"Selçuk Şirin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Selçuk Şirin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Selçuk Şirin

Mutlu olmaya mecalimiz yok!

TÜRKİYE’nin kurucuları arasında yer aldığı, yani bizim de vergilerimizle desteklediğimiz OECD, son yıllarda çok kıymetli bir iş yapıyor.

Verileri kimsenin okumadığı raporlardan çıkarıp, herkesin anlayabileceği basit görsellere dönüştürüyor. Yurttaşlar, karşılaştırmalı uluslararası verilerle daha akılcı tercihlerde bulunsun diye... Bu hafta size o verilerden ikisini paylaşacağım. İkisinde de zirvedeyiz. Zaten son zamanlarda bu tür uluslararası sıralamalarda Türkiye’yi bulmak çok kolaylaştı... Ya zirvedeyiz ya da en dipte. Arası yok nedense...

BİZDEN ÇOK MESAİ YAPAN YOK!

Baktığım tablolardan biri fazla mesaiyle ilgili. OECD tarafından resmi kaynaklardan toplanan verilere göre 60 saat ve üstü mesai yapan çalışan oranında OECD ülkeleri arasında zirvedeyiz. Evet doğru okudunuz 60 saat ve üstü en çok çalışan oranı yüzde 23.3 ile bizde. Yani neredeyse her 4 çalışandan biri haftada en az 60 saat çalışıyor. Diğer ülkelerin hiçbiri bize yaklaşamıyor bile. Mesela İsrail’de bu oran yüzde 15. Hani şu çok çalışkan dediğimiz Almanya’da ise oran yüzde 3.3. İşçi haklarının son derece kısıtlı olduğu ABD’de bile fazla mesai yapmak durumda olan çalışan oranı yüzde 3.8. Özetle OECD ülkeleri arasında bizden çok çalışan yok.

ÇALIŞIYORUZ DA NE OLUYOR?

Soru bu. Öyle ya bu kadar çok mesai yapınca sonuç ne oluyor? Daha çok mu üretiyoruz? Hayır. Daha çok mu kazanıyoruz, o da hayır. Zira biliyorsunuz OECD ülkeleri içerisinde gerek üretkenlik gerek verimlilik bazında sonlarda yer alıyoruz. Çok çalışmak çok üretmek demek değil. Tabii bir de meselenin istihdama katılım boyutu var. Türkiye OECD ülkeleri içinde hem kadınları hem gençleri istihdama katma oranında en kötü durumda. Öyle olunca nüfusun çok daha az bir kesimi istihdama katılıyor, ama istihdama dahil olanlar daha çok mesai yapıyor. Evde oturan, sokakta boş gezen her yurttaşın yerine çalışanlar biraz daha çok çalışıyor... Hal böyleyken de ortaya çalışanlar açısından ağır bir kişisel fatura çıkıyor.

ÇOK ÇALIŞAN ÇOK MUTSUZ!

OECD, çalışanların işleriyle özel yaşamları arasındaki dengeyi de ölçüyor yıllardır. En son açıklanan 2017 raporuna bakınca yine zirvede Türkiye’yi görüyoruz. 0 ile 10 puan arası değişen bu indekste bizim aldığımız puan 0. Evet doğru okudunuz! Hollanda, Danimarka ve Fransa gibi ülkeler 9 puanla zirvede, yurttaşlarına en iyi iş ve özel yaşam fırsatı sunan ülkeler. Türkiye’de kadın çalışanlar erkek çalışanlara göre biraz daha iş-özel yaşam dengesini kurmuş görünüyorlar ama hem kadınlar hem erkekler OECD ülkeleri arasında en stresli grubu oluşturuyor.

