"Serdar Alyamaç" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Serdar Alyamaç" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Serdar Alyamaç

Yabancı komşular

10 Mayıs 2009

Onlar Türkçe “Günaydın, merhaba” diyecekler, biz de İngilizcemizi ilerletme hevesiyle “Gudmorning” ya da “Hello ankıl Corç” diyeceğiz.
Bunu bir hayal olarak görenler varsa, buyursunlar Kuşadası, Didim, Bodrum, Marmaris, Fethiye ve birçok sahil kasabasına. Son yıllarda, özellikle sahil bölgelerinde inanılmaz bir yabancı akını var. Bu akını İzmir ve çevresinde gözle görülür bir şekilde hissetmek biraz zor. Ama, söz konusu Aydın ve Muğla’yla sahil ilçeleri olunca bunu hissetmemek mümkün değil. Pazarda ellerinde poşet ya da çekçek arabasıyla, caddede, her yerde onları görmek mümkün.
Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nın rakamlarına göre, cumhuriyet tarihi boyunca 31 Mart 2009’a kadar gerçek kişilere toplam 44 milyon 479 bin 191 metrekare büyüklüğünde 24 bin 632 arsa ve arazi satılmış. Toplam 75 bin 543 mülkten 54 bin 472’si yine AKP hükümetleri döneminde yabancılara satıldı. Aynı dönem kat mülkiyeti olarak satılanların miktarı ise 5 milyon 653 bin 836 metrekare. AKP hükümetleri döneminde satılan kat mülkiyetli taşınmaz sayısı 40 bin 482.
En fazla Ege’de
Bu dönemde bir milyon metrekarenin üzerinde satılan taşınmazlarda 15 il var. Muğla, Antalya ve Ankara ilk üç sırayı alırken diğer iller sırasıyla Hatay, İstanbul, İzmir, Mardin, Aydın, Kırşehir, Bursa, Konya, Adana, Nevşehir, Kayseri ve Kahramanmaraş oldu.
Denizi, güneşi ve kumuyla ve tabii ucuzluğuyla, emekli olup hayatının ikinci baharını yaşamak isteyen yabancıların en gözde yeri Ege. Bu çok şaşırtıcı değil. Mesela, ülkesinde emekli olup 100 bin sterlin emekli ikramiyesi alan bir İngiliz, bu paranın 40 biniyle Didim’de rahatlıkla bir daire alabiliyor. Geri kalanı bankaya koyup, oradan gelen faiz ve emekli maaşıyla burada, biranın 3 lira olduğu Didim’de, çok rahat bir hayat sürebiliyor. Biraz empati yapınca, güneş, deniz hasreti çeken bir İngiliz için burası bir cennet. Eee tabii, buradaki dolandırıcılık engellerini aşarsa.
Yabancılara Muğla’da 4 milyon 655 bin 433 metrekare, İzmir’de 2 milyon 732 bin 174 metrekare, Aydın’da ise 2 milyon 382 bin 907 metrekare olmak üzere Ege’de toplam 9 milyon 770 bin 514 metrekare satılmış.

Yazının devamı...

Bekle ve gör

8 Mayıs 2009

Bu değişimi birçok kişi farklı yorumladı, ama işin temelinde “öze dönüşün” yattığı bir gerçek. Bunu siyasetçilere bırakıp işin ekonomi boyutuna bakalım. Çünkü en büyük değişim, Erdoğan’ın ekonomi kurmaylarında oldu.
Şimdi olan şu: 2007’de ekonomiyi bırakan Ali Babacan, yeniden dümene geçti. Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Babacan’ın 2002-2007’de gösterdiği, rakamlara göre, başarıyı tekrarlaması bekleniyor. Burada bir not düşmekte fayda var: O dönemdeki başarısı, dünyada görülen bir büyüme trendine denk gelmişti.  Bir çok işadamının şikayet ettiği Mehmet Şimşek Maliye Bakanı oldu. Zafer Çağlayan da Dış Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı. 
“Yeni” kelimesinin verdiği bir ivme mi, ya da her neyse, piyasalar bu değişime olumlu tepki verdi. Peki, Egeli işadamları? Bu sorunun cevabını ben de merak ettiğim için, İzmir’in ekonomi kurmaylarıyla konuştum. İki gruba ayırabiliriz: Olumlu bakanlar ve temkinli olanlar.
Olumlu bulanlar
İzmir Ticaret Odası Başkanı Ekrem Demirtaş, ekonominin tek çatı altında toplanmasını olumlu karşılıyor. Bunun nedenini, yetki karmaşasını kaldırmasına bağlıyor. “Kararlar daha hızlı, daha etkili olacak. Yeni sinerji ve heyecan. Bu değişimi eskisinden ayıran, icranın da bu çatı altında toplanması. Çünkü, daha önce her yerden farklı ses çıkıyordu.”
Değişimi olumlu bakan diğer iş dünyası temsilcisi de Ege Sanayi Odası Başkanı Ender Yorgancılar. O da, değişimin en olumlu yanının, ekonominin tek bakanlığa bağlanası olduğunu belirtiyor. Babacan’ın daha pratik olduğunu vurguluyor. “Ekonominin bir yerde toplanması önemli. Sıkıntımız buydu. Sorunlarımızı çözemiyorduk. Bu bizim önerimizdi. Ayrıca, Zafer Çağlayan’ın da dış ticaretten sorumlu olması çok olumlu. Bu değişimden sonra geriye bir tek güven ve kredibilite sorunu kaldı. Bu da aşılırsa çözüm gelecek. Ki, bu da, kar patlaması yaşan bankaların KOBİ’lere işletme sermayesi konusunda yardımcı olmasını sağlayacak.”
Temkinliler

