"Sibel Bağcı Uzun" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sibel Bağcı Uzun" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sibel Bağcı Uzun

Akıl bir yazılımdır herkeste yoktur

Bilim Felsefecisi Dr. Anooshirvan Miandji (Anuşirvan Miyancı), “Beyin donanımdır herkeste vardır. Akıl bir yazılımdır herkeste yoktur” sözüyle herkesi bir akıl yürütme sürecine ve doğru düşünmeye davet ediyor.

 Düşünme dilinde yaşanan problemlerin büyük sorunlar doğurduğunu anlatan Miandji ile TEDx Bursa konuşması sonrası bir araya geldik. Ahlaklı bir birey olma yolunda, doğru düşünmenin sınırlarından akıl yürütmeye, en sık yapılan hatalardan bilgiye erişme yollarına uzanan bir söyleşi gerçekleştirdik. Bilim ve felsefe üzerine 20’ye yakın kitabı bulunan Dr. Miandji ile çocuklar için yazdığı kitapları da konuşmayı unutmadık.

- Kafadaki her ses düşünce midir?
Felsefede doktora yaptığımda sordular; “Kaç sene okudunuz? Bir cümle ile özetleyebilir misiniz?” Şöyle özetledim; “Felsefenin bana öğrettiği şey şu; kafadaki her gürültü düşünce değildir.” Diyalektik çok önemlidir. Ne tartışacağınızdan önce nasıl tartışacağınızı bilmeniz gerekir. Çünkü tartışmanın, akıl yürütmenin sınırları vardır. Saçmalık ise sınırsız...

AYDIN BİR TOPLUM NASIL OLUŞUR?

- Akıl yürütme konusunda nasıl bir yol gösterirsiniz?
“Beyin bir donanımdır herkeste vardır, akıl bir yazılımdır herkeste yoktur” sözümü hatırlatarak, bu konuda uyarıda bulunmak istiyorum. Öncelikle bir kişinin akıl yürütmesini örnek almak doğru yöntem değildir. İnsan kendi aklını kullanarak aklı yürütürse ancak bağımsız düşünebilir ve hür iradesini kullanabilir. Aydın bir toplum da böyle bireylerden oluşur. Sürü psikolojisi de çok önemli bir sorundur. Gelişmemiş ülkelerde, sosyolojideki cemaat ve cemiyet, toplum ve topluluk kavramlarının farkını bilmemek, hep bu körü körüne bir kişinin peşinden gitmenin sonucudur. İşte, yazılım mı insana bağlı, yoksa insan mı yazılıma bağlıdır, bu da size bağlıdır.

- Doğru düşünüp düşünmediğimizi nasıl anlarız?
Öncelikle düşünceyi test etmemiz ve deneye tabi tutmamız gerekiyor. Bir edebiyatçı düşüncesini roman olarak yazar ve okuyucuların geri dönüşü o düşüncenin test edilmiş halidir. Ya da bir makine mühendisi düşündüğü makineyi yapar ve çalışıp çalışmadığını test eder. Dolayısıyla düşünceler test edilmediğinde doğru olup olmadığını ayırt edemeyiz.

‘TOPLULUĞUN İKİ TÜRÜ VARDIR’

- Düşüncenin sınırları var mıdır?

Bir düşüncenin sınırları evrendir. Çünkü biz evrenin bir sonucuyuz. Sanat, evrenden ilham alır. Ya olduğu gibi ya da sürrealizm dediğimiz gerçeküstücülükle yansıtır. İkinci gözlem yöntemi de bilimdir. Bilim ahlaklı bir etkinliktir. Çünkü bir bilim insanı evreni olduğu gibi görürse ancak ölçebilir. Ölçebilirsek ancak fethedebiliriz veya yönetebiliriz. Evreni olduğu gibi görmez, hakikati kendinize uydurmak isterseniz bağlantınız kesilir. Hakikat ile bağlantınız kesildiğinde ise bilim yapamazsınız. İki çeşit topluluk var. Hakikati olduğu gibi kabul eden, hakikati kendisine uydurmak isteyenler. Gelişmiş toplumlar ahlaklı toplumlardır. Bizim birinci grupta olmamız gerekir.

Akıl bir yazılımdır herkeste yokturFotoğraf: Duygu Özbekçi MİLLİ 

DİLLE BERABER DÜŞÜNCE DE DÜZELİR

Akıl bir yazılımdır herkeste yoktur

- Düşüncelerle dil arasında nasıl bir ilişki var?

George Orwell diyor ki; “Eğer düşünceler dili bozarsa dil de döner düşünceleri bozar.” Bunun tersini de ben söylüyorum; dili düzeltirsek düşüncelerimizi de düzeltiriz. Düşüncelerle dilin arasında yoğun bir ilişki vardır. Saldırgan ya da sürekli kendini haklı çıkaran bir dil kullanıyorsanız beyniniz o şekilde evrimleşiyor. Beyinde milyarlarca sinir arasında bir bağlantı var. Çok büyük bir küme oluşturuyor. O kümenin toplamı da sizin karakteriniz, kişiliğiniz ve dünya görüşünüzü oluşturur. Neye odaklandığımız, nasıl odaklandığımız ve ne için odaklandığımız çok önemlidir. 