Mutlu olmaya mecalimiz yok

BİZDEN AZ ZAMAN AYIRAN YOK

Merak edip yukarıdaki verileri biraz daha kurcalayınca görüyoruz ki çalışanların iş ve özel yaşam tatminlerinin altında yatan nedenlerden biri çalışma saatlerinin kısalığı, diğeri ise kişisel bakım ve çalışanların kendilerine ayırdıkları zamanlarının olması. Peki bu göstergede neredeyiz diye sormuyorum artık size. Bizden daha az kendine zaman ayıran OECD ülkesi yok maalesef. Oysa bütün araştırmalar gösteriyor ki insanlar kendilerine vakit ayırdıklarında, sanatla, sporla, sosyal ve kültürel etkinliklerle haşır neşir olduklarında hem daha mutlu yaşıyorlar hem de daha verimli çalışıyorlar. Tabii bu denklemin tersi de stresi arttırıyor. Yani kendine vakit ayırmayan, işiyle evi arasındaki dengeyi kurmakta zorlanan ve tabii fazla mesai yapanlardan oluşan bir ülkede hayat, herkes için biraz daha çekilmez oluyor. 

 

YENİ İNŞAATTA SANATA YATIRIM ZORUNLU OLSUN!
BERLİN’e gidenler bilir. Girdiğiniz her binada, dolaştığınız her sokakta sizi sanat eserleri karşılar... Ya girişte ya cephede ya da lobide devasa sanat eserleri. İnsan bazen bir galeriye mi, müzeye mi yoksa apartmana mı girdiğini bilemiyor... Geçen hafta Berlin’de, Berlin Film Festivali için gelen kalabalığın ortasında şehri güzelleştiren bu sanat eserlerini izlerken buldum kendimi. Kendi kendime ‘Almanlar sanatı ne çok seviyor’ diye düşündüm ama işin bir başka boyutu da varmış. Meğer Almanya’da yapılan inşaat yatırımlarında sanata belli bir oranda yatırım fonu ayırma zorunluluğu varmış. İşin içinde bir devlet planlaması var anlayacağınız.

Mutlu olmaya mecalimiz yokEserin adı: Molekül Adam, Sanatçı: Jonathan Borofsky

SANAT YOKSA RUHSAT DA YOK!

Kelkit’ten Bundestag’a uzanan başarı ve göç hikâyesini ‘Yol Ayrımındaki Türkiye’ kitabımda anlattığım Yeşiller Partisi’nin emektar vekili Özcan Mutlu’nun aktardığına göre bina ruhsatları verilirken müteahhitlerden sanat için yapılacak yatırım bütçesi de ayrıca isteniyormuş. 1 milyon Euro’ya kadar olan inşaat yatırımlarında sanata yüzde 1 fon ayrılmak zorunda. 1-50 milyon Euro inşaat yatırımında bu oran yüzde 0.5, ve 50 milyon dolar üzeri yatırımlarda en az 500 bin Euro sanat için ayrılmak zorunda. Bu fon ya yapı içinde sanat için ya da yapı çevresinde sanatsal düzenleme için kullanılıyor.

İSTANBUL’DAN BAŞLAMAK GEREK...

Sistemin suiistimal edilmemesi için sanat ve sanatçı seçimi de içinde sanat otoritelerinin olduğu bir kurula bırakılmış. Kamu inşaatları için ve imar planında değişiklik talep eden özel yatırımcılar/müteahhitlere de aynı kurallar uygulanıyor. Tabii ben bu detayları duyunca yeni bir Türkiye hayali kurmaya başladım... Aynı uygulama bizde de yapılamaz mı? Düşünsenize, her yıl bunca inşaat yapılıyor. Devlet en büyük müteahhit. Yapılan her yeni inşaatta sanata ve sanatçıya da yer verilse, estetik kaygı hiç olmazsa meselenin küçük bir parçası olsa... Biliyorum, ‘Hocam hem oturup ince şeyleri düşünmeye kimsenin vakti yok diyorsun hem de böyle şeyler yazıyorsun’ diye bana naif diyeceksiniz ama... Sıradan vatandaştan en yüksek kamu görevlisine kadar herkesin başta İstanbul olmak üzere şehirlerin çirkinleştiğini söylediği bir ortamda böyle bir uygulamaya şans vermemiz gerekiyor.

X