"Serhat Tezcan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Serhat Tezcan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Serhat Tezcan

HAYAL ETTİ BİN KİŞİ ÇALIŞTIRIYOR

Otomotiv üzerine okudu ancak akademik olarak da kendisini yetiştirdi. Tofaş’ta çalışma hayatı şekillendi. Fabrikanın ihtiyacı olan malzemelerin temininde dışarıdaki firmaya destek olurken, kendi işini kurdu. İş işi doğurdu. Bugün 3 ayrı fabrikada 52 bin metrekare alanda, bin kişiye istihdam sağlıyor. A Plas Genel Otomotiv Mamülleri Genel Müdürü Arif Ağaoğlu, “Teşebbüs et de hayal olsun güneşe varmak” diyor.

HAYAL ETTİ BİN KİŞİ ÇALIŞTIRIYOR
Girişimcilik kabiliyetini küçük yaşlarda keşfetti. İlkokulu bitirdiğinde babası 10 lira vermişti. Aldığı bu parayı ‘Ne yapayım?’ diye düşünmeye başladı. Ulukışla dağlık bir bölgeydi ancak tren geçiş güzergahındaydı. Kayseri, Ankara, Adana’ya gidecek trenler burada beklerdi. Gelen yolcuların aç olduklarını gözlemledi. Büfenin önünde uzun kuyruklar oluşuyordu. Konserve tarzı yiyecek alıyorlardı. Ucuz ancak doyurucu bir malzeme satışının para getirebileceğini düşündü. Yumurtanın tanesi 3 kuruştu. Gitti yumurta aldı. Haşladı. Soğan ve ekmek de aldı. İstasyonda yumurta, yarım ekmek ve 2 soğan satmaya başladı. İşleri büyüttü. İki yumurta, yarım ekmek ve 3’er soğan satmaya başladı. 13 kuruşa mal edip, 25 kuruşa satıyordu. Yaz ayı boyunca yüzde 100 kazançla iş yaptı.

İLK İŞE BİNLERCE BAŞVURU

Ortaokulu da Ulukışla’da okudu. Ancak lise olmadığından 40 kilometre ötedeki Konya Ereğli’ye gitmek zorunda kaldı. Lise 2’nci sınıfa geçtiğinde ABD’liler 5 yıllık bir otomotiv okulu kurmuştu. Çok moderndi. Sınıflar, 18 kişilikti. Laboratuvarlar vardı. Otomotiv iş mühendisi yetiştirecekleri söyleniyordu. Meslek derslerinden 85, diğerlerinden 75 almak mecburiydi. Altında aldığınızda sınıfta kalıyordunuz ve sınıf tekrarı bu okulda yoktu. Burada eğitim almaya başladı ancak o dönemlerde bazı nedenlerden dolayı okul kapandı. Yapılan bir düzenleme ile Ankara’da bir yıl eğitim alarak mezun oldu. Akademik eğitimini ise Bursa’da sürdürdü. İşletme okuyor aynı zamanda çalışıyordu. Askerlikten sonra Seydişehir Alüminyum Tesisleri’nin ilanını gördü. Tesislerde kontrol mühendisliği yaptı. 4 bin nüfuslu yere 10 bin işçi gelmişti. Yeni evlenmişti. Sosyal yapı çok iyi değildi. Eşi ‘Bursa’ya gidelim, Oyak Renault ve Tofaş’ta çalışma imkanı olabilir’ dedi.

TOFAŞ’TA ÇALIŞMAYA BAŞLADI

Arif’in o zaman Bursa’da bir arkadaşı vardı. Onu aradı. Arkadaşına durumu anlattı. ‘Hemen gel. Tanıdığım biri var. Adam alacaklar ve senin gibi birini arıyorlar’ dedi. Dediği yer Tofaş’tı. Mülakata girdi ardından ‘Hemen işe başla’ dediler. Bir aylık sürecin ardından 15 Şubat 1973’te Tofaş’ta çalışmaya başladı.
İlk gün ‘Teknik mi, ticari bir alanda mı çalışmak istersin?’ diye sordular. Teknik bir alanda çalışmak istediğini dile getirdi. Teknik satın almaya yönlendirdiler. Meraklıydı. Zevkli de bir işti. Bursa’da o dönem birkaç yan sanayi firması dışında pek yan sanayi gelişmemişti. Haftanın 3 gününü İstanbul’da geçiriyordu. Yeni yeni firmalar vardı. Bu firmaların sahipleri ya Rum, ya Ermeni, ya Yahudiler’in elindeydi, yerli yoktu.

NUMUNELERİ ALDI

İstanbul’a gidip geldikçe ‘Ben neden yapmayayım’ diye düşünüyordu. Teknoloji basitti. Bir iş yapması gerektiğine de inanıyordu. İş fikrini burada oluşturdu. Anadolu’da da o zamanlar Alman işçi ortaklığı adı altında fabrikalar vardı. Çalışanların birikimleri ile fabrika kuruyorlardı. Otomobillerde kullanılan rot, rotil yapanlar vardı. Tofaş’ın ihtiyacı olan rot, rotil için Niğde’de büyük bir fabrika ile görüşüp, sipariş verilmişti. Lisansları da vardı. 1 sene geçmesine rağmen henüz bir dönüş alamamışlardı. Arif yaz tatili için Ulukışla’ya gidiyordu. Fabrikadaki müdürü, ‘Niğde’ye de uğra adamlar ne yapıyor?’ dedi. Fabrikaya uğradı. İçi bomboştu. Birkaç Alman içerde dolaşıyordu. Arif, durumu anlattıktan sonra ‘Sipariş verdik nerede?’ diye sordu. ‘Döviz yok. Malzeme ithal edemiyoruz. Bu nedenle ürün gönderemiyoruz’ dediler. İthal edemedikleri malzemeyi sordu. ‘Her şey tamam ama plastik yatak var. O bizde yok’ dediler. Nasıl bir malzeme olduğuna baktı, inceledi. Arif, ‘Ben bunu yaparım’ dedi. Malzemesini biliyordu. Analizlerini sıraladı. Alman şaşırdı. Ne atölyesi, ne de üretim yapabileceği alan vardı. Numuneleri aldı. Bursa’da bir arkadaşının atölyesine geçti ve burada prototip bir kalıp yaptı. Proses kalıp ile numune bastı. Posta ile yolladı. Adamlar, ‘Atla gel, çok küçük bir hata var. Onun dışında her şey mükemmel. Biz, bu işe başlayacağız’ dediler. Cumartesi akşamı gitti. Kürede denedi ve imal etti.

SERİ ANLAŞMASI

Bu gelişmeler üzerine Niğde’deki firma yetkilileri, ‘Sana sipariş vereceğiz’ demeye başladı. Endişelendi. El presi aldı. Akşamları kardeşiyle birlikte parça basmaya başladı. Ön seriyi aldı. Bu seferde ‘Hukuk müşavirini al, gel. Seninle sipariş anlaşması yapacağız’ dediler.

20 METREKARE YER TUTTU

Görüşmeye gitti. Karşı tarafta iki avukat ve çok kalın bir sözleşme vardı. ‘Ben endişe etmiyorum, imzalıyorum’ dedi. İlk bin adetlik siparişi aldı. İstedikleri süreden önce siparişleri gönderdi.
İşler büyüyünce kendisine bir yer tuttu. Kardeşi ile Uluyol’da yaklaşık 20 metrekare bir yerde seri üretime başladı.

GENEL MÜDÜRÜ ARKADAŞININ FABRİKASINA GÖTÜRDÜ

HAYAL ETTİ BİN KİŞİ ÇALIŞTIRIYOR
Her şey yolunda gidiyordu. Ancak Niğde’deki fabrikanın müdürü değişmişti. İstanbul’da bir dövme fabrikasının müdürünü transfer etmişlerdi. Habersiz ziyaretler yapıyordu. Arif’i de ziyaret etti. İş adresi olarak evi görünüyordu. Evin ziline bastı. ‘A Plas burası mı?’ diye sordu. Kapıya bakan eşi, telaşla durumu Arif’e anlattı. ‘Fabrikayı görmek istiyormuş’ dedi. Arif’in Zihni Ağabeyi vardı. Onun kauçuk fabrikası vardı. ‘Zihni ağabey birisi geliyor, geldiği zaman burası benim diyeceğim. Sende tamam diyeceksin’ dedi. ‘Tamam, misafirimiz gelsin’ dedi. Arif eve giderek genel müdürü aldı, fabrikaya getirdi. Genel müdür, ‘Fabrikan burası mı?’ diye sordu. ‘Evet’ yanıtını verdi. Arif’in bulunduğu yerden çok daha büyük bir yerdi. Neler yaptığını anlattı. Arif, masaya oturdu. Bir süre sonra Zihni ağabeyi geldi ve ‘Bir şey içer misiniz?’ diye sordu. Çay, kahve içtikten sonra genel müdür ayrıldı. Bu onlarda unutulmaz bir hatıra olarak kaldı. İlerleyen yıllarda Arif, durumu genel müdüre de anlattı.

TOFAŞ’TAN AYRILDI

Satın alma şefi pozisyonundaydı Tofaş’ta çalışıyordu ancak ayrılmak istiyordu. İtalyan müdürü vardı. Durumu anlattı. Çok çalışkandı. Dışarıda iş yaptığını ve bunun etik olmadığını dile getirdi. ‘Olsun. Sen dışarda da işine devam et’ dediler. Bir süre sonra müdürünü ikna ederek ayrıldı.