- Ya kullandığımız kelimeler, düşünceyle mi bağlantılı?
Bir kavram sizin zihninizde yoksa ya size çarpar geri döner ya da teğet geçer. Çünkü o kavramı tanımlamanız için sonuçta dili kullanmanız gerekir. Günlük olarak ortalama 60 bin ile 80 bin düşünce kafamızdan geçiyor. Ancak bunların yüzde beşini söylüyoruz. Yüzde 95’i içeride kalıyor. Hatta günler arasında yüzde 95 benzerlik var, aynı düşünceler tekrar ediyor. Bu şunu gösteriyor; dil büyük oranda düşünmek içindir, sadece konuşmak için değildir. Düşünmekle ilgili bir dil problemi yaşıyorsanız, bu sizi korkunç sonuçlara götürür. Biz prensipte göz ile bakıyoruz, dil ile görüyoruz.

- Anlaşamamanın temelinde aslında düşünce dili mi yatıyor?
Bir insan hiçbir zaman bilinciyle bakmaz her zaman bilinçaltıyla bakar. Onun için sizin bilinçaltınızda ön yargılar veya psikolojik eğilimler varsa tamamen aldığınız veriyi saptırırsınız. Çok kritik bir eşiktir. Sözcükler işaretler simgeler bunların hepsine anlamı bizim zihnimiz yüklüyor. Tüm felsefe buradan çıkıyor. Benim bir sözcüğe yüklediğim anlam dinleyicinin yüklediği anlamla eşit değilse o iletişim kopuyor. Karşılıklı niye anlaşamıyoruz? Çünkü kelimeleri ve sözcükleri çok farklı anlamlarda kullanabiliyoruz. Kafa farklı bir şey düşünüp, farklı bir şey konuşuyorsa karşıdaki kişi ciddi bir belirsizlikle karşı karşıya gelir ve ne demek istediğinizi anlayamaz. Bu ikilem çok yorucudur.

‘ÖNYARGI, BİR TOPLUMU İMHA EDER’

Akıl bir yazılımdır herkeste yoktur-Yapılan hatalar nelerdir?
En büyük hatalardan biri sürekli genelleme yapıyoruz, bundan kurtulmamız gerekiyor. İkinci en büyük hatamız “ya hep ya hiç” diyoruz. Bir diğeri ise abartıyoruz. Beğendiğimiz şeyi çok büyütüyor, beğenmediğimizi küçültüyoruz. Oysa hem bilim felsefesinde hem eğitim felsefesinde olduğu gibi görmek gerekiyor. Önyargılıyız. Özellikle bizim toplumumuzda çok fazla var. Einstein, “Önyargıları kırmak atomu kırmaktan daha zordur” diyor. Ben de ‘Süzme Felsefe’ kitabımda, “Önyargıların topluma verdiği zarar, yüz atom bombasından daha fazladır” diyorum. Bir toplumu önyargı imha eder. Önyargılar bizi doğruyu bulmamızdan, birbirimizin gönlünü kazanmaktan, paylaşmaktan alıkoyar. Herkeste önyargı vardır. Çünkü insan beyni az enerji ile karar vermek için önyargıları kullanıyor.

YANILABİLECEĞİNİZİ KABUL EDİN!

- Ne çok hata yapıyormuşuz, dahası var mı? Ve önereceğiniz bir reçeteniz?
Evet, hatalardan biri de yargılamaktır. Aynı hatayı biz bile yapmış olsak, karşı tarafı suçluyoruz. Diğer hatalarımızı da hızlıca sıralarsak, pozitifliği görmezden gelmek, aşırı duygusallık ki felakete götürür ve de ‘-meli, -malı’ konuşmak. Görmeliydi, olmalıydı gibi cümleler çok kurarız. Bizim toplum için en büyük tedavi reçetesi, herkesin her konuda kuracağı, “Ben böyle düşünüyorum, ancak yanılabilirim” cümlesidir. “Yanılabilirim” kelimesi müthiş bir iksirdir. Eğer siz bunu kabul ederseniz düşünceleriniz değişime açık olur. Aksi takdirde dogmatik düşünürsünüz. Bir de her zaman karşı tarafın yerine geçmek, mutlaka empati kurmak gerekiyor.

