Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bana hangi beynini kullandığını söyle...

Liderlik kavramı yıllardır çok popüler.
Lakin popülerlik genellikle ‘kalite teminatı’ değildir.
Aksine, popüler olmak demek, ayağa düşmek demektir.
Liderlik kavramı da popüler olunca, başına aynı felaket geldi, içi boşaldı, olur olmaz, yalan yanlış kullanılır oldu.
Bana şimdi siyasetten müziğe, tıptan edebiyata, gazetecilikten bilime, ‘popüler Türk’ örnekleri verdirip başımı derde sokmayın...
*
Son yıllarda, özellikle de iş idaresinde çok moda ve çok da olumlu anlamlar yükleniyor amma, ‘lider’ dediğiniz aslında ‘kendi doğruları yönünde, kendi koyduğu hedeflere ulaşmak için insanları manipüle eden yönetici’ demektir. (İstisnalar vardır ama adı üstünde, istisnaîdir.)
İnsanları peşinden sürükleyebiliyor olması, dediğim gibi, liderin doğrularının ve bu doğrulara erişmek için seçtiği yolun ve yöntemin doğru ve kaliteli olduğu anlamına gelmez. Hatta tam tersi. Kişinin, yolun ve yordamın yanlış ve kalitesiz olması ekseriyetle ‘tercih sebebi’dir.
(Biliyorum biliyorum, liderin daha ‘asil’ tanımları var. Ama bunlar ne yazık ki gerçekleri değil idealleri ifade ediyor. Yüzlerce kitap, makale bulabilirsiniz. Biz gene doğru bildiğimizden ya da herkesin bildiği ama nedense yüksek sesle söylemediği gerçeklerden şaşmayalım.)
Eğer liderin doğruları ve hedefleri, yönettiği kitlenin / grubun / kurumun (gerçek) çıkarlarıyla bağdaşıyorsa; ülke için, şirket için, artık kimin / neyin yöneticisiyse, gerçek bir şanstır.
Aksi, talihsizlikten öte, bir felakettir.
*
Yukarıda bana göre gerçek tarifini verdiğim lider, manipüle etmek istediği insanların hem aklına ve çıkarlarına, hem de duygularına hitap eder. Ki aklın da duygunun da merkezi beyindir. Bunun için, bilinçli olarak veya insiyaklarıyla, karşısındakilerin ‘hangi beynine’ hitap edeceğini çok iyi bilir.
Daha doğrusu, insanları iyi tanıyan lider (liderliğin şartıdır) karşısındakilerin ‘hangi beynini’ kullandığını bilir.
‘Manipüle edilmeye müsait insanlar beynini kullanır mı?’ demeyin, biyolojik olarak kullanır. Ama hangi beynini?
That’s the question!
Paul MacLean’in ‘üç beyin teorisi’ni (aslında ‘üç seviyeli beyin’ teorisini) duymuşsunuzdur.
İnsan beyni muhteşem bir organdır. Ve tabii ki pat diye ortaya çıkmamıştır. Milyonlarca yıllık bir evrimin sonucudur.
MacLean der ki; insanın, iç içe (en eskisi en içte) 3 farklı beyni vardır. Her biri, insan evriminin farklı aşamalarında farklı şartlara ve farklı ihtiyaçlara cevap vermek için oluşmuştur. Özetle ve çok kabaca : (Nörologlar beni affedin!)
- Birincisi ve en eskisi, 300-400 milyon yıl önce ortaya çıkmış, kafatasının arka bölümünde bulunan, bezelye tanesi büyüklüğündeki ilkel ‘sürüngen beyni’dir. Görevi, insanın hayatta kalmasını temindir. Açlık ve karın doyurma, dışkıların vücuttan atılması, kendi bölgesini koruma, kaçıp kurtulma, rahat etme gibi temel ihtiyaçları düzenler.
- İkinci beynimiz, 50-65 milyon yıl önce ortaya çıkan ‘paleo-memeli beyni’dir. İlk memelilerin ortaya çıkışına denk gelir. İçgüdüsel davranışlarımızı, duygu ve hislerimizi yönetir. Beslenme, çoğalma, korkular, iletişim ihtiyacı, duygular buna bağlıdır.
- Nihayet, insan beyni deyince anladığımız üçünçü ve en ‘genç’ beynimiz, yani ‘neo-korteks’ beynimiz. Beyin dediğimiz organın yüzde 80’ini teşkil eder. 3-3,5 milyon yıl önce Afrika’da, iki ayak üzerinde duran (ve bunu başarmak için gelişmiş bir beyne ihtiyacı olan) Australopitekus döneminde gelişmiştir. Özellikle mantıklı düşünme, konuşma, öngörme ve planlama gibi ileri yeteneklerin merkezidir.
Tabii bu 3 beyinden hiçbiri âtıl değildir. Hepsi birlikte çalışmaktadır ve iletişim halindedir.
*
‘Akıllı liderler, karşısındakilerin hangi beyini daha çok kullandığını insiyaklarıyla anlar ve o beyne hitap ederler’ iddiamın dayanağı işte bu ‘üç beyin teorisi’.
Kimileri, insanların en ilkel beynine hitap ederek; aç kalma korkusu, dinî baskılar, yabancı düşmanlığı, cinsel dürtü ve takıntılar gibi hayvanî duygu, korku ve güdülerini kullanarak yönetir. ‘Güder’ demek daha doğru.
Kimileri, insanların karnını doyurma, maddî manevî ihtiyaçlarını giderme, haset, yok işte kaçak gecekonduya imar izni verilmesi, devlet kapısında iş bulunması gibi çok da gelişmemiş beklentilerini yöneten beynine seslenir. Aslında insanların bağlılıklarını ‘satın alır’.
Kimileri ise, tarife gerek olmayan birer istisnadırlar. Yepyeni bir dünya tasavvur ederler ve sizi de - insanı hayvandan ayıran beyninize hitap ederek - hayallerine ve projelerine ortak ederler. Onlara denk gelirseniz, ne mutlu size. Ya da onları ‘hak ederseniz’... Çünkü ne demişler, ‘Herkes layık olduğu insanlar tarafından yönetilir.’
Hasılı, bana hangi beynini kullandığını söyle, sana liderini söyleyeyim.
Yahut da tam tersi...

Not : Bu arada geçen haftalarda yayımlanan bir araştırmaya göre evrim sürecinde atalarımız testosteron oranları düştüğü için ‘modern insan’ haline gelebilmiş. Bu konuya bir fırsatını bulup değinmezsem çatlarım.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI