"Serdar Alyamaç" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Serdar Alyamaç" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Serdar Alyamaç

İzmir’in kurulları

9 Temmuz 2009

Duymuşsunuzdur, İzmir’in yeni bir kurulu daha oldu. Başkanlar Kurulu, Danışma Kurulu, Kalkınma Kurulu derken, nur topu gibi bir de İzmir Ekonomik Kalkınma Koordinasyon Kurulu var. Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu bu kurulun mimarı. Şimdiye kadar yapılmaması hataydı. Kocaoğlu yaptı, neredeyse bütün büyük şirketlerin CEO’larını, yönetim kurulu başkanlarını bir araya topladı. Bunu, diğerlerinden farklı kılan da bu olsa gerek. Kesinlikle destekliyorum. Destekliyorum, ama işin tanımını iyi yapmakta da fayda görüyorum.     

Baskı grubu olmak
Kocaoğlu’nun söylemiyle kurul, tamamen siyasetten arındırılmış bir anlayışla çalışacak, kentin sorunlarının çözümü için samimi şekilde çalışacak bir inisiyatif, bir baskı grubu olacak. Baskı grubu kısmına kesinlikle katılıyorum. Ama baskı kime yapılacak? Siyasi bir partinin oluşturduğu hükümete. Kocaoğlu’nun “tamamen siyasetten arındırılmış” cümlesinin altında siyasi partileri bu işin dışında tutmak olduğu anlaşılsa da, bence bu kurula İzmir’in milletvekilleri de dahil edilmeliydi. Evet, İzmir’in milletvekilleri, AKP’nin ya da CHP’nin değil. İzmir için siyasiler üzerinde baskı unsuru yaratacaksanız, İzmir’in milletvekillerini bunun dışında bırakmanız zor.

İstihdam yaratmak

Yazının devamı...

Söz CICOM’da

5 Temmuz 2009

Neden bu gibi şeyler hep İzmir’de olur? Neden bu kent kendi içinde debelenip durur? Bu, İzmir’in kaderi mi?
Neyse, ben soruyu bırakıp konuya geleyim, zaten yazıişlerinde bir süredir, “Yazın çok uzun” diye, sesler yükseliyor. Eee, malum bu yazı da öyle kısa bırakılacak, leb’den leblebi çıkarılacak konu değil. İzmir Teknoloji Geliştirme Bölgesi A.Ş. (İZTEKGEB) genel kurulundan çıkan sonuç belli. CICOM ile ilgili eleştiri ve tereddütleri, Hürriyet İzmir’e manşet olan bu yazının ilk bölümünde anlatmıştık. Yazı çıkınca, EGİAD Başkanı Cemal Elmasoğlu ile mailleştik. İYTE Rektörü Prof. Zafer İlken ile telefonda konuştuk. Görüşler muhtelif, o yüzden bu konuya girmeyeceğim. Ama asıl olan CICOM’un Türkiye Yetkilisi Cem Ateşler ile görüşmemizdi. Şimdi sözü CICOM’a bırakmak lazım.
Mağdur olan biziz
Ateşler, “İZTEKGEB’in dokuz aydır haber gelmedi” görüşünün tam tersine, kendilerinin haber beklediğini belirtti: “Dokuz ay zaman verildi. Bu, tarafların birbirlerine verdiği zaman, 10 Eylül’de imzalanan ön protokolle. Bu protokole göre, yetki devredilecekti. Yetki devredilmeli ki, işe başlayalım. Ama, ses çıkmadı. Başbakanlık Yatırım Ajansı’na başvurduk, onların hakemliğinde toplantı yaptık, nisan başında. Bize 30 Nisan’a kadar süre verdiler ön proje hazırlamamız için. Zamanın kısıtlı olmasına rağmen, ön projeyi 29 Nisan’da teslim ettik. Ön proje, çünkü asıl proje anlaşma sonrasında mutabık kalınan ön projeye göre yapılacak. İZTEKGEB’e de karar vermesi için 15 Mayıs’a kadar süre veren Yatırım Ajansı, bizim bu projemizi çok beğendi. Ama maalesef geçen gün yapılan genel kurula kadar İZTEKGEB’den hiç ses çıkmadı.”
İZTEKGEB’le ilgilenmiyoruz
Yatırım şirketi olmadıklarını, ama aracılık da yapmadıklarını belirten Ateşler, CICOM’un bir developer (geliştirici) bir şirket olduğunu, yatırımcıyı bulup getirdiğini söyledi. Ateşler, “Yatırım Ajansı’nın hakemliğinde yaptığımız toplantıda, yetki devrinin mümkün olmadığı söylendi, o yüzden İZTEKGEB’e ortak olmamız istendi. Buna istinaden, biz de yaptığımız protokolde, samimiyetimizi göstermek için, 2.5 milyon dolar avans vereceğimizi, ilk iki yıl inşaat süreleri olduğu için yüzde vermeyeceğimizi belirttik. Daha sonraki altı yıl için 12.5, daha sonraki yıllar için yüzde 25’i sizin belirleyeceğiniz yere, bu üniversite olabilir, verelim dedik. Bu yüzdeler ve 2.5 milyon dolar avans bizim ortak olacağımız İZTEKGEB’e ödenmeyecek. Bunu söylememize ve benim dedikodular üzerine genel kurul öncesi bu konuda Zafer Hoca’ya bilgi vermeme rağmen, İZTEKGEB’in genel kurulunda yine bu sorun olmuş. İZTEKGEB’in yüzde 90’ını almak bize hiçbir anlam ifade etmiyor. Ve şimdi de bize üç ay süre vermişler.”
Yatırımcı bulacaklar

Yazının devamı...

Teknokent’te uyutulduk mu

2 Temmuz 2009
Bu konuda daha önce de birkaç kez yazdım. Ama son dönemlerde, İzmir Teknoloji Geliştirme Bölgesi A.Ş. (İZTEKGEB) genel kurulundan sonra ortaya çıkanlar oldukça şaşırtıcı. Bu yüzden konuya derinlemesine inmek şart oldu. Ben de indim.

Hatırlayalım... Teknokent, EGİAD başta olmak üzere, İzmir’deki birçok kuruluş ve özel sektörün kurduğu 20 ortaklı İZTEKGEB ile dünyada 17 bilişim merkezini işleten CICOM’un yürüttüğü 4 milyar dolar işletme yatırımı, ortalama 15 milyar dolar da gelecek şirketlerden beklentisi olan, Urla’daki Teknoloji Geliştirme Bölgesi’nde kurulacak projedir.

Sadece bir ajans

Evet, bize öyle anlatıldı. Biz de okuyucularla paylaştık. Öncelikle, her ne kadar CICOM bize öyle tanıtılsa da, yatırımcı şirket değil, bir ajans. Yani, buraya yatırımcı getirecek bir ajans. Hani şu 15 milyar dolar getirecek şirketleri(?). Beklenen o ki, 4 milyar dolar da altyapıya harcanması. Hep beraber bakalım, beklenmeli mi, beklenmemeli mi?

Kayıtsız kaldı

Geçen yıl nisan ayında, İZTEKGEB ile CICOM arasında bir niyet anlaşması imzalanmış. Dokuz ayda sonuçlanması gereken bir anlaşma. Bu anlaşma çerçevesinde CICOM, Teknokent’i projelendirecek ve yıllara göre uygulamasını anlatacağı yatırım planı sunacakmış. Ancak bu sürede, CICOM’dan herhangi bir tepki gelmemiş, üstelik İZTAKGEB’in geçen şubat ayında mektuplu uyarısına rağmen yanıt vermemişler. Nisan ayında ise CICOM, lütfedip, powerpoint uygulamasından ibaret bir sunum göndermiş. Hangi binaların olacağını gösteren basit bir sunum. İZTEKGEM bunu, İzmir Yüksek Teknoloji Üniversitesi (İYTE) Mimarlık Fakültesi’ne inceletmiş. Fakülteden zehir zemberek bir rapor gelmiş. Yerleşim açısından sunumu yerden yere vuran bir rapor.

