Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

HD2R nöronları obeziteye karşı

Modern çağın hastalıkları arasında yer alan obezite, vücutta yol açtığı problemlerin yanı sıra birçok ölümcül hastalığın oluşumunda rol oynaması nedeniyle insan yaşamını tehdit eden ciddi bir sorun. Vücuttaki bütün sistemlerin dengesini bozan bu hastalığa sahip olanlar farklı sebeplere bağlı olarak aşırı yeme isteğini durduramıyor.

Amerika’daki Rockefeller Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada beyindeki bir grup nöronun beslenme hafızasını yönettiği ve bu nöronların uyarılması sonucunda fazla yemek yeme isteğinin önüne geçilebileceği ortaya çıktı.

HD2R nöronları obeziteye karşı
ENERJİ DENGESİ BOZULUYOR

Obezite genel olarak bedenin yağ kütlesinin yağsız kütleye oranının aşırı artması sonucu boy uzunluğuna göre vücut ağırlığının arzu edilen düzeyin üstüne çıkmasıdır. Obezite, enerji dengesinin bozulması sonucunda oluşmaktadır. Diyet, egzersiz ve genler enerji dengesini oluşturur. Enerji alımının, tüketiminden fazla olduğu koşullarda enerji dengesi bozulmaktadır. Aşırı yağlı gıdalarla beslenenler tokluk hissine kavuşmadan sürekli yeme arzusu duymakta, gereğinden fazla enerji almakta ve depolamaktadır. Yetişkin erkeklerde vücut ağırlığının yüzde 15-18’i, kadınlarda ise yüzde 20-25’ini yağ dokusu oluşturmaktadır. Bu oranın erkeklerde yüzde 25, kadınlarda ise yüzde 30’un üstüne çıkması ile obezite teşhisi konulabilir. Bu hastalığın başlıca sebepleri de düzensiz bir yaşam, sağlıksız beslenmek ve hareket etmemek. Bunun dışında çeşitli davranış değişiklikleri, fizyolojik, psikolojik, genetik, tıbbi ve endokrin nedenler de obezitenin oluşumunda etkili olmaktadır. Yağ oranı yüksek gıdaların yoğun olarak tüketilmesi ve gelişen teknolojiyle hareket etmenin sınırlanmasıyla özellikle son zamanlarda çocuk yaşlarda dahi oldukça sık görülebiliyor. Yapılan diyetlerle başarılı olunmayan hastalarda genellikle obezite cerrahisi uygulanıyor. Çünkü bu hastalar genellikle yeme isteğini engelleyemiyor.

BESLENME DÜZENİ SAĞLIYOR

Özellikle yemek yeme isteğinin nereden geldiğini araştıran bilim adamları fareler üzerinde yaptıkları deneyde, hD2R nöronları adlı bir grup hücrenin, fareler her beslendiğinde aktif hale geldiği, bu nöronlar uyarıldığında ise farelerin daha az yediği tespit etti. Nöronlar etkisiz hale getirildiğinde ise fareler normalden çok daha fazla yiyordu. Araştırmacılar, hayvanların karınları tok olduğunda yemek arayışına girmediği, bu sayede de doğada canlarını tehlikeye atmadığını ve hD2R nöronlarının dengeli bir beslenme düzenini sağladığını saptadı. hD2R nöronlarının aktif olup olmamasının, hayvanların geçmişte yemek buldukları yeri hatırlayıp hatırlamadığını belirlediği de tespit edildi. Sonuçlar henüz insanlar üzerinde denenmese de araştırmacılar insan beyninin de yemekle olan ilişkisinin şekillenmesinde çalışmaların çok büyük rol oynayacağını ve obezite gibi hastalıkların önüne geçilebileceğini söylüyor.


HD2R nöronları obeziteye karşı
ÖĞRENMEDEN GEÇMEYİN

DOĞUM SONRASI DEPRESYONU

Kadın doğum sonrasındaki ilk yıl içinde psikiyatrik hastalıklar (anksiyete bozuklukları, obsesif-kompulsif hastalıklar, depresyon) açısından risk altında olabilirler. Ancak yaygın olarak görülen doğum sonrası depresyondur.Konu ile alakalı Uzman Psikolog Rojin Tasmimi şu bilgileri verdi:
“Doğum sonrası (postpartum) depresyon sıklığı son yıllarda artmaktadır. Doğum sonrası depresyonunda ilk olarak bebeği kabullenememe, ailesine karşı sevgisizlik ve bebeğine karşı zıt duygular daha ön plandadır. Aile ve etrafından alınan olumsuz geri bildirimler (eleştiriler, yetersizlik duygusu, çocuğuna, eşine ve kendine yetememe duygusu gibi) söz konusudur. Duygu durumunun düşmesi, aktivitelere ilginin azlığı, iştahta değişme, yorgunluk, uykunun bozulması kendine güvende azalma gibi davranış değişimleri olabilmektedir. Genellikle doğumdan sonra 2-8 hafta arasında başlar, en az 2 hafta en çok 1 yıl sürer. Durumun başlıca nedenleri kadınların negatif duyguları nedeniyle kendini yalnız hissetmesi ya da utanması, rutin kontrol için çağırıldığı doktorla görüşme olanağı bulamaması ya da hangi doktora başvuracağını kestirememiş olması, yeni doğan bebeğin verdiği heyecanla yakınmalarını dile getirememesi olabilir. Ağır doğum sonrası depresyonu olan kadınların yalnızca yüzde 50’den azı belirtilerini depresyon olarak değerlendirmektedir.
Depresyonla başa çıkabilmek için şunlar yapılabilir;
•Yardım isteyin diğerlerine size nasıl yardımcı olabileceklerini söyleyin.
•Kendiniz ve bebeğiniz için beklentilerinizde gerçekçi olun.
•Egzersiz yapın, doğa yürüyüşü yapın ve bir süreliğine evden çıkın.
•Bazı günlerin iyi, bazılarının kötü olacağının farkında olun.
•Akla yakın bir diyet uygulayın; alkol ve kafeinden uzak durun.
•Eşinizle ilişkinizi geliştirin birbirinize zaman ayırın.
•Aile ve arkadaşlarınızla iletişim içinde olun kendinizi izole etmeyin.
•Eve ilk çıktığınızda ziyaretçilere sınır koyun.
•Telefon konuşmalarınızı eleyin.
• Bebeğiniz uyuduğunda uyuyun veya dinlenin.
Unutmayın, çocuğunuz ve kendiniz için sağlıklı bir ruha ve bedene ihtiyacınız var...

X