Yazının devamı...

Neden olmasın?

30 Nisan 2009
Hatta, şimdiye kadar İzmir’e yapılan, ama gerçekleşme fiiliyle aynı paralele bile gelmeyen yakıştırmaların yanında, bu neredeyse tamam gibi. Biz, yine de "neredeyse" kısmına ihtiyatlı yaklaşalım. Ne de olsa burası İzmir...

Evet soruya gelelim, İzmir, neden kurvaziyer turizmin merkezi olmasın? Olmaması için hiçbir neden yok, imzalar atılmış, yatırım bedeli hazır, inşaat süresi belli. Geriye ne kalmış? Yer. Malum, yer İnciraltı olarak belirlenmiş. İşte zurnanın zırt dediği yer burası gibi görünüyor. Daha proje görülmeden sesler yükseldi.

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın çok beğendiği projeyi görmek için, İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ekrem Demirtaş’ın kahvesini içmeye gittim. Hemen şunu söyleyeyim, proje konusunda Ege ve Dokuz Eylül üniversiteleri ayrı ayrı rapor hazırlıyormuş. Bu konuda körfezi düşünenler, buna ben de dahil rahat olabiliriz. Bu raporlar hazırlandıktan sonra, gerçek proje hazırlanacak ve meslek odalarıyla paylaşılacak.

100 milyon dolarlık yatırım

Projenin toplam maliyeti 100 milyon dolar. Ortaklık yapısına göre, 66 milyon dolarını İtalyan kurvaziyer devi Costa karşılayacak. Kalanını Türk tarafı. Costa bu yatırımı aslında Limasol’a yapacakmış. Ancak, yoğun görüşmelerle İzmir’e kaydırılmış. Hemen şunu da söyleyelim, "Günübirlik gelip gidiyorlar bize faydası yok" diyenler bu kaygıdan uzaklaşabilir. Burada sözü Demirtaş’a bırakmak en iyisi: "Bulunduğumuz alanda üç rota var. Karadeniz, Doğu Akdeniz ve Batı Akdeniz. Eğer bu limanı yaparsak, İzmir bu üç rotanın başlangıç ve bitiş noktası olacak. Biz bütün bu rotalarda en büyük kurvaziyer şirketi olan Costa ile ortaklık yapıyoruz. Bu şirket de burayı başlangıç ve bitiş noktası yapma taahhüdüyle yatırım yapıyor. Yoksa bu kadar parayı buraya niye bağlasın? Barselona’ya yılda 2 milyon kişi gidiyor bu yolla, İzmir’e neden gelmesin? Ayrıca, başlangıç ve bitiş noktası olduğu için en az bir gece burada konaklayacaklar. Bu, şu anda bıraktıkları kişi başı 91 doları kat be kat artıracaktır."

İskeleler duba üzerinde

Taslak projeden söz eden Demirtaş, iskelelerin körfezdeki akıntıyı asla etkilemeyeceğini söylüyor: "İskeleler uzayabilir yapıda 200 metre olacak ve duba üzerine inşa edilecek. Su akıntısı engellenmeyecek. Yalnızca kıyıda 10 dönüm alan doldurulacak. Bunun dışında denizle ilgili bir şey yok. Bu gemilerin sintinesi de yok." Hemen, "İnciraltı’nda nereye yapılacak", diyenlere de bilgi vereyim: Planlanan yer arabalı vapur iskelesini de içine alan bir bölge. Vapur iskelesi de taşınacak.