Anasının gözü

Yukarda okuduklarınız, şimdiye kadar kentin nasıl uyutulduğunu gösteriyor. Bundan sonra okuyacaklarınısa CICOM’um, kendisine göre normal, bize göre uyanıklık olan tutumunu ortaya seriyor. Kendisine göre normal, çünkü ticari bir şirket ve para kazanmak için çabalayacaktır. Şimdi, Teknokent’ın işletici firması, 20 ortaklı İZTEKGEB. CICOM’um da bütün bu dediklerini yapması için, İZTEKGEB’e ortak olması gerek. Buraya kadar her şey normal. CICOM, ortaklık isteğini dile getiriyor. Ama nasıl? Efendim, diyor ki, "Ben 2.5 milyon dolar verip İZTEKGEB’e ortak olurum. Ama İZTEKGEB’in yüzde 90’nını alırım." Bununla kaldığını düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Daha sonra da diyorlar ki, "İlk iki yıl buraya getirdiğimiz yatırımcılardan aldığımız kiralardan ve işletme hakkından size bir pay vermeyeceğiz. Daha sonraki altı yıl içinse, İZTEKGEB’e yüzde 12.5 pay vereceğiz. Daha sonraki sekiz yıl içinse İZTEKGEB’e verilecek pay yüzde 25’e çıkarılacak."

Yani, eğer gerçekten pay verilecekse, İZTEKGEB’e ne gerek var? Direkt parayı ceplerine atsınlar. Anlaşma kabul edilirse, zaten İZTEKGEB’in yüzde 90’ı onların olacak. Yani verdiklerinin yüzdenin yüzde 90’ı yine kendi ceplerine gidecek.

CICOM TURK

Evet, isimden de doğru anladığınız gibi, Fransız CICOM, Türkiye’de bir şirket kuracak, adı da "CICOM TURK" olacak. Şimdi, başka bir ticari deha da, burada. CICOM burada bir şirket kuracakmış, sermayesi de 40 milyon avro olacakmış. Ama bu sermayenin yüzde 25’ini Türk ortaklardan istiyormuş. Yani, 10 milyon avro. Duyduğum kadarıyla, EGİAD bu parayı bulamayacaklarını söylemiş. CICOM da, bunun üzerine, sermayeyi 10 milyon avroya çekmiş. Yani, 2.5 milyon avro, Türk tarafından sağlanacak. EGİAD Başkanı Cemal Elmasoğlu’nun bu parayı bulmaya çalıştığını duydum. Evet, doğru düşünüyorsunuz, İZTEKGEB’in yüzde 90’nını, 2.5 milyon dolar verip, alacak olan şirket de CICOM TURK olacak.

Türk’ün uyanışı

Hep sihirli an olmuştur, insanların gerçeğin farkına varması. Bu olayda da uyanış bu şekilde gerçekleşir. İYTE bir rapor hazırlamış ve CICOM’un isteklerini irdelemiş. Bu raporda da, Türk tarafının çalışma kriterleri ortaya konmuş ve denmiş ki, "Teknokent’e yönelik bir çalışma grubu oluşturulmalı ve bunun sonunda da ortaya çıkan çalışmanın sonuçlarını da uluslararası şirketlerle paylaşılarak bir rekabet ortamı oluşturulmalı."

Bu da İZTEKGEB’in geçen günkü genel kurulunda sunulmuş. Çıkan sonuç, bir çalışma grubu oluşturulacak, bu doğrultuda da CICOM’dan 3 ayda yeni bir teklif istenecek.

Amerikalı şirket

Şimdi Teknokent’in hiçbir bürokratik sorunu kalmamış durumda. O yüzden da Başbakanlık Yatırım Ajansı kayıtlarında da var. İsmi açıklanmayan ama Kenedy ailesine yakınlığıyla bilinen şirket İzmir’e yatırım ajansı aracılığıyla gelmiş. Amerikalı şirket ve İZTEKGEB şimdiye kadar bir kez görüşmüş. İZTEKGEB, CICOM ile olan sözleşme nedeniyle bir daha görüşmemiş. Ama, Amerikalı şirketin, yalnızca proje hazırlamak için 2 milyon dolar ayırdığı söyleniyor.