‘İYİ OLMAK ZORDUR’

- Günümüzde değerlerin anlamı değişti mi?
Değerlerin arkasında bir bilgi var. Neler yapacağımızı söyleyen bilginin adı mantık, neler yapmamamız gerektiğini söyleyen bilginin adı ise ahlaktır. Neler yapmamamız gerektiği, neler yapmamız gerektiğinden önce gelir. Çünkü zarar vermek daha kolaydır, iyi olmak zordur. Enerji gerektirir. Eğer biz çocuklara önce zarar vermemeyi öğretirsek, ondan sonra yararlı olmayla daha çok ilgilenir. Ama maalesef bir fayda üzerine her şeyi tanımlıyoruz. Herkesin faydasını gözetmezsek, empatiden, grup çalışmasından ya da sosyal bir etkiden bahsetmek mümkün olmaz. Bilgiyi doğru şekilde kullanmayı ortaya çıkaran ahlaki sınırlardır.

ANOOSHİRVAN MİANDJİ KİMDİR?

Akıl bir yazılımdır herkeste yoktur-Anooshirvan Miandji kimdir?
Aslen İran Azerisi ve Türk vatandaşı olan Dr. Anooshirvan Miandji, 1995 yılından beri Ankara’da yaşamaktadır. New York, Ankara, Tebriz ve Tahran’da felsefe, filoloji ve eczacılık üzerine basılmış kitapları bulunan uzman eczacı, düşünür ve dilbilimcidir. 2004-2018 arası Bilkent Üniversitesi’nde farsça dilbilim dersler vermiştir. Gazi Üniversitesi Eczacılık mezunudur. Farmasötik kimya uzmanlığı birincilikle, bilim tarihi ve felsefesinde doktora derecesini yüksek onur ile bitirmiştir. 2016-2018 arası Oxford Üniversitesi’nden bilim felsefesi, eleştirel düşünme ve bilgi teorisi üzerine eğitimler almıştır. Halen Bilişim Garajı’nda ‘Bilim Felsefesi Mimarı’ olarak çalışmaktadır.

SOSYAL BİLİMLERLE POZİTİF BİLİMLER KAYNAŞMALI

-Sizin hikâyenize baktığımızda hemen hemen tüm bilimlerle ilgilendiğiniz görünüyor?
Üniversite giren ilk bindeki zeki dediğimiz çocuklara baktığımızda mühendislik, yazılım gibi pozitif bilimler okuduklarını görüyoruz. Aslında sosyoloji, psikoloji, antropoloji, arkeoloji, felsefe bölümlerini de okuması gerekiyor. İnsanın evreni algılaması, özne nesne ilişkisi pozitif bilimdir, evet, ama asıl özne-özne ilişkisi de sosyal bilimdir. Sosyal bilimlerle pozitif bilimlerin kaynaşması gerekiyor. Ben doktora çalışmamda buna ‘Sosyo-Pozitif Kaynaşma’ diyorum. Yani bir matematikçinin bir miktar Mevlana bilmesi, bir edebiyatçının da bir miktar cebir bilmesi gerekiyor. Âlim dediğimiz, Hayyam’a bakıyoruz, astronomi de biliyor, edebiyat, felsefe de. 360 derece bakış açısı oluşturmadan, ikna edici, hakikate uygun şekilde bir akıl yürütmek mümkün değil.

 

ÇOCUKLARIN MUHTEŞEM BİR DÜNYASI VAR

Akıl bir yazılımdır herkeste yoktur-Çocuklar için de hikâyeler yazıyorsunuz. Nasıl başladınız?
Aslında önce  Samed Behrengi’nin kitaplarını çevirdim, örneğin Küçük Kara Balık (2014). Sonrasında yayınevine kendi yazdığım hikayemden bahsettim. Samanadam’ı çok beğendiler ve çocuklar da ilgi gösterdi. Açıkcası bunu beklemiyordum. Çocukların nasıl muhteşem bir dünyası olduğunu teorik olarak, varsayım olarak biliyordum fakat uygulamada görmemiştim. Böyle bir kariyer planlamam yoktu ancak çok büyük bir enerji oluştu ve aşırı çekim gücü beni yeni kitaplar yazmaya teşvik etti.

- ‘Samanadam’, ‘Filozof Meşe’ ve ‘Muz cenneti’ kitaplarınızın konuları hakkında bilgi alabilir miyiz?

Samanadam duygusal zekâ üzerine, gündelik dilde sorgulamayı aşılayan ve bir yerde de farkındalıkların zenginlik olduğunu hatırlatan bir kitap. Samanadam, Elmas’ı seviyor. Ama kız onu reddettiğinde de sevmekten vazgeçmiyor. Hikâye paradoksal bir şekilde devam ediyor. Filozof Meşe’de analitik düşünmek var. Toplumsal ataletin yol açacağı sorunları ve bireylerin sorumluluk alma bilincini bir kız çocuğu üzerinden sorgulamak istedim. Çünkü medeniyeti inşa eden kadınlardır. Muz Cenneti ise tam bir distopya örneği. Bir muz için aya kadar giden bir maymun, gitmeden önce, giderken ve dönerken neler yaşıyor, ne dersler çıkartıyor, bunu bir bilimkurgu hikâyesi şeklinde aktardım. Yeni eserler yazmaya devam ediyorum.

 

X