Demiraş’a göre şu anda gelen turistler kişi başı 91 dolar, (anketle belirlenmiş) bırakıyor. Geçen yıl deniz yoluyla gelen turist toplam 29 milyon 120 bin dolar bırakmış. Alsancak’taki iskeleyi gören var mı, bilmiyorum ama durum içler acısı. Bir-iki duty free dükkanı da genelde kapalı. Truistin İstanbul’da alış veriş yapmasına şaşırmamak lazım.

Akıllardaki soru

Hal böyle olunca da, Demirtaş’a akıllardaki "neden" sorusunu da sarayım dedim. Cevap: "Biz, oda olarak kişi başına 2 dolar ödüyoruz. Bunu üyelerimiz için ödüyoruz. Biz, ’Bu olay İzmir’e yarıyor, hep beraber ödeyelim, ya da para alınmasın’ diyoruz. Herkes, ’Haklınız’ diyor ama kimse bir şey yapmıyor. Bu kentin ticareti nasıl gelişir? Bu, turizmle mümkün. Bu iskele yapılınca, gelen turist çok daha fazla para bırakacak, esnaf yararlanacak, aileleri yararlanacak. Ayrıca, bu gemiler için personel yetiştirme projemiz var, şu anda kruvaziyer şirketleriyle görüşüyoruz. Bu gemiler burada konaklayacağı için bakımları var. Bu, istihdam demektir. Şimdi ben soruyorum: Neden olmasın?"
Yazının devamı...

Hızlı Egeliler

23 Nisan 2009
PricewaterhouseCoopers’ın ön değerlendirmesini yaptığı, Türk ekonomisinde söz sahibi isimlerin yer aldığı jürinin değerlendirmesi sonucunda hak edilen bir ödül. Seçilme kriteri üç ana başlıkta toplanıyor: Büyüme hızı, karlılık ve etkin varlık kullanımı. Gıda sanayisinde Keskinoğlu, kimya-petrokimya-plastik sektöründe ise Polinas, kendi sektörlerinde 251 firmayı geride bıraktı. Geçen yılın en hızlı balığı da bir Egeli, İnci Akü’ydü. Umarım Egeli sayısı artar.

Keskinoğlu

"Oturarak başarıya ulaşan tek şey tavuktur." 46 yıl önce bu gerçeğin farkına varan merhum İsmail Keskinoğlu, oğulları ve tabii torunları, o gün bugündür oturmamış, o zamanın tavuk çiftliğini bugünün entegre tesisine çevirmiş. 46 yıllık çaba bir cümleye sığdırınca çok kolay görünüyor değil mi? Bununla da kalmamış, sektöründe sayılı firmalardan biri olmuş. 2008’de yüzde 25 büyüme, 368 milyon TL ciro sağlamış. Kuş gribi döneminde yakından izlediğim Keskinoğlu Grubu, kimlik kart uygulamasıyla krizi başarıyla atlatmıştı.

Gelelim Keskinoğlu’nu "Hızlı Balık" seçtiren nedenlere: Kriz döneminde farklı projeleri iyi yönetmek; sektörde pek çok konuda çekinmeden ilk yatırımı yapmak; değişen şartlar karşısında hızlı karar almak; aile bireylerinin uzman olduğu alanlarda göre alması; kaliteyi artıracak pek çok yenilik yapmak; global pazara yönelik yatırım yapmak. Aile şirketlerine çok sıcak bakmasam da, Keskinoğlu, bu türlere çok iyi bir örnek. Zeytinyağı işine hobi olarak girdiler, şimdi 30 ülkeye ihracat yapan 14 milyon TL cirolu bir Ravika markasına sahipler. Grubun zorlu geçecek olan 2009 hedefi ise yüzde 25 büyüme ve 10 milyon Euro yatırım.

Polinas

Manisa Organize’de kurulu olan Polinas’ın yüzde 51’lik hissesi Ülker Grubu’na bağlı Yıldız Holding’e, yüzde 25’i Anadolu Grubu’na, geri kalanı ise Lüksemburg merkezli Agro Industry’ye ait. Son dört yılda yüzde 40 büyüyen Polinas, polipropilen, yani ambalajda kullanılan film üretiminde Avrupa beşincisi, dünyada ise 16. sırada. 2008’de 276 milyon TL ciroyu yakalayan Polinas, 2009’da haklı olarak ihtiyatlı.

65 ülkeye ihracat yapan Polinas’ı "Hızlı Balık" yapan nedenlere gelince: Yetkiyi tabana yayarak karar alma sürecini hızlandırmak; üretimi daha esnek hale getirirken ürün çeşitliliğini artırmak; tüm çalışanları karar alma sürecine dahil etmek; AR-GE yatırımlarına önem vermek; ölçme ve raporlama sistemi geliştirmek.
Yazının devamı...

Tekstilciye su yok

19 Nisan 2009

Şöyle bir iddiaya sahip; “Çin’de kanat çırpan kelebek ABD’de fırtınaya neden olabilir.” Yani, ne kadar iyi düzenlenirse düzenlensin, küçücük bir toplumsal değişim, dünyayı saracak etki yaratabilir. Güncel haliyle; ABD hapşırdı, biz grip olduk.
Şimdi gözler, ihracatla krizi bize taşıyan grip olmuş gelişmiş ekonomilerde. Teşvikler, para transferleriyle antibiyotik alıyorlar. İnşallah kısa zamanda iyileşirler de, biz de ayağı kalkarız. 
Pazartesi, katılım öncesi ekonomik programı ve yeni ekonomik hedefler açıklandı. Türkiye’nin en çok istihdam sağlayan ve ülkeye her yıl milyarlarca dolar döviz getiren tekstil, konfeksiyon sektörü de hükümetten paket bekliyordu. Sonuç? Toplam üretiminin yüzde 70 ihracata yönlendiren, “kayıtlı” 862 bin çalışanı olan ve şimdiye kadar, toplam çalışanının yüzde 25’ini kaybeden, yani 180 bin işçinin işini kaybettiği tekstile su bile yok.

Tekstil ve Ege

Ege Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği Başkanı Jak Eskinazi ile bakanların toplantısından hemen sonra konuştuk. Eskinazi, Ege için tekstilin önemini şöyle vurguluyor: “Türkiye toplam tekstil üretim ve ihracatının yüzde 20’si Ege’den. Ayrıca, kriz öncesi kayıtlı çalışan sayısı 75 bin. Krizle birlikte, sektörde işini kaybeden sayısı ise 20 bin.” Sektörün beklentisi istihdam üzerindeki yükün azaltılması. Ödenen işsizlik parasının verilecek teşvikten çok daha fazla olduğunu belirten Eskinazi, bu para teşvik olarak verilse istihdamın artacağını söylüyor. Hükümetin tekstil sektörüne teşvikte çekimser kalmasının nedeninin kayıt dışı çalışanın fazla olmasına bağlayan Eskinazi, “Hükümet, ‘Bunu kontrol edemeyiz’ diyor, biz tersini söylüyoruz. İstihdam üzerinde yük olmazsa kayıt dışı azalır. Tekstil sektöründe çalışan kadın sayısı, Avrupa’ya göre az. En azından kadınlar üzerindeki yük azaltılırsa, hem çalışan kadın sayısı artar, hem de teşvik sağlanmış olur.”

Göstergeler kötüleşti

Gelelim kelebek etkisine...Bakanlardan ortaya çıkanlar, 2009’da ihracatta yüzde 11, iç talepte de 5.1’lik düşüş olacağı; Türkiye’nin ise 2009’da yüzde 3.6 küçüleceği. Bunlar işsizlik demek. Kelebek etkisinde sonuç tam olarak kestirilemez. Ama, en büyük işveren olan tekstilde bir teşvik, işsizlikte göstergelerin daha da kötüleşmesini engelleyecektir.

Yazının devamı...

Bakanlıkla buzlar eriyor

16 Nisan 2009

Tamam, serçe parmaklarını birleştirip “küs” dememişlerdi belki, ama İzmir ve Turizm Bakanlığı arasındaki derin uçurum gözardı edilemez. Neyse ki, buzlar eriyor. Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, bürokratlarını alıp Çeşme’de Turizm Haftası’nı açmak için İzmir’e geldi. Gelmişken, Ticaret Odası’nın organizasyonunda sektör temsilcileri ile toplantı yaptı. Bu çok önemliydi, çünkü dillerde name olan ve ötesine geçmeyen İzmir’de turizm, en yetkili ağızlarla tartışıldı. Gelelim, kapalı kapılar arkasında ve basına kapalı toplantının İzmir’e faydasına.. Herkesin bildiği gibi, Çeşme’de planlanan 12 turizm bölgesi vardı. Hani, yaklaşık 3-4 yıl önce Çeşme yarımadası üzerinde planlanan 12 turizm bölgesi; üzerinde 72 bin yatak kapasiteli turizm yapıları, 14 delikli golf sahaları planlanan alan. Artık Çeşme’de 12 değil, 16 bölge olacak.

Kurvaziyerde anlaşma

Toplantının en önemli sonuçlarından biri de, Ticaret Odası’nın İnciraltı’da planladığı Kurvaziyer Liman’la ilgili. Sıkı durun.. Bakan Günay projeyi çok beğenmiş, Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun kaygılarını da gidermiş. “İşin başında senin olman gerekiyor” demiş. Kocaoğlu’nun cevabı da “Tamam” olmuş. Türk turizminde yeni trend kent turizmi; Bu açıdan da İzmir, kent turizmine uygun hale getirilecekmiş. En temel sorunlarımızdan biri olan tanıtım. Bakan Günay, bu konuda tam destek vereceklerini, genel tanıtımlarda İzmir’e daha fazla yer vereceklerinin sözünü vermiş. Ama, önce bizim bakanlığa kent ile ilgili görsel malzeme sağlamamız gerekiyor. Şunu hemen belirtmekte fayda var. Toplantıdan önce turizmciler Günay’a kentin sorunlarını madde madde yansıtan dosya vermişler. Toplantıya katılan bir işadamına “Yararlı oldu mu?” diye sordum.  “Çok iyi oldu, sıcak ilişkiler gelişti” cevabını verdi. “İzmirli, bakanlıkla barıştı yani” deyince de, “Bakanlığa küs olduğunu sanmıyorum. Biz, turizmi İzmir’de tribünlere oynamak için kullanıyoruz. Adamlar bütün Türkiye ile uğraşıyorlar. Burada kilit nokta bürokratlar. Kapılarını kim aşındırıyorsa, kim proje götürüyorsa onların işlerini görüyorlar. O yüzden burada bakanlığa bir şey söylemek yanlış olur. Bu toplantının en büyük katkısı bürokratların da olması ve buzların erimesi. Toplantı amacına ulaştı” dedi. Bize de “hadi hayırlısı” deyip beklemek düşüyor.

 

Yazının devamı...

Türkiye’nin zencileri: Kadınlar

12 Nisan 2009

Ya da, özellikle protokol resimlerine bakın, hep ön saftadırlar... Neden? Erkeğin, “Biz kadınlara değer veriyoruz. Bakın, aramızda kadın var” mesaj verme kaygısından. Mesela siyaset denince onlara partiler hep “özel kontenjan” ayrılır.
Bunlar iyi de, işin özünde, çok daha derin bir fark var: Riyakarlık farkı. Amerika’da 200 yıllık bir süreç, daha sonra Abraham Lincoln’un 1965 köleliği kaldırmasına karşın süren “yabancıya” dayalı renksel ayrım varken, Türkiye’de, ezelden rahmine düştüğü, kanından beslendiği kadına karşı yapılan  riyakarlığından söz ediyorum.
Madem Amerika, kölelik ve Lincoln dedik. Özümüze dönelim.  Türkiye’de kadınların doğal hakları için büyük mücadele veren Atatürk’ten söz etmemek olmaz. Atatürk, 1934’te kadınlara seçme ve seçilme hakkını sağlayan Anayasa değişikliğiyle ilgili şu yorumu yapmış: “Bu karar Türk kadınına sosyal ve siyasi hayatta bütün milletlerin üstünde yer vermiştir. Çarşaf içinde, peçe altında ve kafes arkasındaki Türk kadınını artık tarihlerde aramak lazım gelecektir. Türk kadını evdeki uygar yerini yetki ile işgal etmiş, iş hayatının her safhasında başarılar göstermiştir. Siyasi hayatta belediye seçimlerinde tecrübesini yapan Türk kadını, bu sefer de milletvekili seçme ve seçilme suretiyle haklarının en büyüğünü elde etmiş bulunuyor. Uygar memleketlerin birçoğunda kadından esirgenen bu hak, bugün Türk kadınının elindedir. Türk kadını bu hakkı yetki ve liyakatla kullanacaktır.”
Ve çağdaş Ege
Atatürk çok doğru söylemiş. Ama maalesef ya erkekleri küçümsemiş ya da kadınlar onu hayal kırıklığına uğratmış. Evet, şimdi artık “Bir adım geriden yürü” demiyorlar. “Kadınlar çiçektir”, “Kadınlar başımızın tacıdır” diyorlar, ama ...
Gelelim, neden bu yazıyı yazdığıma. Aslında gecikmiş yazı. Çıkış nedeni ise, seçim döneminde siyasi partilerin “kadınlara kontenjan” ayırması. Buyurun kadınların Türk siyasi hayatındaki kontenjanına beraber bakalım: “Cumhuriyet tarihi” boyunca 9 bin 134 milletvekilinden sadece 236’sı kadın.
Yerel seçimlerden önce 3 bin 225 belediye başkanının ise sadece 18’i kadındı.

Yazının devamı...

Kriz Ege’yi delmiş

9 Nisan 2009
Kimine göre daha büyük, kimine göre değil, ama biz, büyük buhrandan bu yana gelmiş geçmiş en büyük küresel krizin Ege’deki yansımasını söyleyelim, “malumu” tekrarlayıp tekrarlamamayı da size bırakalım.

Krizin etkisini görmek için öncesini bilmek lazım. İzmir, Aydın, Balıkesir, Denizli, Manisa, Muğla, Çanakkale ve Uşak’ta, krizinden başladığı haziran ayında kamu ve özel sektörde çalışan toplam sigortalı sayısı 1 milyon 352 bin 950’ymiş. Geçmiş zaman kullanmak zorunda kaldım, çünkü tahmin ettiğiniz gibi, maalesef artık değil.  Haziran ayında İzmir’de toplam sigortalı sayısı 617 bin, Aydın’da 97 bin 748, Balıkesir’de 108 bin 492, Denizli’de 141 bin 749, Manisa’da 143 bin 519, Muğla’da 152 bin 304, Çanakkale’de 52 bin 304 ve Uşak’ta ise 39 bin 834.

102 bin 796

Bu rakam ne mi? İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası’nın (İSMMMO) Sosyal Güvenlik Kurumu verilerinden yararlanılarak geçen gün yayınladığı, “Krizin İllerdeki İşsizlik Bilançosu” raporuna göre Haziran 2008- Ocak 2009 döneminde, Ege’deki sekiz ilde işini kaybedenlerin sayısı. Buna göre, 2008’in ikinci yarısında işini kaybedenlerin İzmir’deki toplam sayısı 29 bin 963. Muğla’da 45 bin 352, Aydın’da 8 bin 537, Denizli’de 7 bin 532, Balıkesir’de 4 bin 935, Manisa’da 4 bin 108 ve Çanakkale’de ise 2 bin 369. Bütün bunların üzerine bir de iyi bir haber verelim; Uşak’ta istihdam 529 kişi artmış. Araştırmaya göre, ülke genelinde toplam 10 bin 400 işyeri kapanmışken, bu rakamın nerdeyse yarısı Egeli. 2008’in ikinci yarısında, Ege’de kapanan işyeri sayısı 4 bin 602. Bunun illere göre dağılımı şöyle: Muğla’da 2 bin 685, İzmir’de bin 14, Aydın’da 362, Balıkesir’de 229, Denizli’de 200, Manisa’da 24, Çanakkale’de 74, Uşak’ta ise 14.

Üç ayın rakamı yok

Aklınızdaki soruyu sormadan ben cevap vereyim: Yukarıdaki rakamlar ocak, şubat ve mart aylarını kapsamıyor. Çünkü bu konuda çok netlik yok. Bunu yapacak olan Türkiye İstatistik Kurumu’dur. Ancak orada da rakamlar hem geriden geliyor, hem de iller bazında bilgi verilmiyor, en azından şu anda. Ama fikir vermesi açısından şöyle söyleyebiliriz: Kriz olmasaydı bile ocak ve şubat aylarında işsizlik yüksek çıkacaktı. Buna krizi de ekleyelim, tahmininizi kolaylaştırmak için İŞ-KUR İzmir İl Müdürlüğü’nün, “kuruma başvuranlara” göre hazırlanmış raporundan söz edelim: Geçen yılın ocak-şubat aylarına göre, başvuru sayısı 11 bin 882’den 19 bin 925’e yükselmiş. Buna bir de, Birleşik Metal-iş 2008 Eylül-2009 Şubat Raporu’na göre İzmir’de işten çıkarılanların sayısının 38 bin olduğunu ekleyelim. Varın gerisini siz düşünün. Şimdi eğer rahatlayacaksanız “malumu” söyleyebilirsiniz.
Yazının devamı...