Ve işin özü

Görünen o ki, bunca zamandır İzmir, Teknokent yatırımını beklerken oyalanmış. Şu anda sonuç başa dönüldüğü. Aldığım izlenim, CICOM’la üç aylık sürede bir sonuca ulaşılmayacağı, çalışma sonucunun da 6 ayda ortaya çıkacağı yönünde. Şu bir gerçek, CICOM’u bu anlamda kimse suçlayamaz ve suçlamamalı. Bu konuda tecrübeli ticari bir şirket. Onlara kalsa yüzde 100’nü de ister. Uyanış biraz geç oldu ama, olsun. Zararın neresinden dönerseniz kardır. Genel kuruldan çıkan sonuca göre, 3 ay beklenecek. Her ne olursa olsun, yani Amerikalılarla da anlaşılmasa bile, bu anlamda CICOM ya da benzeri bir şirketten danışmanlık hizmeti alınarak ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün İzmir ilgisi sürerken Dışişleri Bakanlığı’nın desteğiyle, bu işi İZTEKGEB de yapabilir.
Yazının devamı...

Zam yok, işten çıkarmak da yok

28 Haziran 2009
Zam yok. Buna eminim kimse şaşırmamıştır. Kriz naralarının atıldığı bu ortamda, işini elinde tutmaya çalışanların böyle bir beklentisi olduğunu sanmıyorum. İşte onlara sevindirici bir sonuç: İşten çıkarma da olmayacak(mış).
Prometheus Danışmanlık, İzmir, İstanbul, Manisa, Ankara, Antalya, Denizli, Gaziantep, Bursa, Bolu, Eskişehir, Konya, Malatya ve Adana’daki 300 şirkette 1 Mayıs-15 Haziran arasında, “2009 ortası istihdam ve ücretler” konulu bir araştırma yapmış. Araştırma sonucuna göre, tahmin ettiğiniz gibi, şirketlerin kriz yüzünden bu yılın ikinci yarısında eleman çıkarma beklentisinin düştüğü ve zam yapmayı planlamadığını ortaya çıkmış.
Temmuz 2009 ücret artışı planlarını belirten şirketlerden yüzde 65’i, “Temmuz’da ücret artışı yapmayacağız”, yüzde 25’i “Pozisyonlarına göre düzeltmeler yapacağız” ve yüzde 10’u “Ücret artıracağız” demiş. Şirketler, ücretlerde yıl ortasında bir genel maaş artışı planlamadıklarını, pozisyonlara göre (kilit pozisyon ve başarılı kişilerde) düzeltme yapma eğiliminin ikinci seçenek olarak uygulayacaklarını belirtmiş.
Yılın ikinci yarısında şirketlerin kriz yüzünden küçülme planlamadığı da ortaya çıkmış. Şirketlerin yüzde 65’inin mevcut kadronun korunacağını, yüzde 25’i elaman sayısının artacağını belirtmiş, özellikle gıda, sanayi, lojistik, ilaç, beyaz eşya, perakende sektörlerinde. Araştırmada, Aralık 2008’de şirketlerin yüzde 20’si eleman sayısının aynı kaldığını, yüzde 75’i azaldığını belirtmiş. Tabii altını çizmekte yarar var: Bu bir araştırma, fikirle zikir arasında her zaman farlılıklar olur.
Ev sahibi acımıyor
Ev sahibi ile kiracı arasında yapılan ya da yapılmakta olan düzenlemeleri biliyoruz. Ama bu düzenlemeleri uygulamada görüyor muyuz? Pek sanmıyorum. Ev sahibi ile konuşunca bir dert, kiracıyla konuşunca başka bir dert. Şimdi, Garanti Bankası’nın desteğiyle Reidin.com İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Bursa ve Kocaeli’den oluşan Türkiye’nin en büyük altı ilinde konutların satış ve kira değerlerine ilişkin rapor hazırlamış. Rapora göre, mayıs ayında konut satış fiyatlarının en çok yükseldiği kent yüzde 6,18’le Bursa. Onu yüzde 3,88 ile İzmir izlemiş.
Ev satışı konusunda başka bir not düşmek gerekirse, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, Türkiye genelinde 2009 yılı birinci döneminde konut satışları, bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 2,95 oranında düşerek 108 bin 861 olurken, İzmir’de konut satışları yüzde 8,42 azalmış. Türkiye geneli ortalama düşüşün nedeni, İzmir’deki ev fiyatlarının artması olabilir mi?
Kira artışına gelirsek, Adana yüzde 9,22’le birinci sırada. Evet, İzmir yine ikinci. İzmir’de mayıs ayında bir önceki aya göre artış yüzde 4,47 olmuş. Yüzde 4.47 fazla gelmeyebilir ama diğer illerde yüzde 2 ve altında. Bütün bunlara bakarak, ekonomik krizin bu kadar etkili olduğu bir dönemde, ev fiyatlarında ve kirada, Türkiye oratalamasının üzerinde bir artış gerçekleşmesini siz neye yorarsınız bilemem ama ben bir anlam veremiyorum.
Yazının devamı...

Sertifikalı mağdurlar

25 Haziran 2009
Kursiyerlere sertifika verildi." Burada size ters gelen bir şeyler yok mu? Tamam, insanların, uluslararası hukukun tanıdığı, insan olmanın getirdiği hakları bilmesi güzel. Ama adreste bir yanlışlık yok mu?

Kardeş Aile Projesi, nereden bakarsanız bakın, gayet olumlu ve kadar da gerçek bir sosyal proje. Bence, diğer belediyelere örnek olmalı. Yukarıda, tırnak içinde okuduğunuz da, bu proje kapsamında düzenlenen eğitim uygulamasıyla ilgili haberden. Dört aylık programa katılan kadınlar sertifikalarını almış. Yani, insan hakları mağduru olan bu hanımefendiler, artık daha bilinçli ve sertifikalı şekilde mağdur olacaklar (mı?). Çünkü aile içi şiddet görenlerin, ekonomik bağımsızlığını kazanmadan, diğer bir deyişle kendi ayakları üzerinde durmadan hak aramasını beklemek biraz zor.

Tabii, burada amaç, kadının bilinçlenmesi ve hakkını araması. Acaba öyle mi, aile içi şiddet gören kadınlar bilinçlendikten sonra haklarını arayabiliyor mu? Mutlaka arayan vardır. Ama Levent Kırca parodilerini aratmayacak olaylar da yaşanıyordur, herhalde.

Başbakanlık Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü’nün, "Türkiye’de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması 2008" raporuna göre, kentlerde şiddet gören kadınların oranı yüzde 38, kırsalda ise yüzde 43.2. Türkiye genelinde yüzde 39.3. Yani her 10 kadından 4’ü aile içi şiddet görüyor.

Ege’de kadına şiddet

"Ege, eğitim düzeyi yüksek bir yer, bu kadar olmaz" diyorsanız, yanılıyorsunuz. Ege’de, yaşamının belirli döneminde aile içi şiddet gören oranı yüzde 31.3. Son 12 ayda aile içi şiddet görenlerin yüzdesi ise 8. Yaşamlarında en az bir kez şiddet gören kadınların yüzde 27.2’si lise ve üzeri eğitimli. Burada hemen insanın aklına atalarımızın, olayı çok iyi özetleyen o güzel sözü geliyor: "Eğitim cehaleti alır, eşeklik baki kalır." Şiddetin gizli kaldığını, şiddet görenlerin sakladığını düşünürsek, bu rakamların gerçeğin belirli bir kısmını yansıttığını görürüz.

Şimdi başka bir konuya gelelim, Hayat Boyu Gelişim Eğitim Derneği’nin (HAGEM) bir araştırmasına göre, şiddet eğilimi çocuk yaşta başlıyor. Bu yaş aralığı ise 0-6. HAGEM’in araştırmasına göre, Ege’de 0- 6 yaş döneminde fiziksel şiddete uğrama oranı yüzde 71. Hep beraber bir tahminde bulunalım, bu çocuklara şiddeti en çok kim uyguluyor? "Anneler" mi dediniz?

Şimdi yine Büyükşehir Belediyesi’nin eğitim programına dönersek, bana göre kesinlikle yararlı. Ama yanlış eğitim, yanlış kişilere veriliyor. Kadınlar kesinlikle bilinçlendirilmeli, ama öncelikli olarak çocuk eğitimi hakkında. Ki, kendi cinslerinin canavarlarını yaratmasınlar. Asıl insan hakları derslerine alınması gerekenler ise erkekler. Tabii, mümkünse...

Duvarlarında "insan hakları eğitim sertifikası" asılı olan ihlalciler her zaman çıkacaktır. Ama insan hakları sertifikalı mağdurdan daha vahimi olamaz.
Yazının devamı...

Sıkışmışlık

18 Haziran 2009
Pazar günü yazdığım, "Fuarda işler zorda galiba" başlıklı yazım nedeniyle, İZFAŞ Genel Müdürü Doğan İşleyen’le bir sabah kahvesi içtik. Baştan söyleyeyim, ilk paragrafta okuduğunuz "sıkışmışlık" tamamen benim çıkarımımdır, İşleyen’in bu yönde söylemi yok. Malum, bütün dünyayı sallayan bir ekonomik kriz var ve 78. İEF’yi etkilememesi mümkün değil. Hem uluslararası, hem de yerel katılımcılar mutlaka azalacaktır. Ya da katılımcılar, piyasalardaki küçük kımıldamaları görüp, bunu fırsata çevirmeye çalışacaktır. Eee bir de buna, yıllardır mevcut konsept içinde süregelen, "Bu yıl fuar iyi değildi, panayır gibiydi" eleştirileri de, Gaziemir’de kurulacak olan yeni fuar alanı ve şirketi de eklenince, doğal olarak ne olacağına yönelik beklentiler de artmaya başladı.

Öncelikle hem serzeniş, hem başarı var işin içinde. Serzeniş kime? Tabii ki, İzmirli ya da İzmir civarındaki şirketlere. "Fuarlarımız, dünyanın başka yerinde, Paris’te takdir görüyor ama İzmir’de ve civarındaki kuruluşlardan destek görmüyor. Katılmaları için, üstelik her türlü desteği veriyoruz. Ama maalesef..." diyor İşleyen. İEF döneminde düzenlenecek "Boat Show" için de İzmirli firmalardan tepki, İstanbullular’dan destek alındığını da vurguluyor. Tepkinin nedeni, yazın tatilde, Çeşme’de olmalarıymış. Sen aklımıza mukayyet ol Allah’ım. Ama bu kuruluşlara inat, eskiden fuarı bilmeyen, internet sitesi olamayan firmaların şimdi, bu işin tadını aldıktan sonra yurt dışı fuarlarına da katılmaya başladığını söylüyor. Buna neden, iş bağlantıları olsa gerek.

Yıllardır süre gelen eleştirileri ortadan kaldırmak için, İşleyen’in çaba gösterdiği malum. "Biz bunları biliyoruz. ’Gazino. İnsanlar gazinoyu istiyor’ deniyor. Ben gazino açtım, ilk gün 7 bilet sattık. Bir günde en fazla 97 bilet sattık. Ben de girişleri serbest bırakmak zorunda kaldım. Şimdi, bu gösteriyor ki, insanlar artık gazino kavramına sıcak bakmıyor."

Radikal kararlar şart

Gaziemir’deki fuar alanının tamamlanmasıyla radikal kararlar alınması gerektiğini söylüyor İşleyen. "Bir, iki yıl daha belki fuarı burada düzenleyeceğiz ama daha sonra Gaziemir’e geçecek. Bu süreç içinde, İEF’ye yönelik radikal kararlar almak şart. Birbiriyle ilişkili 3-4 fuar aynı anda düzenlenebilir. Ziyaretçiler bir biletle dört fuarı gezebilir. Bu fuarlardan boşalan zamanlara yeni fuarlar koyabiliriz. Gaziemir’de kurulacak şirket yer satabilir, İzfaş fuar düzenlemeye devam edebilir" diye düşüncelerini sıralıyor. Belki çoktan beri yapılması gerekeni söylüyor İşleyen, "10-12 uzmandan oluşan, İzmir’i de bilen bir ekip kurmayı düşünüyoruz. Bu ekip yeni konsept ve yapılması gerekeni ortaya koyacak. Şu anda isimleri belirlemeye çalışıyoruz."

Gözden kaçan

Yabancıları fuarlara getirmek için büyük çaba harcadıklarını belirten İşleyen, "Otel, bilet, arabaya kadar her türlü masraflarını karşılıyoruz" diyor. Ben de, akla gelen ilk soruyu soruyorum: Siz nasıl para kazanıyorsunuz? Cevap, "Kazanıyoruz" oluyor: "Mermer’de 3 trilyon ciro yaptık. İyi kar ettik. Büyükşehir belediye başkanımızın bu yönde talimatı var, ’Gerekirse kar etmeyin ama yabancı şirketleri fuarlara getirin’ diye." Ne diyelim. Buradan da İzfaş’ın, yalnızca şirket olarak kentin ekonomisine katkısı ortaya çıkıyor. Yalnızca yabancıları getirmesiyle değil, 2008’de yaptığı 15 milyon TL civarındaki harcamalarıyla. Az para değil, 15 milyon TL İzmir ekonomisine akmış. Bu da gözden kaçan bir ayrıntı.

Hani, şu sürekli dile getirilen ama pratiğe dökülmeyen "Kongre turizmi" var ya, işte onun için de harekete geçmiş İzfaş. Bir kongre departmanı kurulmuş İzfaş’ta. Ekim ayında da, Doğu Avrupa Madencilik Kongresi İzmir’de olacak. Bir not: İstanbul’da düzenlenen Tıp Kongresi’ne 3 bin kişi katılmış, bunun 2 bini yabancı.

İşleyen, fuarcılık konusunda bir profesyonel. Bu su götürmez bir gerçek. Ortaya çıkan böylesine bir pozisyonun, profesyonellik ve belediyeye bağlı, yani özünde hizmet ve memnuniyet yatan bir kuruluşu yönetmek arasında denge unsuru gerektirdiği. Ama, kendi deyimiyle "radikal karar almak şart." Bu radikal kararların da onaylanacağı yer, tabii ki Büyükşehir. Ve yine kendi deyimiyle, "Gaziemir büyük bir şans." Evet, bence de... Ve eminin birçok İzmirli için de Gaziemir, İEF’de yaşanması gereken değişim için büyük şans.
Yazının devamı...

Fuarda işler zorda galiba

14 Haziran 2009

Bu aralar her şeyin arkasında başka bir şey arar oldum. “Gazeteci şüpheci olur, detaylara bakar” diyeceksiniz. Deyin, çünkü doğru. O zaman söz konusu  haberlere bakalım.
İlk haber geçen cumartesi, İZFAŞ Genel Müdür Yardımcısı Ertan Koyuncu’dan geldi. Uluslararası Fuarcılık Endüstrisi Birliği’nin (UFI) 53 ülkede gerçekleştirdiği “Kriz Barometresi” ölçümü ve sonuçlarını veren bir haberdi. Habere göre, özetle bütün dünyayı sarsan ekonomik kriz yüzünden fuar işleri iyi gitmiyor, alan satışı önemli ölçüde düşüyor. Bu yıl yüzde 10’luk küçülme var. Fuarcılık sektörü umudunu 2011’e bağlamış. Yani, 78. İzmir Fuarı istenileni vermeyebilir, kriz var, kötüye hazırlıklı olmakta fayda. 
Kötüye yormayalım
İkinci haber, çarşamba akşamı Ankara’da Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün, 78. İzmir Uluslararası Fuarı nedeniyle büyükelçilere verdiği davet oldu. “Bunda ne var” diyebilirsiniz. Daha önce Sanayi Bakanlığı bu daveti veriyormuş ama 2001’den bu yana bu ilk. Ve not aktarmak gerekirse, davet edilen 100’e yakın büyükelçiden 43’ü katılmış. Kötüye yormayalım değil mi, belki adamların işleri vardır. Ve tabii ki İzmir milletvekilleri. Söylememe gerek var mı?
Eğer küresel bir ekonomik kriz yaşanıyorsa, biz de o kürenin içindeysek ve böyle bir uluslararası organizasyon söz konusuysa, etkilenmemesi mümkün değil. Bu açıdan sorun yok bence. Aldığım bilgilere göre de katılım konusunda geri dönüşler çok iyi değil. Bir de buna hâlâ bitmeyen, ne olacağı da belli olmayan otopark olayı da eklenirse, tablo pek iç açıcı görünmüyor.   
Kayıp görmeyin
Zaten uzun bir zamandır kötü giden ve nereye oturtacağımızı bilemediğimiz fuar haline geldi. İZFAŞ Genel Müdürü Doğan İşleyen, yılların fuarcısı ve bu işten anlayan birkaç kişiden biri. Uzun süredir, sivil toplum örgütlerini ve basın kuruluşlarını da işin içine dahil ederek çıkış yolu arıyordu. Son dönemlerde hayata geçirdikleri bazı değişikliklerle de fuarı canlandırma ve daha çok halkı işin içine katma çabası içinde. 

