil. Bu zamana kadar henüz ormandan bir gelirim olmadı. Ben aynı zamanda çok iktisatlı bir insanım. Çalıştığım sürece toplamda 6 evim oldu ama hepsi orman uğrunda gitti. Ama feda olsun, 6 ev daha olsa yine satardım. 8 tane çocuğum oldu, 6’sı yaşıyor. Hepsi üniversiteyi okudu. Eşim vefat edeli de 6 sene oldu. Dershanem bir süre sonra sıkıntıya girdi, destek alamaz duruma da geldim. Ama bir şekilde ayakta durmak zorundayız.

SEVMEK FEDAKÂRLIK İSTER

- Sizin bu azminiz karşısında ailenizin, çevrenizin tepkisi ne oldu?
Çevrem meyve ağacı gibi gelir getiren ağaçlar dikmediğim için hem kızdı hem şaşırdı. Laf söyleyen de çok oldu. Ailem de başta itiraz etti ama baktılar ki benim vazgeçeceğim yok. Kızım benim için, “Bozkırın ortasında bir deli” diyor. Her şeyden önemlisi ben ülkemi seviyorum. Sevmek lafla olmaz, fedakârlık ister. Soruyorum size, seven adam fedakârlık yapmaz mı? Sadece ülkemizin değil dünyanın da ormana ihtiyacı var. Mademki bizim de aklımız eriyor, bir şeyler yapmamız gerekiyor. Benim orman mücadelem, kesilen, yağmalanan ormanlara isyanımdır. Yoksa ben de sadece iki laf eder, geçerdim. Ama öyle demedim, ortaya bir şey koydum. Ormana sadece çam dikmedim, 80 çeşit ağaç diktim. Günün birinde örnek alanlar, demek ki yapılabiliyormuş diyenler olsun isterim.

 

İNSANLIĞA HİZMET OLSUN

- Zorluklar karşısında bile ideallerinizden hiç vazgeçmemişsiniz. Sizden nasıl ilham alınsın istersiniz?
İnsanoğlu isterse çok şey yapabilir, bir şeyler yapmak için illa mevki sahibi olmak şart değil. Fakiriyle zenginiyle elimizi taşın altına koymamız gerekiyor. Devlet beni okuttu bana bir mevki verdi, emekli olup da kahve köşelerinde oturamam. Herkesin mutlaka bir gayesi olmalı, bu gaye de insanlığa hizmet olmalıdır. Ben bir çeşme yaptırıp sadece çevresindeki insanlardan dua alabilirdim. Ama şimdi ormanlarımın oksijeninden herkes faydalanıyor. Ben ömrüm yettikçe bu gayem için çalışmaya devam edeceğim.

Yazarın Tüm Yazıları