TAMPON ÜRETİMİ BAŞLADI

İşleri büyüdü ve Beşyol’da 6 dükkana ulaştı. Mako ile iş yapmaya başladı. Tofaş’taki müdürü çağırdı ve ‘Bir iş var, sana vereceğiz’ dedi. Kartal’ın parçası ile başladı. İş işi doğurdu. Çalıştıkları yere sığmaz oldu. DOSAB kuruluyordu. 10 dönüm bir yer satın aldı. 2 bin metrekare fabrika kurdu. Tofaş’ta işler büyüdü. Ford ile anlaştı. 90’larda otomobil dünyasında sistem kurma başlamıştı. Kalite ön plana çıkıyordu. ‘Uluslararası standartlarda iş yapacaksın’ dediler. Gerekli sistemleri kurdu. Üretim alanını 12 bin metrekareye çıkardı. Orası yetmedi. İdealinde otomobil tamponu yapmak vardı. Makine siparişlerini verdi. Çalı’ya 10 bin metrekarelik fabrika kurdu. Burada boyahane kurarak, sadece tampon üretimi gerçekleştirdi. Ford Connect’in tamponu, ardından Tofaş Linea’nın şu anda da Egea tamponlarını yapıyor.

BİR FABRİKA DAHA KURDU

Kapasitesi doldu. Yeni bir fabrika daha yaptı. DOSAB’a 30 bin metrekarelik bir fabrika daha açtı. Orada da tampon üretimi gerçekleştiriyordu. Türkiye’nin tampon üreticisi olarak büyük bir firmaya erişti. Hacmini arttıran firmada ISO tarafından yapılan büyük sanayi kuruluşları araştırmalarından ciro anlamında ikinci 500 içerisinde yer alıyor.

240 MİLYON TL CİRO

Bugün 3 ayrı fabrikada 52 bin metrekare alanda bin kişi çalıştırıyor. Ford ve Tofaş’ın tamponlarını yapan firma, otomotivde kullanılan 850 ayrı parça üretiyor. ABD, İngiltere, Almanya, İspanya’ya ihracat gerçekleştiriyor. Grup bünyesinde da 240 milyon TL ciroya ulaştı.

HAYALLERİMİ GERÇEKLEŞTİRDİM

HAYAL ETTİ BİN KİŞİ ÇALIŞTIRIYOR
Yeni yatırım yapmayı istediklerini söyleyen Arif Ağaoğlu, kurulması planlanan TEKNOSAB’da 15 bin dönüm fabrika yatırımına hazırlandıklarını açıkladı. Bugüne kadar hayallerini gerçekleştirdiğini ifade eden Ağaoğlu, “Tofaş’a gidip gelirken, Özdilek AVM’nin orada torna işi yapan bir işyeri vardı. ‘Böyle 4 akslı bir işyerim olur mu?’ diye düşünüyordum. Şimdi bin 600 akslı fabrikam oldu” dedi.

ÇOCUK YOKLUĞU HİSSETMEDİĞİ SÜRECE BAŞARILI OLAMIYOR
Kendisini sürekli yetiştirdiğini ifade eden Ağaoğlu, işletme, muhasebe, iş sağlığı ve güvenliği konularından da eğitim aldığını hatırlatarak, çalışanların kendine vakit ayırabileceğini kaydetti. Çalışan konusunda sıkıntı yaşadıklarını belirten Ağaoğlu, “Bazıları bilinçli ama çalışmak istemiyor. Daha çok hizmet sektöründe çalışmak istiyorlar. Gençleri zaman zaman yanıma çağırıyorum ve ‘Seni tatmin etmek için ne lazım?’ diye soruyorum. ‘Bu işler beni sıkıyor’ diyor. Bu yetişme tarzı ve eğitimden kaynaklanıyor. Japonya’da kadın, harıl harıl çalışıyor. Çin’e gidiyorum bütün tezgahlarda kadınlar çalışıyor. Burada tornada çalışan kadın göremezsin. Bu olayın sosyolojik tarafını incelemek lazım. Ailelerin çocuklara meşakkati öğretmesi gerekiyor. Çocuk, yokluğu hissetmediği sürece başarılı olamıyor” diye konuştu.

 İŞİNE ODAKLAN

Genç girişimcilere nasihatlerde de bulunan Ağaoğlu, “İşe odaklanacaksın. Fokuslanamazsınız, o işi yapamazsınız. O işe girdiğin zaman fiziki, sosyal, maddi engeller çıkacaktır. Çözebildiğin kadarıyla hedefine ulaşacaksın” dedi.

YERLİ OTO İÇİN İYİ EKİP OLUŞTURULMALI

Otomotiv sektörünün geleceğinin çok parlak olduğunu söyleyen Ağaoğlu, “Avrupa’dan kaliteli üretim oluyor. O yüzden model üretimleri de burada oluyor. Ancak yeni ilave yatırım yapmıyorlar. Onun açığını kapatmak için yerli otoyu yapacağız. Yerli otomobil için de çalışmalar devam ediyor. İyi bir ekip oluşturulursa bu süreç başarılı ilerleyebilir” şeklinde konuştu.

 

X