Yazının devamı...

İmzalayın artık

11 Haziran 2009
Neden imzalanmıyor, bunu da bilmiyoruz... Ama bunun sonucunda kaybedenin, daha doğrusu geri kalanın İzmir olduğu çok iyi biliyoruz. Bilmek iyi bir şeydir, insanın cehaletini alır; insanı bir sonuca ulaştırır. O yüzden bilmediklerimiz ve gördüklerimiz bizi, yine klasik bir "İzmir de javu"suna taşıyor.

AKP İzmir Milletvekili ve Bilgi ve Teknoloji ile Medeniyetler İttifakı Projesinden Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Aydın, akademik kariyer sahibi, entelektüel, geniş ilgi alanı olan biri. Ama iddia o ki, İzmir’de inanç turizmi açısından gelişimine katkı koyacak bir proje mali onay alınmasına rağmen, iki aydır imza için masasında bekliyormuş. Aydın’ın bu dosyayı neden imzalamadığını bilmiyoruz. Bilgisizlik bizi yanlış çıkarıma da götürmesin diyerek, iyi niyetimizi belli edelim. Ama buna rağmen, yapılmak istenen iyi bir şeyin neden bekletildiğini bilmek de yıllardır aynı hamamda, aynı tasla yıkanan bu kentin hakkı.

Geçen yıl, Protestan Baptist Kiliseler Derneği Başkanı Ertan Çevik, bir projeyle ortaya çıkmıştı. Hani, şu rahibin bıçaklandığı zaman. Projenin adı, "Medeniyetler İttifakı." Dikkat ederseniz, geçmiş zaman kullanmadım, umarım kullanmak zorunda kalmam... Proje dünyada 120’ye yakın ülkenin Hristiyan cemaat başkanlarını İzmir’de bir inanç turizmi ve medeniyetler ittifakı kongresinde bir araya getirmeyi hedefliyor.

Mali sorun yok ama...

Malum, "Turizm ve İzmir" söylemlerin vazgeçilmezi ve en büyük balonu. Bir de hani turizm çeşitliliği de var ya. Sağlık turizmi, kültür turizmi, spor turizmi, kongre ve fuar turizmi ve tabii ki, inanç turizmi. İşte olay, bütün bu zenginliğe sahip İzmir’in, pratikte, inanç turizminde ön plana çıkarılması. Açıkçası, eğer bu organizasyon gerçekleştirilirse, inanç turizmi için şimdiye kadar atılmış en somut, en yararlı adım olacaktır.

İzmir Yahudiler ve Hıristiyanlar için oldukça önemli. Bu önemi Yahudiler gayet iyi biliyor ve geliyorlar. Ama anladığım kadarıyla İncil’de geçen yedi kiliseyi ve Meryem Ana’yı Hıristiyanlar’a anlatamadık. İşte proje, bu anlamda oldukça önem taşıyor. Çünkü, 120 ülkeden dini liderler davet edilecek. Ve tabii ki, onlarla beraber gelecek gazeteciler ya da spesifik dini yayın temsilcileri de katılacak.

Projenin, Medeniyetler İttifakı Projesi’nin eş başkanlığını yürüten Recep Tayyip Erdoğan’ın himayelerinde gerçekleşmesi önemli. Bu çerçevede, projenin maliyetini bir turizm firması çıkarmış, 2 milyon euro civarında. Ve evet, maliyeti karşılayacak olan Tanıtım Fonu projeye onay vermiş. Yani, mali olarak sorun yok.

Bana ulaşan bilgiye göre, proje şu anda Medeniyetler İttifakı Projesinden Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Aydın’ın masasında onay için bekliyor. Neden beklettiğini bilmiyoruz. Ama bildiğimiz bir şey varsa o da artık bu kentin, aynı hamamda, aynı tasla yıkanmaktan bıktığı.
Yazının devamı...