"Selçuk Şirin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Selçuk Şirin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Selçuk Şirin

Çocuklarla Teknoloji Orucu

Beni sosyal medyadan takip edenlerin de bildiği gibi üç haftadır karavanla, çadırla kamp yapıyoruz. Bu yazıyı yazdığım bilgisayar ekranı ve birkaç günde bir ulaşabildiğimiz sınırlı internet hariç ekranı olan her şeyi geride bıraktık. Çadırlarda, orman kamplarında, akıllı telefon, TV ve bilgisayar ekranlarından uzak geçen bu üç hafta çok öğretici oldu benim için... Unuttuğum şeyleri hatırladım...

Ekranlara doğmuş çocuklar için teknoloji detoksu!
Ev ortamının, otel ya da yazlık ortamının verdiği konforlardan uzak bir tatile çıkma fikri aslında yeni değil. Eskiden çocuklar olmadan evvel arada sırada yapardık. Çadırı kapıp doğaya kaçardık... Ama şimdi ekranların ortasına doğan iki oğlumla bu tatile çıktık. Ekran kuşağı diyorlar onlara. Ekran yerlisi. Hayır, sadece televizyonla değil, Ipad, akıllı telefon, tablet ve tabii ki oyun konsollarıyla büyüyen çocuklardan söz ediyorum. Ekransız tatile çıkma fikrini çocuklarla paylaşınca evdeki isyanı anlatmama gerek yok herhalde. Bilgisayar oyunlarından, arkadaşlarıyla iletişim kurdukları telefonlarından uzak üç hafta onlar için üç asır sonuçta... Ama uzun müzakereler sonucu anlaştık. İkisi de okumayı seviyor zaten. Bavula bolca kitap doldurup çıktık yola. Üç hafta boyunca en büyük sıkıntı çocuklara aradığı kitapları bulmak oldu... Ekranlar olmayınca günler bayağı uzuyor çocuklar için de... İyi oldu...

Kaliteli zaman paylaşımı için ekranları kapatmak gerekiyor!
Geçen haftalarda yazmıştım. Elde akıllı telefon, arkada açık televizyonla kaliteli zaman paylaşımı olmuyor çocuklarla. O nedenle bu üç haftalık ekran orucunun benim için en güzel tarafı aile içindeki sohbetlerdi. Dağ başlarında, dere kenarlarında saatlerce süren yürüyüşlerde daha önce konuşma fırsatı bulamadığımız pek çok konu gündeme geldi... Yeni şeyler öğrendik birbirimize dair bu yolculuklarda. Bir de akşamları, elektrik olmadığı için kamp ateşi etrafında geçen o doyumsuz sohbetler var tabii. Yaşar Kemal’in Üç Anadolu Efsanesi ile başlayan masallar, söylenceler... Ateşin insanda hikaye anlatma arzusu uyandıran bir tarafı var.

Zor olmadı desem yalan olur!
Bana gelince... Benim gibi çocukluğu internet ve elektrik öncesi çağda geçen biri için bu üç hafta bir nevi geçmişe geri dönüştü... Gaz lambası ışığında kitabı bitirmek, akşam çadırda uyurken gökyüzünde akan yıldızları seyretmek, sabahın ilk ışığıyla uyanmak... Çocukluğum. Unuttuğum çocukluğum. Neredeyse 30 yıldır işim gereği ekranlara bağımlı bir hayat yaşıyorum sonuçta. Bir de ekranlar benim ekmek teknem. Verdiğim dersler, yaptığım araştırmalar, yazdığım yazılar hep ekranlardan geçiyor. Ama son yıllarda bir de sosyal medya iptilası çıktı malum. Çoğu gün Twitter’a bakmadan, haberleri okumadan bir kaç saat bile geçirmek zor geliyor bana... Ol sebep şu üç hafta benim için zor oldu. İnsanın alışkanlıklarını bırakması hep zor olur...

En son üniversitede bu kadar çok kitap okumuştum.
Mesela bu yazıyı şimdi bir orman parkında yazıyorum. Bilgisayarın pili her an bitebilir kaygısıyla. Aynı şekilde, yazıyı gazeteye göndermek için nerede internete ulaşacağımı da henüz bilmiyorum. Geçen hafta 45 dakika yürüyüp yakındaki bir gaz istasyonundan yollayabilmiştim yazımı... Ama bu yazıyı yolladıktan sonra bir gölde yüzeceğim, ardından da yarıda bıraktığım romana geri döneceğim. Geçen hafta yazdığım Irresistable kitabı bitti. Yaşar Kemal kitapları da. Şimdi Ahmet (Ümit) Abi’nin Moskova yıllarını anlattığı Kar Korkusu’nu okuyorum. O kitabın ilk sayfalarında ölümüne şahit olduğumuz Mehmet’i acaba kim öldürdü? Kafamdaki tek soru bu şimdi... Ekranları kapatmanın en güzel tarafı çocuklarla muhabbeti ilerletmek ise ikinci güzel gelişme bu oldu—günler ne kadar da uzunmuş kitap okumak için...

Neden Karadeniz’in yaylaları, Ege’nin kıyıları milli park olmasın?
Size erkanları bırakıp ailece doğaya karışın diyorum ama biliyorum ki bu satırları okurken aklınızda şu soru var: İyi de hocam sen bunu Amerika’da yapıyorsun. Biz Türkiye’de nasıl yapalım? Haklısınız! O nedenle şu üç haftayı mümkün kılan ABD Milli Parklar sistemini, bizim için de dersler de çıkartarak anlatmak farz oldu. Bizim de orta gelirli aileler için, gençler, çocuklu aileler için otel ve yazlıklar dışında doğada tatil fırsatları sunmamız gerek. Karadeniz’in yaylalarını, Ege’nin kıyılarını, Anadolu’nun dört bir yanındaki dağları, ovaları korumanın bundan daha iyi bir yolu yok. İnsan doğayı olduğu gibi bırakınca seviyor... Bu konuyu daha çok konuşacağız...

 

Not: Bu yazıyı geçtiğimiz hafta yazmama rağmen yukarda bahsettiğim gibi internete ulaşma imkanım olmadığından bu hafta yayınlayabiliyorum.

X